YAZILAR

İslam Diye Sunulan Rivayet Dini

Hadis ve rivayet konusuna girmeden önce tarafımızın belli olması için ‘Dinin kaynağı nedir?’ sorusuna cevap vermek zorundayız. Çünkü bu soruya vereceğimiz cevap dini anlamdaki yöntemimizin temelini belirleyecektir. Aksi takdirde yapacağımız her anlatım zannımca boşa kürek sallamaktan başka bir şey değildir…

Onun için bu konuda net olmak zorundayız.

Kur’an’a bu minvaldeki ayetlere baktığımız zaman şöyle bir şey görüyoruz…

Allah, seçtiği nebiler aracılığıyla insanlara vahiyler indirir ve onunla karanlıklardan aydınlığa çıkarır…

Vahiy indirmesinin tek amacı budur.

Ayetlerdeki ortak vurgu KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ifadesidir.. Karanlık hep çoğuldur aydınlık ise tektir. Çünkü kurtuluş yolu tektir ve tek bir şekildedir. Oda Allah’ın ipidir ve ona sımsıkı sarılmaktır.

Yani aydınlık Allah’ın getirdiği sistemdir.

Onun için kuranın bu anlamdaki tekliği bu kadar net vurgulanmış iken KUR’AN HARİCİ BİR ŞEY DİNİN KAYNAĞI OLAMAZ.

Ve bu sebeptendir ki Kur’an kendisinin insanlık için hidayet kaynağı olduğunu söyler…

İslam nedir? Diye şöyle bir eskilere doğru gittiğimizde ilginç bir olay ile karşılaşıyoruz;

Bilindiği gibi Mekke ilk dönemlerde uluslararası bir ticaretin Pazar yeri görevi görmektedir. İnsanlar farklı diyarlardan gelerek burada mallarını pazarlıyor, satacağını satıyor ve alacağını da alıp gidiyor. Kabileciliğin, zorbalığın, güçlünün ezdiği bu bölgede ticaret yapmak çok da kolay değil.

Böyle bir dönemde garibanın biri eşeğine üç beş parça bir şeyler yükleyip yanına da küçük kızını alarak bir umut ile az çok ekmek parası için Mekke’ye gidiyor. Pazara girince bir anda Mekke’nin ileri gelenlerinin çocukları adamın etrafını sarıyor. Adamcağızın hem malını hem de kızını alıp gidiyorlar.

Adam feryat figan, bir o tarafa bir bu tarafa gidip geliyor ve yardım çağrısında bulunuyor. Ama ne çare, kim bu insanlara karşı çıkabilir ki.

Adam gözü yaşlı bir şekilde kalabalığın görebileceği bir yere çıkıyor ve bağırarak KIZIMI BU ZALİMLERDEN KURTARACAK KİMSE YOK MU? Diye birkaç defa tekrarlıyor. Ama kimseden ses çıkmaz. Adamcağız ekmek parası ümidiyle gelmişken hem kızından hem de malından oldu gitti.

İslam nedir? Diye soruyorsanız İslam: KIZIMI BU ZALİMLERDEN KURTARACAK KİMSE YOK MU? Çağrısının, feryadın karşılığıdır.

İslam geldikten sonra bu gibi zulümler kalktı. Kimse böyle bir şeye yeltenemedi. Zulme haksızlığa uğrayanlar İslam’a başvuruyorlardı ve eli boş dönmüyorlardı.

Peki, bu gün de böylemi?

Bir feryadın, bir duanın (çağrının) karşılığı olan İslam bu gün de aynı görevi görüyor mu?

Zulme uğrayanlar bu gün de İslam’a, Müslümanlara kaçıyor mu?

Ne yazık ki… Durum hiç iç açıcı değil. Çünkü insanlar bu gün İslam’a kaçmıyor, tam tersine İslam’dan kaçıyor. Daha doğrusu insanlara din diye yutturulan ve adına İslam dedikleri ne idüğü belirsiz bir sistemden kaçıyorlar.

Allah harici herkesin söz sahibi olduğu bir sistem… Evet, ne yazık ki bu gün insanlara din diye anlatılan şey tam da bu.

Helalleri, haramları, ibadetleri ve daha nice kuralları kendilerinin belirlediği bir sistemi İslam diye tanıtmış ve insanlara kabullendirmişler.

Bundan çok kısa bir süre önce İŞİD diye bir örgüt çıktı ve bu uyduruk inanç ile girdiği bölgelerde insanları köle ve cariye ettiğini duyurup kuzey Iraktan kaçırdığı Ezidi kızlarını ve kadınlarını pazarlarda kafeslerde dünyanın gözü önünde sattı. Ve bu hakkı bize dinimiz vermiş dedi.

Doğrudur onların dini onlara bu hakkı veriyor olabilir, ama bilinmeli ki Allah’ın dininde böyle bir vahşiliğe yer yoktur.

İslam dininde CAN GÜVENLİĞİ HER ŞEYDEN ÖNCE GELİR. ÖYLE Kİ YERİ GELİR ALLAH İNSANLARA HARAM KILDIĞI DOMUZ ETİNİ BİLE CANINA ZARAR GELMESİN DİYE YEDİRİR.

Yani can güvenliği evrensel ilkelerin bile önündedir.

Tek bir örnekle bile bu kadar zıt bir farklılık oluyorsa gelin Allah’ın kitabından İslam nedir? in cevabına bakalım.

  • İslam: zorbalık değildir. Bakara 256
  • İslam: haksız yere hiçbir cana kıyamazsın diyen bir sistemdir. İsra 33
  • İslam: Kısasta af edersen senin için daha iyidir diyen bir öğretidir. Bakara 178
  • İslam: dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin diyen bir özgürlük ilkesidir. Kehf 29
  • İslam: işi ehline verin diyen bir hak koruyucudur. Nisa 58
  • İslam: tevhittir, adalettir, merhamettir, meşverettir.
  • İslam: insanlığın ortak kabulüdür.

Bu gerçekler ortadayken din adına hüküm koyucu sadece ve sadece Allah’tır demekten çekinmemeliyiz. Çünkü bunu Allah kitabında net bir şekilde ortaya koymuş. Bunun haricinde konuşmak gerçeğin üstünü örtmektir.

Maide suresi 3. Ayette Allah net bir çerçeve çizmekte.

Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. 

Düşünsenize Allah dini tamamladım diyor. Yetki bendedir diyor… Buna rağmen “ama Kur’an’ın açıklamadıkları var onlar ne olacak” diye konuşanlar oluyor.

Bilinmelidir ki bu dinin eksik oluşu değil aksine Allah’ın bir lütfudur…

Çünkü asl olan sakınılanların, yasakların azlığıdır.

Allah açık açık çok sormayın ki sorumluluklarınız artmasın diyor. Tabir caizse bu durumdan istifade edin diyor…

Ama ne yazık ki insanlar bununla yetinmeyerek haramları arttırdıkça arttırdı. Fakat bunu yaparken tutarsızlığının farkında da değil.

Köpek eti haram dediler ama tilki ve çakal yenir fetvası verdiler. Oysaki Köpekgiller (Canidae), etçiller (Carnivora) takımına ait bir familyadır. Köpek, kurt, tilki ve çakal türleri köpekgiller ailesini oluştururlar. Biri helal iken diğeri nasıl haram olabiliyor ki? Allah haram olan DOMUZ ETİ demiş. Zorlayıp da neden başına işler açıyorsun ki.

Belli ki işin ehli olmayanların verdiği bir karar var burada. Tıpkı kadın hastalıklarına erkeklerin yorum yapıp fetva vermesi gibi bir şey bu. Tekrar hatırlatalım Allah açık açık “işi ehline verin” diyor.

Ne yazık ki Allah’ın indirdiği ile yetinilmedi, çizdiği sınırlar yetmiyor dendi ve BANA KUR’AN VE YANINDA ONUN BİR BENZERİ VERİLDİ!!! Diye bir rivayet uyduruldu.

Bana KİTAP VE HİKMET VERİLDİ dense eyvallah zaten bu Allah’ın ayetidir der susarız, susmak zorundayız. Ama öyle değil bu rivayet ortaya atıldı ve altı artık doldurulmaya başlandı…

O indirilen nedir diye sorduğumuzda: onu herkes bilemez dendi… Ve ortaya GAYRI METLUV HAHİY diye bir şey atıldı. Bunun üzerinden ipe sapa gelmez, akla hayale sığmaz ne kadar gariplik varsa insanlara anlattılar. Ve bu anlatılanlar insanlara ayet diye yutturuldu ve ne yazık ki insanlar da bunu kabul etti. Bir örnek verecek olursak; “Ey Habibim sen olmasaydın, ben bu kâinatı yaratmazdım.’’ Diye bir rivayetimiz var.

Öyle ki Allah’ın Kâinatı Resûllah’ın yüzü suyu hürmetine yaratıldığını ve Resûllah olmasaydı Allah Kâinatı, Dünyayı ve içindeki bütün canlıları yaratmazdı anlamına gelen bu söz adeta insanların akidesi haline gelmiş. Oysa Allah ayetinde;

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Diyerek bu ve bu gibi rivayetlere karşı tavrımızın ne olması gerektiğini açıkça belirtmiş. Tabi ki bu kendilerine Kur’an yetenler içindir.

Rivayetlerin dinde hüküm koyucu olduğu inancı kabul edildiği günden beri başımız dertten kurtulmadı.

İnsanlara din diye öyle şeyler anlatıldı ki, bu anlatılanlar İNSANLARI DİNDEN ETMEYE yetti.

Üzerine birde günümüzün bilgi akışının hızlılığı eklenince, aynı orantıda Deistlerimiz ve Ateistlerimiz de arttı. İnsanları bu denli dinden soğutan, kaçırtan rivayetler neler gelin bir kaçına beraber bakalım…

Meşhur olan bir Rahip Bahira olayımız var.

  • Hz. Muhammed daha çocukken amcası ile birlikte ticater için şama gidiyor. Oraya bu rahip ile görüşüyorlar ve rahip Ebu Talibe “bu çocuk peygamber olacak bunu tanırlarsa öldürürler” diyerek uyarmış. Bunun üzerine Ebu Talip Muhammed’i Ebubekir ve Bilal Habeşi’ye teslim edip Mekke’ye gönderiyor.

Ama bilinmesi gereken bir şey var; Ebubekir hz. Muhammed’den 2 yaş küçük Bilal’de daha doğmamış. Ve Şam – Mekke arası 1683 km…

  • Kadınlara okuma yazma öğretmeyin aşığına yazmasın… (rumuzul ehadis)
  • Allahtan başkasına secde edilseydi kadının kocasına secde etmesini emrederdim…
  • Kocasının vücudu irinle kaplı olsa da kadın tüm irini diliyle yalayarak temizlese, kocasının hakkını yine de ödemiş olmaz. (İbn Hanbel)
  • Peygambere Allah’ın yerleri ve göğü yaratmadan önce nerede olduğu soruldu, peygamber ‘bir bulut içindeydi; üstü hava altı havaydı’ dedi…          (ibn Hambel)
  • Allah zamandır… (muvatta)
  • Musa Azrail’e tokat attı gözünü çıkardı. (Müslim)
  • Kadın erkeğin kaburgasından yaratılmıştır. (Tevrat)
  • Dünya balığın sırtındadır, balık başını salladıkça deprem olur. (İbn kesir tefsiri)
  • Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan cennete giremez, yine kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan cehenneme giremez. (Buhari )
  • Zina eden recm edilir…
  • Tüm kara köpekleri öldürün çünkü onlar şeytandır.  (İbn Hanbel)
  • Ümmetimin fakirleri cennete zenginlerden 500 sene daha önce girecektir (Tirmizi; ibn-i mace)

Evet, insanlara din diye bunlar anlatılıyor ve insanlığın düzelmesi isteniyor…

Kurtubi tefsirinde geçen bu pasaj tam anlamıyla fantastik filmlere konu olacak türdendir:

İblis yavrusunu Havva’ya bırakarak: Sen buna bak demiş. Âdem (as) gelerek: Bu ne oluyor ey Havva? Deyince, Havva: Bizim düşmanımız bunu getirdi ve bana buna bak, dedi. Âdem: bizi aldatan odur, deyip çocuğun üzerine atıldı ve onu dört parçaya böldü. Her bir parçasını ona olan öfkesinden dolayı bir ağacın üzerine astı. İblis gelerek: Ey Havva oğlum ne­rede? Diye sordu. Ona Âdem (a.s)’ın ona yaptıklarını anlattı. Bu sefer İblis: Ey hannas diye seslendi, o da canlanıp tekrar geldi. Yine unu alıp Havva’ya emanet etti. Âdem (a.s) geldi. Bu sefer onu ateşte yaktı, küllerini denize savurdu. İblis -aleyhi’l-la’ne- geldi ve: Ey Havva oğlum nerede? Dedi. Ona Âdem’in oğluna yaptıklarını anlattı.  Ey Hannas diye seslendi, canlanıp ona geldi. Üçüncü bir defa onu getirip Havva’ya bıraktı ve ona bak, dedi. Âdem onu görünce onu boğazladı ve ateşte pişirdi. Her ikisi de onu tutup yediler, İb­lis geldi ona durumu sorunca Havva da olanı ona bildirdi. İblis: İşte benim istediğim bu idi. İşte Âdemin oğullarının göğüslerinde kalacağın yer budur, dedi… (kurtubi nas suresi…)

Buna benzer bir anlatımda İbni Kesir’in Tefsirinde geçiyor;

Allah Teâla’nın Kalem Suresi’nde: ‘Nun ve Kaleme andolsun ki…’ diye söz konusu edilen Nun balığıdır. Balık sudadır. Su ise kayalığın üzerindedir. Kayalık ise hiçbir bitki bitirmeyen büyük bir taşın üzerindedir. Taş ise bir meleğin sırtındadır, melekte bir kayanın üzerindedir, kaya rüzgârdır. İşte Hz. Lokman’ın ‘Ne gök vardı, ne yeryüzü, balık hareket etti ve kımıldadı, yeryüzü sarsıldı ve üzerine dağlar çekilerek durduruldu. Bunun için dağlar yeryüzünün üzerine oturtulmuştur’ diye bahsettiği kaya budur.”

Ve daha nice böyle garip rivayetler…

Peki, bu rivayetler sadece bugün mü tepki çekiyor ya da bu rivayetleri nakledenler sadece bu gün mü eleştiriliyor yani eskiden de böyle karşı çıkışlar oluyor muydu? Başka bir değişle Buhari ve diğer hadisçiler hep bugün olduğu gibi el üstünde tutuluyor muydu? Birde onlara bakalım.

Buhari’nin çağdaşı İbni ebu hatim buhari öldüğünde 16 yaşındaymış, Babasından naklederek cerh ve tadil eserinde;

  • Buhari Kur’an mahlûktur dediği için terk edilmiştir.

Ebu zura kendi döneminde buhariden daha meşhur birisidir. Aynı zamanda Müslim’in kitabını onaylatmak için sunduğu kişidir. Ve bu şahıs Buhari için diyorki

  • “Güvenilir değildir”

Dikkat ettiyseniz Müslim kitabını onaylatma için hocası olarak bildiğimiz Buhari’ye gitmiyor. Çünkü kendisi de Buhari’yi doğru bulmuyor.

Kendi döneminde hadisçilerin emiri sayılan Darekutni’de Buhari’yi güvenilir bulmuyor. Ve onun için;

  • “Buhari zayıf ve yalancı ravilerden hadis rivayet etmiştir” diyor.

Buhari için bunlar reva görülürken Buhari de kendi çağdaşı olan ehli beyt ailesinden hadis nakletmemiştir.

Yani durum hiç de bu gün olduğu gibi loş değilmiş.

Hadis nedir?

Yukarıda saydığımız rivayetler hadis değil dedik. Peki, bunlar hadis değilse hadis nedir?

Hadis söz konusu ise Hz. Muhammed’in hayatı göz ardı edilmemelidir.  Ve onun hayatı hakkında Hz. Ayşe’ye sorulduğunda “onun ahlakı Kur’an’dır” cevabını veriyor.

Buradan anlıyoruz ki hadisleri ve Hz. Muhammed’i tanımak istiyorsak önce Kur’an’a bakmalıyız. Çünkü o Kur’an’dan besleniyordu ve Kur’an’dan beslenen biri Kuran’a muhalif konuşmaz.

Madem onun ahlakı kuran idi nasıl oluyor da bugün hadisler ile Kuran arasında bu kadar zıtlık olabiliyor… Demek ki bir yerde bir yanlışlık var. Ve o yanlış düzeltilmeli. Pe ki o yanlış nedir? O yanlış hadisler için yapılan tanımlardır. Çünkü

Hadis, bazılarımızın sandığı gibi Kur’an’a paralel akan müstakil bir nehir değildir.

Hadis, Allah’ın mesajını insanlara iletmekle yükümlü olan Nebi as. Hayatında ve sözlerinde Kur’an’ın yankılanmasıdır.

Hadis, Nebi as. Kur’an’a muhalif konuşmamasıdır.

Muhaddislere, hadislere ve rivayetlere değinip sahabeye değinmemek tabi ki de olmaz.

Sahabe nedir ve kimlerdir konusunda söyleyeceğimiz sözler ve yapacağımız yorumlar Kuran’a herhangi bir zarar verir mi? Hayır asla.

Peki, yapacağımız yorum ve tanımlama rivayetlere zarar verir mi? Kesinlikle verir.

Peki, rivayetler zarar görürse Buhari’de zarar görür mü? Evet görür.

İşte şimdi Buhari çökerse din çöker sözü daha iyi anlaşılıyor.

Yani adamların meselesi, savunduğu İNDİRİLEN DİN değil UYDURULAN DİN.

Gelin şimdi Sahabe nedir, kimdir? Sorusunu cevaplayalım.

Klasik tanımda sahabe Hz. Muhammed’i gören herkestir, Onlar tümüyle adildir, her biri gökteki yıldızlardır vs gibi tanımlar yapılmış.

Soru, Nebi as’ı gören herkes sahabe ise ve sahabenin tümü adil ise “bir fasık size bir haber getirdiğinde” ayeti kimden bahsediyor? !!!

Aslında her şey ortada kimse kimseyi kandırmasın.

Sahabe olmak Nebi as. In sabah akşam yanında kalmak değil, Musab gibi önceden gidip Medine’yi inşa etmektir, hazırlamaktır. Sahabe Ebu Hureyre gibi her şeye cevap yetiştirmek de değildir.

Ey Allah Resulü ben çocuklarımı hiç böyle sevmem diyen adam sahabe değildir.

Peki, sahabe nedir?

  • Nebi as. Mesai arkadaşlarıdır.
  •  Hz Ali’nin deyimiyle “Dini rivayet edenler değil, dine riayet edenlerdir.”
  • “İlim çok hadis rivayet etmek değil, çok haşyet sahibi olmaktır” a uymaktır.
  • Sahabe yetiştirilendir, Kuran ile inşa olandır, inşaya açık olandır.
  • Sahabe talip olandır.
  • Seni kılıcımızla düzeltiriz ey Ebu Bekir diyendir…
  • Ömer’de kimmiş ki Allahtan korkmasın diyebilmektir.
  • Hz Ömer’in sırtındaki yeni cübbeyi görünce o nereden geldi diyerek soran ve akıllarda şüphe bırakmayandır.
  • Ammar b. Yasir’dir, Musab b. Umeyr’dir, ebu Zer’dir, 

Aslında bu ayrımı ben yapmıyorum, Nebi as yapmış. Ashabım tabirini o kullanmış. “Ey Halid ashabıma karışma” diyen o. Sahabe içerisinde seçtiği ve sırtını dayayabileceği bir gurubu O seçmişti. Evet, O sırtını Ömer’e Selman’a Hamza’ya, Bilal’e dayamıştı.

Muaviye’ye, amcası Abbas’a değil.

Hadis rivayeti konusu ve sahabenin durumu ve kim ne kadar hadis rivayet etmiş diye baktığımızda karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor.

  • 5374 hadisi ile Ebu Hureyre birinci sırada.
  • Enes Bin Malik 2286 hadis rivayet etmiştir.
  • Hz Aişe 2210 hadis rivayet etmiştir.
  • Abdullah bin Abbas İbni cevzi ye göre 1660 adet hadis rivayet etmiştir.
  • Cabir bin Abdullah 1540 hadis rivayet etmiştir.
  • Ebu Said El hudri 1170 hadis rivayet etmiştir.
  • Ebubekir 142 hadis riayet etmiş..
  • Ömer b. Hattap: 50 civarı
  • Ali b. E.talip : 58
  • Osman 9
  • Zübeyir b. Avam: 9
  • Talha: 4
  • Selma’nı farısi: 4 hadis rivayet etmiş.

Hz Ayşe hariç diğer şahıslara bakınca göze ilk çarpan ayrıntı Nebiye en yakın olan şahısların çok az hatta yok denecek kadar az hadis rivayet etmeleridir. Bu çok önemli bir ayrıntıdır.

Bunun bir diğer adı Nebi as.ı anlamaktır ve ona uymaktır. Bir ömür Nebi as ile yaşayan Ebubekir 142 hadis rivayet edecek, 2 yıl civarı ashabı suffa içerisinde yaşayan ve kim olduğu hakkında net bir bilgi olmayan Ebu Hureyre 5374 hadis rivayet edecek ve İslam toplumu dininin neredeyse yarısını bu rivayetlerin üzerine kuracak.

Kuran’a ve akla uymayan ne kadar garip rivayet varsa diyebiliriz ki bu şahsın adı ile gelmiş.

“Namaz kılarken önünüzden siyah köpek ve kadın geçerse namazınızı bozun” gibi kadını aşağılayan rivayetler bu şahıs tarafından rivayet edilmiş. Hz ayşe bu sözü duyduğunda “sen ne kötü bir hatipsin, Nebinin dediğinin başına yetişmedin, oryasından neden anlatıyorsun” diyerek kendisine birçok defa uyarılarda bulunmuş.

Bir keresinde Nebi as kendisine “ebu hureyre neredeydin” diye sorduğunda “kardeşlerimin evine gittim” diyor Nebi as “az git ebu hureyre biraz az git ki özlesinler seni” diyor.

  • Zehebi, okumadığı halde Ebu hureyre kadar Tevrat’ın muhtevasını iyi bilen birini görmedim diyor.

Ebu Hureyre Tevrat’tan nasıl bu kadar haberdar olmuş diye baktığımızda hz Ömer döneminde İslam’ı kabul eden bir Yahudi Tevrat âlimi olan Kabul Ahbar’ı görüyoruz. Bu şahsın kim olduğunu ve dine neler yaptığını bir kaç rivayet ile anlatalım.

“Ey Ömer ben Tevrat’ta ahir zaman peygamberinin 63 yaşında vefat edeceğini, yerine gelecek zatın da 63 yaşında vefat edeceğini ve ondan sonra demir gibi sert bir kişi olan senin bu konuma geleceğini okumuştum” diyor ve bunun karşısında Ömer oturup hüngür hüngür ağlıyor ve “demek Tevrat benden de bahsediyor öylemi” diyor…

“Ben Tevrat’ta okudum ki bütün âlemlerin aklını bir tarafa koysanız Muhammed as aklını da bir tarafa âlemlerin aklı onun aklı yanında zerre etmez.”

“Tevrat Muhammed as. Allah’ın nurudur diyor.”  Bunun gibi daha nice ve kaynağının belli olduğu rivayetlerin sahibi ve Ebu Hureyre’nin de hocası bir zat. Ne yazık ki bu şahsın beraberinde getirdiği tortular din diye aktarıldı. Ve bu şahıs Muaviye tarafından maaşa bağlanıp el üstünde tutuluyor.

Dedik ya sahabe dini Rivayet eden değil, dine Riayet edendir. Ama bu rağmen ve hz Nebi hadis yazdırmayı yasaklamışken yine de onun vefatından sonra rivayet ediliyor ve daha sonra da yazdırılıyor.

Hadis yazımını aslında ilk başlatan kişi Ömer b. Abdülaziz’dir fakat halifeliğinin 3. yılında ölümü sebebiyle bu çalışması askıda kalıyor. Burada önemli olan bir husus var oda şu; Ömer Bin Abdülaziz hadisleri Hadisi Resulullah ve hadisi Nebi tabirleri ile ayrı ayrı sınıflandırmıştır.(Buhari) ne üzücüdür ki bu çalışma hakkında elimizde bundan fazla bilgi yok. Ömer b. Abdülaziz bu ayırım ile neyi kastetmiş bilmiyoruz. Ama bir gerçek var ki hadisler bu ayırım ile bizlere ulaşmış olsaydı büyük ihtimalle bu gün yaşanan bu sorunların ciddi bir kısmı yaşanmıyor olacaktı. Hatta belki de hadislerin AYET konumuna çıkarılması bu sayede engellenirdi.

Tabi bunlar gönlümüzden geçen iyi niyetler. Çalışmanın iç yüzünü ancak Allah bilir.

Daha sonra Hicri 105 tarihinde hişam bin Abdülmelik halife olmasıyla hadis Tedvin görevi ibni şihab ez zühri ye verilmiş. Ne yazık ki hadis gibi istismara açık olan bir alan artık güvenilmez siyasetçilerin eline girmiş oluyor.

Peşine hadislerin tasnifi yapılıyor. Bu konuda yapılan ilk çalışma Ebu Cafer Mansur’un emri ile başlatılmış. Bu şahıs imam Azam Ebu Hanife’nin katilidir. İmam, bu şahsın yaptığı zulümlere fetva vermediği, siyasetini onaylamadığı için zindana atılıyor, 70 yaşında zindanda kırbaçlanıyor ve en sonunda da zehirlenerek katlediliyor…

Sadece imam azam değil, onun gibi birçok önemli şahsiyet bu şekilde susturuluyor.  

Bu da Kur’an merkezli düşüncenin bastırılıp rivayet eksenli düşüncenin baskın hale gelmesine sebep oluyor. Ve bu sayede rivayetler üzerinden insanlara Kuran harici hemen her şey anlatılıyor. Ve yavaş yavaş Kuran hayattan koparılıyor.

Kuran’ın hayattan koparılması hayatın gerçeklikten koparılmasıdır.

Gerçeklikten koparılmış bir hayatta, ya zanna dayanır ya da hayal ürünüdür.

Böyle bir inanç da yapsa yapsa insanları ya DEİST ya da ATEİST.

Her şeyin doğrusunu bilen ALLAH’tır…

Nedim KURT

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: