Doksanlardan Bugüne – Emine Aktaş

0
78

Sayın Cumhurbaşkanımızı 1990’dan 1997 yılına kadar yakından tanıma fırsatım oldu. Defalarca genel merkezde seminerlere birlikte katıldık. Ailesini, düşüncesini, gayret ve çabasına yakından şahit oldum. Kendisi tam bir imam hatip misyonu, vizyonu ile yaşamış mücadele etmiş birisidir.
.
O dönemde genel merkezde bizleri Mısır El-Eser hocaları ve bazı ilahiyatçılar din adına eğitir, rahmetli Erbakan hoca’da din ve siyaset adına eğitir, Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk vs. hocalarda teşkilat ve çalışma yöntemleri adına eğitirdi. Öyle bir hızlı tempoda çalışırdık ki her ayın 3 günü Ankara’da durup dinlenmeden neredeyse 46 saat ders işlerdik. Tek bir amaç vardı Türkiye’yi maddi ve manevi yönden kuvvetlendirmek.
.
O zamanda oyunlar aynı oynanırdı. Ne zaman RP gündeme gelse bütün dünyadaki emperyalist ve siyonist güçler ayağa kalkar içte de CHP ve devamı aynı zamanda Fethullah Gülen ve bir grup İran yanlıları hemen karalamaya başlardı. Rahmetli hocanın FETÖ ve siyonistleri anlatırken kaç kez ağladığına şahit oldum. Ne zaman en az bir aylık izin alıp dinleneyim desem, her seminer sonrası utancımdan yere girer izin almadan tekrar döner ve daha hızlı çalışırdım. Ve hala onların o yıllardaki samimiyetlerine şahitlik ederim.
.
Sivas’a döndüğümüzde ise İsmailağa Cemati ve İran yanlıları -ki arkadaşlar kimleri kasdettiğimi iyi bilirler-, biz o dönemde onlara radikaller derdik her iki taraftan da kâfir müşrik ilan edilirdik. Hiçbir zaman Kur’an adına sohbet edenlerden ne bir tebessüm ne de  güzel bir üslupla karşılaşmazdık. Ne zaman alternatif sorsak bize kıtal cihaddan bahsederlerdi. Hep kafamıza takılırdı; tamam bütün Siyonistler zalimler karşıda bu Kur’an’cı kesim radikkaller de neden onlarla aynı safta diye? Siz olsanız sormaz mıydınız? Aynen şimdi olduğu gibi Türkiye çapında ağır sanayi hamleleri, taa Milli Selamet Partisi döneminde başlatılmış, fabrika üzerine fabrikalar açılmıştı. Türkiye dışa bağımlılıktan kurtarmış çiftçimiz, işçimiz vs. gülmeye başlamıştı.
.
Çocukluğumda hatırlıyorum birden sağ-sol hareketleri patlak vermiş ve 80 darbesi ile neticelenmişti. Binlerce masum gençler galeyana tek bir elden getirilmiş ve idam sehbalarında yer almış, binlercesi işkence sonucu sakat kalmış ve bütün fabrikalar teker teker kapatılmıştı. Doksanlı yıllarda bizzat radikal kesimin bazıları kendilerini İran’ın maddi yönden kendilerini desteklediğini açıklamıştı. Siyaset uzaktan göründüğü kadar basit değildi. Radikal (sürekli Kur’an’ı hatırlatan kesim) o yıllarda Darül İslam – Darül harp diye bir mesele ortaya atmış bu tanımlarla resmen müslümanlar birbirine girmişti. Darul harpse faiz de, muta nikahı da ve birçok haramlar mubah sayılmıştı. Ve daha neler neler.
.
O dönemde Sivas’ta herkes bilirdi şu dönemde bir ilimizin sağlık il müdürlüğüne gelen abimizin eşi ile saatlerce süren tartışmalarımız olur ve Erbakan hoca ve avanesini müşrik diye haykırarak söylerdi. Kendisi de RP’nin baş örtüsü serbestliği sağladığı belediyede hemşirelik yapıp maaş alırdı. Bunun takiye olduğunu söyler ayet meallerini meal hafızı gibi tereddütsüz okurdu. Ben oradan çıkarken elime bir kitap tutuşturur yarın seni tekrar bekliyorum der gönderirdi.
.
Sivas’ta alternatif bir cemaat olmadığı için ve içimdeki yanıp tutuşan hakikati arayış isteğiyle İsmailağa cemaatinin kursuna gider birde oradan hakaret yerdim. Zira Türkiye 3. RP hanımlar komisyonu teşkilat başkanıydım. O hocalarda bana öğüt verip sakın partiye oy verme hoca müşrik derdi. Bende ama sizin kursa hep partililer maddi olarak bakıyor derdim.
.
Onlarda mecburen öyle gözüküyoruz yoksa kursumuz maddi yönden kapanır diyorlardı.
.
Sizce de bir gariplik yok muydu? İki zıt grup tarikat şirktir diyenlerde, tarikatçılar da rahmetli Erbakan hocaya müşrik diyor bütün siyonist ve batılı ülkelerde Erbakan hocaya ve kurduğu partiye düşman gözüyle bakıyorlardı? Bütün bunlar tesadüf olamazdı. Ayşe hanımın verdiği kalınca kitabı eve götürüp heyecanla açtığımda, birçok ayetler paylaşıldıktan sonra başta Ebu Hanife olmak üzere bütün meshep imamlarına müşrik ifadeleri karşıma çıkıyor ve neredeyse aklımı kaybedecek oluyordum. Her biri kendine özgü bir fetva buluyor, hem şahsi çıkarlarını koruyor hem de takiye üstüne takiye yapıyordu.
.
Kısacası İslami düşünceye sahip siyasiler geçmişte yaşadıkları onca şeyler karşısında bir gün olsun Kur’an’i düşünceye sahip insanlar tarafından bir sevgi, ilgi, hikmetli bir davranış görememişlerdi. Ve hep öylede kaldı. Bu cümlelerim sakın yanlış anlaşılmasın hatalarını görmezlikten gelme adına demiyorum. Unutmayın ki Necaşi de bir devlet başkanıydı. Ve peygamberimizin ona davranışı, hikmetle ikna ediş gayretlerini unutmayalım. Hz Yusuf’u, Hz. Süleyman’ı unutmayalım.
.
Beni en çok üzen Kur’an ı anlatan hocaların kuşatıcı, nerede ne zaman söylenilmesi uygun olan sözlerin söylenmesi ve üslup tarzında sınıfta kalmalarıdır. Suçlayıcı dilden uzaklaşıp ikna dilini, şefkat dilini üstlenmemiz gerekmektedir. Ve acı bir gerçek o dönemlerde partilere küfür diyenlerin şimdilerde nasıl rant, makam elde edebilmek için yarıştıklarına şahid acizane yüreğimin gözyaşlarını dile getirmek istedim: Ne fitneci din düşmanı kanala çıkarak Kur’an’ı hakkıyla anlatabilirsiniz, ne de Kur’an’a davet edenleri kınayarak yol alabilirsiniz.
.
Kur’an mahcur, Kur’an suskun, mesajından bihaber dinleyen, tilaveti kaldı dilde, hafızada kaldı lafız. Peygamberi dahi inşa eden Kur’an şimdi nerelerdesin?
.
Yerde mi? Gökte mi? İnmiyor yüreklere, sanki hapis… Aman Allah’ım sussam bir dert, söylemezsem bin dert. Yüreğimi bilen Rabbim, bizleri Kur’an’ınla inşa et.
.
                              EMİNE AKTAŞ