YAZILAR

Tut ki karnım acıktı!

Eyvah Necdet:  Her zaman söylüyorum, hep de söyleyeceğim. Anlamasını bilenler için tabiat alemi derslerle doludur, Züleyha.

Hayvanları bilir misiniz? Bitkiler gibi değildir onlar. Özellikle acıktıklarında, kan şekerleri düşünce. Oysa bitkiler de acıkır, toprak bazen besleyemez onları, üzümlerin de şekeri düşer. Ama siz hiç acıkınca, sinirlenen, hırçınlaşan etrafa saran bitki gördünüz mü?

Öyle sesiz sedasız, kuruyup giderler.

Oysa hayvanlar öyle midir? Her etkiye tepki verme eğilimindedirler. Acıkınca, kan şekerleri düşünce, stresle hareket eder, sinirden dört dönerler.

Sabırsızdırlar, üstelik en sabırsız olanları da; yırtıcıları, avcı olanlarıdır.

Hep tam tersi konuşulur, değil mi?

Deriz ki; Kurtlar mesela, çok sabırlı hayvanlardır. Avcıdırlar hem, neticede av, büyük sabır işidir . Bazen pusuda saatlerce beklerler, avın önlerine gelmesini. Bazen kilometrelerce iz sürer, pusuya yatar, saldırmak için doğru zamanı beklerler.

Doğru zaman, avın belirlediği zamandır. Geceleri uykusu kaçan çobanlar çok radyo dinletmiştir, bekleyen kurtlara.  Bazı avlarınsa artık koşamayacak kadar midelerini doldurması sabırla beklenir. Aç karna, saatlerce otlayan geyikleri izlemek, acaba ne hayaller kurdurur kurtlara.

Şimdi, kendi tezimi yıkıyor gibi görünsem de, sabırlı bilinen bu avcıların, bazen ne kadar da sabırsız olabildiklerini kanıtlamaya kararlıyım. Yine de hayvanlar üzerine genelleme yapacakken, konuyu şahsileştirip, kurtları karşıma almak hiç de akıllıca olmadı, pekala kirpilerden de bahsedebilirdim.

İş hayatlarında, yani avcılıklarında bu kadar gayretkeş ve başarılı olan kurtlar, aile hayatlarında da pek mümtazlardır. Öyle ben kazandım ben yerim demezler. Kendi karınlarını doyurmadan önce, ne avladılar -çalışıp kazandılarsa- önce yuvaya götürür, yavrularına yedirirler. Ailedeki -yani sürüdeki- yaşlılara da daima hürmetleri vardır.

Ancak…

Bir reklamda diyor ya, açken sen sen değilsin diye, aç kalınca bu hayvan milletine bir şey oluyor. Şekeri düşer, tansiyonu iner çıkar, kafası çoluk çocuğun sesini götürmez olur, stres bütün vücudunu ele geçirir.

O çok sabırlı olan kurtların, -belki hafta boyunca aç kalmalarının verdiği biriken stresle olacak ki- gözleri dönmeye başlar. Çoban köpeklerinin kokusunu ala ala, çobanın ve barutun hiddetini bile bile koşarlar koyun sürüsüne doğru. Zaten çoban köpeklerinin boğduğu bir çok kurt da, köpeğin kokusunu ala ala sürüye saldıran, haftalardır aç, halsiz kalmış, sinirlerini kontrol edemeyen bu stresli kurtlardır.

Kurtların bu iş – yani av- hayatlarında yaşadığı sıkıntı, açlıktan doğan stres aile yaşamlarına da yansır. Uzun süre aç kalan kurtlar, açlığın verdiği stresle kavgacı ve saldırgan olurlar.  Belki bu hallerinden yönetimi suçlu buldukları içindir, önce iktidara -alfa kurda- saldırır, yönetimi al aşağı etmek isterler. Açlık oyunları başlar.

Sonra hepsi sürünün en zayıf olanına gözüne diker, kendini savunamayacak kadar aciz olanına. Bütün öfkelerini ve streslerini ona yöneltirler. Kurt sürüsü, en zayıf, güçsüz gördükleri bireyin etrafında ateş çemberi olarak anılan bir çember oluşturur Aç kalan sürü en güçsüz bireyine kusar öfkesini, onu parçalara ayırır, adeta daha ölmeden canlı canlı yerler. İşte açlıktan birbirini yemek de  buna denir.

İşler yolunda keyfi tıkırındayken, aile bağları bu kadar güçlü olan, kendi yemediğini evladına yediren, sürünün avlanamayacak kadar yaşlı üyelerine yani ihtiyarlarına sahip çıkan,  aklını kullanması, irade ve sabrıyla meşhur olan bu hayvanlar, işte uzun süren açlığın stresinde nasılda kuduz bir köpeğe dönüşüyor.

Eyvah Necdet, tabiat alemi derslerle doludur, demişti.

Kurtların bu hikayesinde akıl sahipleri için çok ders olduğunu görüyorum.

Naçizane ben, kurtların bu halini, öğle yemeğine beş dakika geç çıkacağını anlayınca, memuru olduğu halkı azarlayanları düşünerek yazdım.

Açlık stresinin aklı ve sabrı körelttiğini anlayarak, Afrika’daki suç oranlarına baktım. Aç insan öğütten nefret eder, öfkelidir çünkü. Kim demişti hatırlamıyorum ; ” Midesi aç olan insanlara, ideoloji anlatamazsınız”

En nihayetinde, içinde bulunduğumuz Ramazan münasebetiyle anlattım size, kurtların hikayesini. İnsan denen iki ayaklı, görsün de, eşrefi mahlukata yürüsün diye.

Müminlerin, Rezzak kim bilmek için, sabra ermek için, tokların aç kalanları anlaması için, bir gün bu millet aç kalınca birbirini yememesi için; Rabbi için oruç tuttukları bu ayda, orucu kafasına vuran, kavga etmeye bahane arayan insanları düşündüm de yazdım.

Tıpkı kurtlar gibi, sair zamanda önce yavrularını, atalarını düşünen, onlarsız boğazından lokma geçmeyen insanların, Ramazan’da biraz aç kalınca, şekeri düşüp tatları kaçınca, nasıl saldırganlaştıklarını, sinirlerini streslerini tıpkı kurtların yaptığı gibi, en yakınlarında bulunan, aile fertlerine, atalarına, daha çok kendini savunmaktan aciz, zayıf insanlardan çıkardıklarını görerek yazdım.

İftara yetişmeye çalışan şoförlerin, korna seslerini ve trafik kavgalarını düşünerek.  

Seyfo! Midyat! Üzülün Abi..

16,05,2020- Muhammed Erkam OKYAR

Dilerseniz metni buradan sesli olarak dinleyebilirsiniz.

Seslendiren: Mehmet Akif KARACA


Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: