BİLİM/TEKNOLOJİ

KAYGI DOLU BİR GENÇLİK

Kaygı kelimesinin kelime manasına baktığımız zaman; kötü bir sonuç doğacak diye duyulan üzüntü, tasa açıklamasını birçok kaynakta bulabiliriz. Çoğu insanın son yıllarda duymaya aşina olduğu kaygı bozukluğu ülkemizde gün geçtikçe hızlı bir şekilde artmaya devam ediyor.

Yapılan istatiksel araştırmalarda Türk halkının psikolojisinin her geçen gün biraz daha bozulduğu kanaatine varıldı. Son 5 yılda psikolojik rahatsızlıklar nedeni ile sağlık kuruluşlarına başvuranların oranı %330 artış göstermiş.

Hepimizin zamanında büyümek için can attığımızı hatırlayınca belki de büyümemeliydik diye düşünüyor insan. İlkokul çağına gelmiş çocukların okula başlamasından itibaren bazen ailede bazen çocukta bazen de hem aile hem de çocukta birçok sıkıntı ve kaygı bozukluğu kendini göstermeye başlıyor. Ortaokul dönemine gelince ise öğrenciler artık belirli olgunluğa ulaştığında ister istemez kendine ben ne olacağım? Ömrüm okumakla mı geçecek? Diye sorular sormaya başlıyor. Ama durum böyle ya lise dönemine erişilince ileriye yönelik düşünmek için gerekli olgunluğa ulaşan öğrenciler lise çağından itibaren içinden çıkılamaz bir hal alan gelecek kaygısı ve meslek kaygısı duymaya başlıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz yapılan araştırmalarda Türk halkının psikolojik rahatsızlıklar nedeni ile sağlık kuruluşlarına başvurularının %330 oranında arttığından bahsetmiştik. Peki, ne oldu da eskilerden duymaya alışık olmadığımız birçok psikolojik hastalık artık yaygın bir hale geldi ve de görülen psikolojik hastalıkların vücutta görülme yaşları 9 – 10 yaşlarına kadar indi.

Tam olarak Lise döneminde başlayan kaygı bozuklukları gün geçtikçe ortaokul dönemlerine kadar inmeye başladı. Bu inişe neden olan birçok faktör bulunmasına rağmen bizim kanaatimizce eğitim sistemi bunlardan en önemlisi. Yarın bile eğitim sisteminin değişme ihtimali olan bir ülkede kaygı bozukluğunun genç yaşları kadar inmesi çok normal. Burada bahsettiğim olay değişime karşı olduğumun bir göstergesi değil. Sorun bu sistemlerin değişimi esnasında sürekli olarak bir kısım öğrencinin feda edilmesidir. Yaklaşık 5 yıl önce liseye geçiş sınavı olarak bilinen SBS 3 sınav iken o dönemde tek sınava indirildi ve bir kısım öğrenci yine gözden çıkarıldı.

Geçtiğimiz günlerde yine Liseye geçiş sınavına yakın bir dönemde sistem tekrardan değiştirilerek liseye geçiş sınavına çok az bir süre kala bütün öğrencilerin yaptıkları çalışma planlarında değişime bağlı olarak tutarsızlık ve yetersizlik meydana geldi. Liseye geçiş sınavına yapılan değişikliklerden kısa bir süre sonra da Üniversiteye geçiş sınavında bir takım değişiklikler yapıldı ve yine bir kısım öğrenci gözden çıkarıldı. Yarın ne olacağı bilinmeyen bir eğitim sisteminde güvenli bir şekilde nasıl öğrenci olunur veya nasıl sağlıklı bir öğrencilik hayatı geçirilebilir?

Sistem mağduru öğrencilerin geçmiş yıllardan itibaren sürekli olarak yaptıkları yakınmalar neredeyse birçoğunda aynı. Bizim eğitim sistemimizde öğrenci odaklı eğitim yok kitlesel bir eğitim var. Örnek olarak bir öğrencinin edebiyat dersi zayıf ailesi ne yapıyor edebiyat dersi aldırıyor. Eğer bir öğrencinin belirli derslere yeteneği yoksa onu o derse zorlamanın bir manası yoktur. Aileleri de işte bu duruma iten yine eğitim sistemimiz.

Günümüzde ki üniversite öğrencilerinin ya da üniversiteden mezun olan öğrencilere istediği ve ilgi duyduğu meslekte mi? sorusunu hangi öğrenci veya mezuna sorarsak soralım genel olarak hayır cevabını almamız muhtemeldir.

Günümüzde artık insanlar istedikleri meslekleri yapamıyor bunun sonucunda da tükenmişlik sendromu dediğimiz psikolojik rahatsızlıklar görülmeye başlanıyor.

İstediği ve ilgi duyduğu bir mesleği yapan bir insan ile eğitim sistemi mağduru zoraki olarak bir an önce para kazanmaya başlamak için istemediği mesleği zorla yapan bir insanı karşılaştırdığımızda hangisinin daha çabuk tükeneceğini kestirmek çok da zor değil.

Kanaatimizce insanları istemediği meslekleri yapmaya zorlayan eğitim sistemi ve yaşamsal mücadeledir. Belirli bir yaşa gelince artık kendi ayakları üzerinde durması gerek bir birey ne olursa olsun para kazanmak, ailesine bakmak ve yaşamını devam ettirmek zorundadır. Bu zorunluluktan kaynaklı olarak her gün televizyonlarda ve medya yayın organlarında atanamayan üniversite mezunu öğrencilerin isyanlarını görebiliyoruz. İşte yukarıda bahsettiğimiz kısır döngü sonucu artık bölümlerdeki mezun sayısının artışına ve iş yerlerindeki belirli mesleğe duyulan ihtiyaç sayısındaki azalma veya yeterlilik sonucu ülkemizde birçok üniversite mezunu işsiz insanları görmek yüksek bir ihtimaldir.

Geçtiğimiz tarihlerde İstanbul için mahalle bekçileri alınacağı duyurulmuştu. Yapılan başvurulara baktığımızda;

İçişleri Bakanlığı’nın İstanbul’a alınacak 2 bin mahalle bekçisi için 9 bin 980 aday başvurdu. Adaylardan 8’inin yüksek lisans, bin 170’inin lisans ve bin 157’sinin ön lisans yaptığı belirlendi haberindeki ilginç tablo ile karşılaşıyoruz.

Eğer bir ülkenin yüksek lisans yapan üniversite mezunları o ülkede işsiz kalabiliyorsa bu ya eğitim sisteminin kalitesizliğinden ya da yaşamsal mücadelenin zorluğundan kaynaklıdır. Aslında baktığımızda iki nedenin de birbiri ile yakın ilişkili olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

Saygı ve Selametle…

KAYNAK : Yeniçağ Gazetesi , Onedio

 

Ferdi YAPICI

 

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: