Eşcinsellik Kaderimiz Değil !

0
80

Geçen ayki yazımdan sonra ummadığım dönüşler aldım. Okuyanlar hatırlayacaktır, “Eşcinsellik Kaderimiz Mi ?”başlıklı bir yazıydı bu ve bunun kader, ya da hastalık olmadığını bir tercih olduğunu anlatmaya çalışmıştım.
Dönüşler oldu, üzüntü ile dinlediğim. Farkettim ki bu yara sinsi sinsi toplumu sarıyor, hatta muhafazakar diye isimlendirdiğimiz çevrede, aileler çocuklarının cinsel tercihlerinin sıkıntısını yaşıyor. Ne yapacağını bilemeyenler, çocuğunu dışlayanlar, çocuğuna sahip çıkmaya çalışanlar, görmezden gelenler.
Eşcinsellik tarih boyunca var olmuş bir olgu. Kimi dönemler toplumun içinde aleni yapılmış ve normal görülmüş, Lut, Pompei, Roma uygarlıklarında görüldüğü gibi. Kimi zaman dilimlerin de eğilim görülen kişiler dışlanılmış, ötekileştirilmiş. Kimileri vebadan kaçar gibi kaçmış böyle eğilimi olanlardan, kimileri de nötr olsa da bu kişilere, toplumun baskısı öfkesine, yansıma olmuş.
Son dönemler de ise diziler, filmler, basın sayesinde bu konu ile öyle içli dışlı olunuldu ki, bir çok kişi artık bunu normal görmeye, dizilerdeki kişilerden dolayı, bu insanlara, yaptıklarına sempati duymaya başladı. Kısacası normalleşti. Her ne kadar tepki duyanlar olsa da , onları destekleyenlerin yanında, o tepkiler cılız kaldı.
Geçen yazımda da bahsettiğim gibi eşcinsellik genetik değil, bunun üzerine kurulan tüm savlar çürütülmüş , hatta savı sürenler tarafından böyle olmadığı kabul edilmiştir. Eşcinsellik eğilimi bir ,altı yaş arası ailenin çocuğa yaklaşımı ile belirlenmeye başlıyor.

EŞCİNSELLİĞE ZEMİN HAZIRLAYAN ANNE-BABA DAVRANIŞLARI…
Hatalı mesajlar yüzünden, erkek çocuk babası ile kız çocuk da annesi ile özdeşim kuramaz. Dolayısıyla çocuk cinsel kimliğini geliştiremez. Cinsel kimlik bozukluğu yaşar. Yani erkek çocuk efemine, kız çocuk maskülen davranışlar sergilemeye başlar. Eğer sürece müdahale edilmezse (ki bu aşamada müdahale nispeten kolaydır) bu çocukların %75’i büyüyünce eşcinsel olur(1).
.
GAYLİK İÇİN RİSK OLUŞTURAN ANNE-BABA DAVRANIŞLARI;
1-Mesafeli, etkisiz ve reddedici bir BABA,
2-Yoğun sevgi gösteren, baskın ve mütehakkim bir anne,
3-Oğlunun özerkliğini desteklemeyen, onu sürekli eleştiren, reddedici bir baba,
4-Çocuğun örnek alabileceği, özdeşim kurabileceği güçlü bir baba figürünün olmaması,
5-Hiç ortada olmayan, oğlu ile ilgilenmeyen, onu kucaklamayan, onunla fiziksel temas kurmayan, onunla bu tarz oyunlar oynamayan bir baba (erkek çocuklar için fiziksel temas gerektiren oyunlar çok önemlidir, çünkü bu hem çocuğun maskülen gelişimini destekler hem de erotik olmayan dokunmayı öğretir, eğer bu ihtiyaç çocukluk döneminde karşılanmazsa, daha sonra ‘’onarıcı baba’’ modeli üzerinden karşılanmaya çalışılır, yani başka bir erkek ile ilişki kurularak… ‘’Babalar, oğullarınıza sarılın. Siz onlara sarılmazsanız oğlunuza bir gün başka bir adam sarılacaktır.’’ (Psikolog Dr.A.Dean Byrd)
.
5- Annenin gereğinden fazla müdahil ve kuşatıcı olması, oğlunu aşırı korumaya alması, çocuğun özerkliğini desteklememesi, kendisinden ayrılarak babası ile özdeşim kurmasına mani olması,
6-Annenin oğlunu kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için kullanması,
7-Abartılmış anne şefkati, ben ona hem anne hem baba olurum’’ diyerek hem annelik hem babalık yapmaya kalkışması,
8-Annenin baba figürünü önemsizleştiren davranışlar sergilemesi, babayı sürekli olarak kötülemesi
10-Annenin oğlunun maskülen gelişimini desteklememesi, baskılaması, mesela sürekli olarak ‘’Hoplama, zıplama, didişme, üzerini kirletme, ortalığı dağıtma vs…’’ diyerek oğlunun erkeksi gelişimini baskılaması.
11-Aşırı koruyucu anne, mesela oğlunun akranları ile oynamasına, onlarla ufak tefek didişmesine, itişip kakışmasına müsaade etmemesi, oğlunun erkeksi gelişimi için çok önemli olan akranları ile birlikte yapacağı akitivitelerden mahrum bırakması,
12-Cinselliği çok kötü/çirkin, pis tanıtan anne/baba.

KIZ EŞCİNSELLİĞİ(LEZBİYENLİK) İÇİN RİSK OLUŞTURAN HATALI ANNE-BABA DAVRANIŞLARI:
1-Bunaltıcı kalıplara sokmaya çalışan, aşırı kontrolcü, narsist bir ANNE,
2-Adaletsiz güç dağılımı sergileyen zalim bir BABA,
3-Depresif, eşinden kötü muamele gören ya da yetersiz kalan bir anne (Bunlar güçlü ve erkeksi kadınlara hayranlık duygusu uyandırır, annesinin çaresizliği ile özdeşim kurmayı reddeden kız çocuğu, bitip tüketen endişeler yaşamak yerine maskülen alana geçerek babası ile savunmacı bir özdeşim kurar, bazen de ilkel bir korunma biçimi olarak düşmanın (babanın) tarafını tutarak böylece kendisini koruma altına almış olur).
.
4-Erkek çocuk sahibi olmayı istediği için kızı olunca hayal kırıklığına uğrayan veya kızına erkek çocuğuymuş gibi davranan baba
Eşcinsellik için bunlar haricindeki diğer risk faktörleri de şunlar(her iki cins için);
1-Erken yaşlarda yaşanan cinsel tacizler(kız çocuk için bir erkeğin cinsel saldırısına uğramış olmak ‘’dişi olmak güvenli değil’’ mesajını veriyor, erkek çocuklar ise kendilerine yapılanı tekrarlıyorlar),
2-Vajinismus vb gibi bazı biyolojik faktörler (çok küçük bir grup)
3-Sonradan lezbiyenlik(bu erkek eş cinselliğinde olmayan bir durum, sonradan lezbiyenliğin kökeninde de karşılanamamış şefkat ihtiyacı yatar, kötü bir evlilik, kötü bir boşanma, )
4-Erken cinsel deneyimler ve bu deneyimlerin yol açtığı cinsel alışkanlıklar,
5-Kültürel mesajlar (medyanın özendirici dili vs)(2,3,4)
Görüldüğü üzere fark etmeden, belki de hiç bu noktaya geleceğini düşünmeden hareket eden aileler, çocuklarının cinsel kimliklerini oluşturuyorlar.
Sonrası ise dış faktörler ile destekleniyor. Medya, diziler, filmler, tercihi bu yönde olan , öne çıkartılan kişiler ile, onlara karşı sempati uyandırılıyor, yapılan iş normalleştiriliyor, bu tercihin en doğal hakkı olduğu vurgulanıyor. Son dönem de Netflix de izlediğiniz her dizide mutlaka eşcinsellik işleniyor, evlenmeleri gösteriliyor, Netflix den geçtim, bizim kendi kanallarımızda yayınlanan dizilerde bile görüyoruz. Normalleştiriliyor birilerinin elleri tarafından. Geçen aklıma geldi, biliyorsunuz yahudiler de, hıristiyanlar da , dünya iyice karıştığında Hz. İsa’nın gelip onları kurtaracağına inanıyor ve bu yüzden dünyayı sürekli kaosa sürükleyerek Hz. İsa’nın gelişini hızlandırmaya çalışıyorlar. Bu cinsiyetsizleştirme çabası da bunun sebebi olabilir mi diye? Bu sadece bir zan hatta paronoya da olabilir , fakat düşündürtüyor bu kadar bu olayın öne çıkartılması desteklenmesi. Cinsiyetsiz nesiller geliyor, cinsiyeti belli olmayan resimler, ders kitaplarında, emojilerde yerini almaya başladı.
Ne yapmalıyız? En büyük soru bu. Herkez kendince bir şeyler söylüyor, genetiklerin de var, ne yapsınlar diyenler,Lut kavmini bilen , bu yüzden helak olacağız diyen, hiç umruna koymayan,cinsel kimliğini ve tercihini yapmaya hakkı var diyen, yokmuş gibi davranıp, yok olacaklarını sananlar, kazanmalıyız diyenler.
Kuran bu tarz kişilerin toplumdan tecrit, edilmesini söylüyor yayılmaması adına. Fakat ayetin sonunda eğer tövbe ederlerse topluma katılabilecekleri söylenirken, şüphesiz Rabbin af edicidir deniliyor. Günümüzde bu kadar insan tecrit edilebilir mi? Bu pek mümkün görünmüyor, iletişimin bu kadar arttığı bir çağda tecrit çok zor. Ayetteki önemli nokta tövbe edilirse topluma katılabilecekleri Rabbimizin af edici olduğu.
Böyle baktığımız da onları bu hale getiren sebebler tespit edilip bunun üzerinden onların yaptıklarının fıtrata zulm olduğunu anlatmak, onları yargılamadan empati kurup anlamaya çalışmak. Dışlayarak ötekileştirilerek bu sorun çözülmez, çözülmüyor da zaten, çığ gibi büyüyerek geliyor daha çok. Anlamaya çalışırken bunun normal bir durum olmadığını, fıtrata zulüm olduğunu da unutmadan. Alimlerimiz, psikologlarımız, STK lar, ne yapmalıyızın derdin de olmalı. Suni gündemlerimizden sıyrılıp gerçek gündemlerimizin farkına varmalıyız artık.


KAYNAKLAR;

1-Daryl J. Bem, ‘’Exotic Becomes Erotic: A Developmental Theory of Sexual Orientation’’, Psychological Review 103, no.2, (1995):322-23
.
2-Fisher &Greenberg, Freud Scientifically Reappraised: Testing the Thesis and Therapy, 1996,s.135-139
.
3-Joseph Nicolosi, Homoseksüelliği Önleme Rehberi, 2011
.
4-Alfred Adler, Eşcinsellik üzerine, 2017