DENEMELER

Bilge Kartalım…

Yine o tarifi çok zor ağrı peydah olmuştu, başımmm, yine öylesine çok ağrıyordu ki kafatasımın ona dar geldiğini zonklamalarından hissediyordum… Çaresizliğimden biraz uzanıp, uyumaya karar verdim… Ağrılar, sancılar içerisinde… Belki iyi gelir, şifa olur düşüncesiyle…

Uzandım, yorgun argın bir şekilde ve gözlerimi kapattım usulca ama bir türlü uykuya geçememiştim. Her ne kadar mayışmış ve de dalmış olsam da uykuya geçememiştim, farkındaydım ; yarı uyur yarı uyanık bir yakaza halindeyken, gözlerim kapalı fakat bilincim açıkken gördüğüm bir şey vardı karşımda, tam olarak ne olduğunu ayırt edemediğim…

Uzaklardan bana doğru gelen, özenli, sıradışı, seçkin ve özgün hareketlerle bana doğru uçan bir kartal görüyordum, gittikçe de yaklaşan… : Gözlerini gözlerime dikmiş, keskin bakışlarıyla hiç kırpmadan gözlerini ve kararlıca, odağında ben varım biliyorum ama korkmuyorum da ilginç bir şekilde… Sanki kartalların avlarına odaklandıkları gibi, o da bana öylece güdümlenmişti ve elbette ben de ona… Ama bunu anlamak da hissetmek de tedirgin etmemişti beni, her nasılsa!?…O beni uzaklardan net olarak seçebiliyor olsa da, o benim için o kadar da net değildi, tam olarak seçemiyor ama onu izliyordum…

Uçuyor, uçuyor bana doğru geliyor ama tam ben onu tanıyabilecek iken yine uzaklaşıyor ve yine taaa ötelerden o muhteşem uçuşuyla, kanat hareketleriyle, arada çıkardığı sesle süzülerek bana doğru geliyordu… Merakım, ilgim, isteğim ve düşüncelerim de gittikçe yoğunlaşmaya başlamıştı… Çünkü ona karşı hiç de korku ve tedirginlik duymadığım bu halimle, onun bu geliş ve gidişleriyle ve de beni hedefinde tutuşuyla ne yapmak istediğini, ne planladığını anlamak istiyordum…

Uçuşundan, hareketlerinden, kanatlarının çevikliğinden onun genç, dinamik, dipdiri, capcanlı, delidolu bir kartal olduğunu düşünmüştüm… O kadar da güzeldi ki, o kanat hareketleri, ihtişamlı yapısı ve artistik uçuşuyla hayran olmamak elde değildi. Zaten her zaman çok sevmişimdir Kartalları, benim gökyüzündeki hayvanımdırlar. Benim için anlamları hep apayrı olmuştur…

Ve evet, işte yine bana doğru uçuyor… Geliyor, geliyor, yükseliyor, uzaklaşıyor… Yine odaklanmıştı bana, acaba ne demek istiyor olabilirdi ki?

Bir an için ondan kopuyorum, daha tam olarak uykuya geçemediğim ve de bilincim açık olduğu için, bir an kendime geliyorum, toparlanıyorum, düşünüyorum ama sonra tekrar gözlerimi kapatıp da yine rahatlayarak mayışmaya başlayınca tekrar onu görüyorum, uzaklardan bana doğru bakarken..Tam göz göze geldiğimiz bir anda konuşmaya başlıyoruz bu sefer ;aslında ihtiyacım olan şeyin o’nda olduğunu fark ediyorum ve varlığına alıştırmışken beni, dinliyorum onu… Evet evet, sonunda benimle konuşmayı seçmişti, tercihi buydu nihayetinde…

” Bir olaydan bahsetti bana… Aslında daha öncesinden benim de okuduğum, bildiğim o’nun ise zaten yaşadığı bir hikaye… O’nun gerçekliği, benim içinse hikaye olan şey…

Genç, capcanlı, dipdiri, bir delikanlı misali olduğunu düşündüğüm Kartal’ım, aslında yaşlıca, olgun, yetişkin ve tecrübeli bir kartaldı… Yani aslında o artık bir “bilge” idi! Bu hali onun her hareketine de sirayet etmekteydi…

Bilir misiniz bilmiyorum ama Kartal’ımın durumu, onun yaşamı bana bildiğim o hikayeyi hatırlattı :

Genç ve dinç Kartallar kocayınca, belli bir yıldan, yaşını başını aldıktan sonra, gaga ve pençeleri o kadar çok uzar ve kıvrılırmış ki artık Kartallar onları kullanamaz hale gelir ve hu halde avlanamazlar, aç kalarak çok çaresiz bir duruma gelirlermiş.Zaten yapayalnız da yaşadıkları için bir başlarına, çaresizce o halde kalakalırkarmış, tıpkı Kartal’ımın da eski halinde olduğu gibi… Ya yavaş yavaş bu halde ölümü bekleyecekler ya da o bükülmüş gaga ve pençelerden kurtularak tekrar yenilerinin çıkmasını, uzamasını sağlamak zorundadırlar ki hayata yeniden başlasınlar ve devam edebilsinler yaşamlarına…

Onlardan bazıları ; gerçekten dirayetli, sabırlı, güçlü ve kuvvetli olanlar, dağların o sert taşlarına gaga ve pençelerini vuraa vuraaa kan ve revan içinde kalarak kırarlar ve daha sonra da yenilerinin oluşması için dağlarda bir kuytu köşeye çekilerek beklerler… Fakat bu sefer de gagasızlık ve pençesizlik yüzünden avlanamazlar, güçten düşer, açlık ve takasizlikten öylece aciz kalırlar… Birileri onlarla ilgilense belki idare edebilirler ancak Kartallar hep yalnız oldukları için de başlarının çaresine bakmalı, sabretmeli ve tabiri caizse dişini sıkıp bu zor zamanları atmatmalılardır…

İşte böylesine zorluklara dayanacak gücü ve kudreti de kendilerinde bulurlarsa adeta “yeniden doğarlar!”, ” yepyeni bir hayat” sunulmuştur onlara… Eğer tüm bu çilelere, acılara razı olur, dayanır ve mücadeleye devam ederlerse hayat onlara tekrar başlar…

Hayy’at… Yeni bir hayy’at … Baştan sona ama bu sefer bir bebek olarak değil aksine tecrübeli, hayatta çok şey görmüş geçirmiş, dersler almış, yaşamış ve bilmiş bir şekilde doğuyor ve yeni bir hayata başlıyorlar… Demek ki o zor, işkence gibi çekilenleri başarıyla ve sabırla göğüsleyerek atlayanlar tam da karşımda uçan, derin bakışlı, capcanlı, dipdiri, Bilge Kartal’ım gibi hayatını sürdürmeye ve bir ömür daha kazanmış olarak yaşamlarına devam etmeye hakk kazanırlar !… “

İşte buydu Bilge Kartal’ımın hikayesi ; bana anlattığı ve anlamamı istediği…

Aslında hepimizin de hayatımızda olduğu gibi, öyle değil mi?!… Hayatımız akıp giderken biz de her ne kadar biyolojik bedenimizle yaşamaya devam etsek de duygu ve düşüncelerimiz, fikirlerimiz, tasavvurlarımız bir yerden sonra yaşlanırlar, yıpranırlar, eskirler, bozulur hatta çürümeye yüz tutarlar!

Eğer bizler de onları yenilemeyi, değiştirmeyi, iyileştirmeyi, düzeltmeyi, dönüştürmeyi ve dahi gerekli ise terk etmeyi başaramaz isek biz de onlarla birlikte çürür, yavaş yavaş ölür gideriz ve bunun hiç farkında bile olmayız…

Ancak bu değişimi göze alabildiğimiz zaman ( tabi ki bu süreç çok zahmetli, acılı, ızdıraplı, elbette çok zor ve gerçekten de bedeller ödeten, insanı çok ciddi sıkıntılara sokan bir süreçtir…) tıpkı şu an karşımda süzülen Bilge Kartal’ım gibi yeniden doğarız! Yine, yeniden, bambaşka bir insan olarak doğarız! Ve o yepyeni ama geçmişten an’ımıza kadar bizimle gelen tecrübelerimizle, hayatımıza devam ettiğimiz zaman artık “o eski biz” değilizdir, boyut atlamış, yükselmiş bir bilinç ile bambaşka bir gözle, yürekle, algılayıp ve hissedişle bakarız insanlara, varlığa ve Yaradan’a… Herşey değişmiştir artık… Bu şekilde yaşarken , süreç içinde , yine bu şekilde yenilenme, saflaşma hali bir süreden sonra yine, boyut atlayarak, kemalata doğru ilerleyişiyle devam etmelidir de…

Böyle devam ederken yaşamlarımız , zamanı gelip de o ecel vaktinin, göçmek gerekirse ötelere, varacağımız yere ” yenilenmiş ve potansiyelimizi sonuna kadar kullanmış” olarak ulaşabiliriz demektir…

Aynen Bilge Kartal’ım gibi ; mutlu, huzurlu, sorumlu, yapması gerekeni yapan, verilen her fırsatın, hayatın hakkını veren, diri ve som iyi olarak …

Ahhh ahhh… Güzel Kartal’ım benim…
Beni nerelere alıp da götürmek istedin?…
Anlıyorum seni…
Ne demek istediğini…
Ne yapmam gerektiğini…
Nereden başlamam gerektiğini…

… Uzaklaşıyorsun artık, fark ediyorum… Aldım rehberliğini, kabul ettim. Sana teşekkür ediyorum, minnetle…

Güle güle güzel ve Bilge Kartal’ım…
İhtiyacım olduğunda yine gelmeni dilerim…
Güle güle…

Selametle 🌹 🌹 🌹
Peri’han Taşdemir Taylı
17 Ocak 2021

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

0 0 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx
()
x