YAZILAR

Çığlık

Kar tekrardan bizimle. Hava tekrardan soğuk ve renksiz.. Yirmi üç yaşımı ortalamışken ; Esma’nın Süreyya’ya söylediği şu söz geliyor aklıma “yaş almaktan değil yaşamamaktan korkmalı insan.” Ki yaşarken fark ettim de farklılık adına çıkılan yolda hepimiz aynılaşmışız, benim umudum diri kalsın derken başkasının umudunu ezip geçmişiz hınçla , aynı barış şarkısını değil aynı savaş türküsünü tutturmuş gibiyiz. Şimdilerde Norveçli ressam Edvard Munch’un ‘Çığlık’ adlı tablosunu daha iyi anlıyorum. İlla da bir yere konumlandıracaksam ; Edvard’ın fırçasının ucuyla, tuvalinin arasında bir yerde buluyorum kendimi. Acıyı hissediyor ve anlamsızlığın anlamında boğuluyorum. Artık sağımdaki acıya kör olayım deyip sola bakamayacak insanlık.

Adalette eşitlenemedik ama duyarsızlık ve acıda artık eşitiz gibi hissediyorum. Bir kere tüm nesnelliğiyle gerçeği yakalamış olanın sahici olmayan bir gerçeğe sarılamadığını anladım. Tüm her şeyin sarsttığı bedenimi Christopher McCandless gibi arkada bırakmak isterdim. Ama biliyorum ki beni kabul edecek bir doğa kalmadı. Umut tüccarlığı yapmak , daha yolun başındayken yolda bırakacak birkaç motive cümlesi kurmak isterdim. Lakin ; evet ,hepimiz gerçeğin arkasındaki bir sesi arıyoruz ; biliyorum.

Öyle bir yerdeyiz ki Van Gogh’un kalbine dayadığı bir namlu kadar kanlı ve hüzünlü. Ama ben tüm rağmenlere rağmen kırk yıl sonra kendimi Tolstoy gibi yatağımda hala bir şeyler mırıldanıyorken bulmak çok isterdim. Tekrardan o ırmağın kenarına inip ayaklarımı suya sokabilir miyim bilmem. Yüzümde gezinirken güneş, kuş cıvıltılarıyla çocuk sesleri birbirine karışır mı bilmem. Rengarenk ellerin el ele tutuştuğu bir oyunun içinde tekrardan uyanır mıyım bilmem…/ 16.03.20 – 19:30

Hanne Meryem Çil

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: