DENEMELER

FRAKTALLAR VE FUKAHA

sevmek ve bilmek arasında yiten insana;
***
“ma kaderullahe hakka kadrih / Allah’ı gereği gibi takdir edemediler..”
zümer 67 / en’am 91 / hacc 74

– Ben Allah’ı seviyorum abla, onlar sevmediğimi söylüyorlar.

– Senden okulu bırakmanı ve çarşaf giymeni neden istiyorlar?

– Böyle gerekli, Allah bunu istiyor.

– Okulu bırakmanı ve çarşaf giymeni Allah mı istiyor senden?
Sessizlik…

– Onlar neden bunu istiyor, ben bunu soruyorum?

– Allah istediği için.

– Peki şöyle sorayım; bir düşün, ailenin senden bu istedikleri aslında onlar da Allah’ı sevdiği için değil
mi?

– Evet, annem de babam da Allah’ı seviyor.

– Ama ben inanıyorum ki sen de Allah’ı seviyorsun? Ne olacak şimdi?
Sessizlik…

Masada soğumuş ve hiç içilmemiş iki çay, karşımda bütün benliği zedelenmiş, ürkmüş, kaybolmuş bir
genç kız. Günlerce ailesinin bağlı bulunduğu cemaatten saygın ve ilim ehli (!) teyzelerinin konsantre
“Allah sevgisi” seanslarına maruz kalmış ve teşhis; sen Allah’ı gereği gibi sevmiyorsun!

“İnsan varlık âlemine sevmeye değil bilmeye geldi kızım” dedim ve ekledim; “Allah’ı sevdiğine
yürekten inanıyorum ama şunu merak ediyorum; Allah’ı biliyor musun ?”

Kendi dehlizinde yitmiş insanların çağı ve kendini yutan bu genç kızın o hazin arafı; Allah’ı bilmek mi,
Allah’ı sevmek mi? Hangisi elzem, hangisi önce, hangisi hakk ve hangisi oyunbozan?

Hiçbir şey yoktu Allah ve ilmi vardı.
Hiçbir şey yoktu Allah ve varlığın ilahi bilgisi vardı.
Hiçbir şey yoktu Allah ve O’nun kaderi / varlığa takdir ettiği ölçü vardı. ( ala 1-3)
Ölçüleri belirlenmiş bu ilahi bilgi sadece bu dünya ile de sınırlı değildi; doğumun, hayatın, ölümün,
bildiğimiz sonranın ve bilmediğimiz daha sonranın bilgisi. Hiçbir şey yok iken Allah’ta ve ancak Allah’la
var olan o muhteşem bilgi.

Sonsuz ilmiyle sonsuzluğa ölçüyü koyup kenara çekilmedi, ölçüyü koyanın ölçülerini de esması ile
bildirdi. Es selam: kozmik barışın kaynağı; yakan oksijenden ve yanan hidrojenden, söndüren suyu
yaratan benim dedi. “Selamun’aleykum” tabiat dersini almış kulun ilişki ilkesi değil miydi;
– selamun’aleykum, seninle, sana ve kendime zarar vermeyeceğim üretken bir ilişkiye girmek
istiyorum, var mısın?

Ölçüyü koyanın ölçülerini bildirmekle de kalmadı, resulleri vasıtasıyla insana bu ölçüyü ölçülerle
bahşetti. hud 37 : “vasnaıl fulke bi a’yunina ve vahyina / bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle
gemiyi yap” Arşimed suyun kaldırma kuvvetini bulmuş(!) olabilir ama ilk gemiyi nuh yüzdürdü.

Rahman 1-4: “er rahman / allemel kur’an / halakal insan / allemehul beyan. Rahman; kuranı öğretti,
insanı yarattı, ona beyanı öğretti” Demek ki ölçüyü yaratıp kenara çekilmedi, rahmet etti ve insana
kendini ifade edebileceği o ilk lisanı da O bahşetti.

Nahl 68: “ve evha rabbuke ilen nahli … / ve şöyle vahyetti Rabbin bal arısına” Tüm varlığı rahmetiyle
kuşatan ilahi bilgiyi varlıkta okumayı ıskaladı insan. Bu yüzden kafasını kendinden kaldırıp varlığın ram
oluşuna teslim olmadı, olamadı.

İnsanın varlık sahnesinde üstlendiği rol sevgi değil, bilgi. Her seferinde insan Rabbinin bilgisi ile
çıkacak Rabbinin huzuruna ve Rabbi ona yeni bir benlik, yeni öğrenme kapasiteleri ve yeni bir alem
bahşedecek: “Yenilen ve yeniden öğrenmeye devam et beni..!”

Tekamül insana ve onun varlık bilgisine mahsus, kemal varlığın bilgisine.

Hırsızlık yapan bir karga cehenneme girmeyecek, can kurtaran şifalı bir ot cennete girmeyecek.
Fraktallar ve fukaha arasında korkunç bir arafta hakkıyla sevmenin ancak hakkıyla bilmekten geçtiğini
anlayabilenler ya da anlayamayanlar bildiğini sevmenin cennetini ya da bilmediğini sevmenin
cehennemini yüklenip bir yaşamdan bir diğer yaşama taşıyıp duracaklar. Ta ki Allah’ı hakkıyla takdir
edecekleri bilgi seviyesine ulaşıp, benliği kaplayan emek mahsulü bir sevgi ile kuşanana dek.

Allah hakkıyla bilinmek istedi: hakkıyla bilen hakkıyla övebilir, hakkıyla övebilen hakkıyla sevebilirdi
ancak. Ve tevhid; Allah’ın birliği değil hakkın birliği idi. Annesinin Allah’ı da şu karşımda tir tir
titreyen kızın Allah’ı da aynı Allah değil miydi? Yahudinin, mecusinin, hristiyanın, müslümanın
Allah’ı da aynı Allah değil miydi? Ve hepsi aynı Allah’ı kendi takdir ettikleri ölçüde seviyordu..!

Bir Hristiyan’a karşı 100 yerlinin öldürüldüğü işgal ve soykırım katliamında, yakılarak öldürülmeden
önce hristiyan olursa cennete gideceğini söyleyen papaza şöyle dedi Küba’nın yerli lideri Hautey :
“sizin cennetinize gitmek istemiyorum” Ve tarihin bir yerinde “Tanrı öldü, onu siz öldürdünüz” dedi Nietzsche.

İnsan bilmediğini sevemez, insan bilmediğini severse öldürür.

Nebahat Eser

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

4.5 2 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
1 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
Peri’han Taylı
Peri’han Taylı
1 ay önce

Çok güzel bir diyalog olmuş, teşekkür ederim… Yüreğinize sağlık ve kalemimize kuvvet…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
1
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx