YAZILAR

HADİSLER NASIL ALGILANMALI? (Vicdanın Evrensel Sözleri)

Malumunuzdur ki, HADİSLER konusu İSLAM düşünce dünyasının bir nevi YUMUŞAK KARNIDIR.
Bu konuda tarihsel süreçten bu yana tartışmalar olduğu gibi, yakın çağda müsteşrikler tarafından da gündeme getirilen tabir-i caizse KAŞINAN bir konudur.

Bir kesim kendi kaynaklarını mutlak doğru kabul ederek TOPTAN KABUL yaparken, bir kesimde tam tersi TOPTAN RED yapmaktadır.

Bu konuda düşüncelerimiz zihin dünyamızının çapında dile getirerek, bize daima yapılan eleştirilere de açıklık getireceğimizi umuyoruz.

Pakistanlı düşünür M.İkbal’in tabiriyle İSLAM’da dini düşüncenin yeniden İNŞAASI/İHYASI işine kendini vakfetmeye çalışan birileri olarak, YAZDIĞIMIZ YAZILARA MIZRAKLARININ UCUNA BİR TAKIM UYDURMA HADİSLERİ TAKARAK SALDIRANLAR OLUYOR (Sıffin Savaşı misali)

Kimi hadisleri saldırı aracı olarak kullanıyorlar ve tam bir uydurma hadis terörü estiriyorlar.
Bunun için de özellikle üç kitabı bahane edip kalkan olarak kullanıyorlar;

–Gazzali’nin İhya-u Ulumiddin’i,
–Said-i Nursi’nin Risale-i Nur’u
–ve Sahih-i Buhari adlı kitaplar

Güya biz buralarda geçen hadisleri inkar ediyormuşuz veya kale almıyormuşuz.
BUNLARA KARŞI GELİYORMUŞUZ. Bu kitaplarda geçen hadislere ve görüşlere aykırı fikirler ileri sürüyormuşuz ve hatta bu nedenle DİNDEN BİLE ÇIKMIŞIZ KAFİR VE MÜRTED OLMUŞUZ.

Acaba gerçekten durum böyle midir, yoksa ortaya yeni bir metod mu konmaktadır ?..

ÖNEMİNE BİNAEN MÜSADENİZLE BU MAKALEMİZİ BU KONUYA AYIRACAĞIZ

Şurası bir gerçek ki;

KUR’AN’I KERİM DIŞINDA HİÇBİR KİTAP MÜSLÜMANLARI MUTLAK ANLAMDA BAĞLAYICI DEĞİLDİR.

Yani biz adı geçen kitapların hiç birisine dönüp bakmasak, esas almasak, delil kabul etmesek bile HİÇBİR ŞEY OLMAZ. ALLAH bize NEDEN BU KİTAPLARI ESAS ALMADINIZ diye hesap sormayacaktır. (43/44) Kur’an dışında herkesin yazdığı kitap önce kendini, sonra onu gönüllü kabul eden taraftarlarını bağlar. DİĞERLERİ ONLARDAN SORUMLU TUTULAMAZ.

AMA BU KİTAPTA Hz. MUHAMMED’İN HADİSLERİ VAR DİYECEKSİNİZ

Olsun, Hz. Peygamber’in hadisleri sadece bunlarda mı var ? ..
Biz hadisleri bunlardan başka bir kitapta bulamaz mıyız ? ..

Benzerleri dahil SAHİH-İ BUHARİ Hz. Peygamber’den yaklaşık 250 yıl sonra,
İHYA yaklaşık 500 yıl sonra, RİSALE-İ NUR da yaklaşık 1400 küsür yıl sonra yazıldı.

ONLAR YAZILINCAYA KADAR HADİS YOK MUYDU ? ..
HZ.PEYGAMBER BİLİNMİYOR MUYDU ? ..
DÜNYAYA HZ.PEYGAMBER’İ BUNLAR MI TANITTI ? ..

Bir hadis sırf şu kitapta veya bu kitapta geçiyor diye sahih olmuş olmaz. Yani bir hadis

-Buhari’de ..
-Müslim’de ..
-Ahmed b. Hanbel’de ..
-Kuleyni’de ..
-İhya’da ..
-Risale-i Nur’da ..

yer alıyor, diye yunmuş yıkanmış değildir.

Onlarda da zayıf hatta uydurma hadisler olabilir.
ÇÜNKÜ HİÇ BİRİSİ ALLAH’IN KİTABI DEĞİLDİR. (Diyen varsa beri gelsin)

TABİ BU, ONLARIN OTURUP SABAH AKŞAM HADİS UYDURDUĞU ANLAMINA DA GELMEZ.

Uydurulmuş bir hadis meşhur olunca, güvendikleri hocaları silsilesinden geldiklerini de görünce kitaplarına almakta bir beis görmemiş olabilirler..

Buhari’nin ortalıkta hadis olduğu iddia edilen yüzbinlerce rivayetin sadece % 5′ini kitabına alarak geri kalan % 95′ini elediği unutulmamalıdır.

(Buhari’nin kitabının ön sözünde yazılanlar doğruysa, 600.000 hadis içerisinden tekrarlarıyla birlikte 9.000 küsür hadis nakletmiştir)

Peki, bu durumda BUHARİ’yi kitabına almadığı hadisler nedeniyle Hz. Peygamber’i kale almamakla veya bir çok hadisi inkar etmekle mi suçlayacağız ? ..

TAM TERSİ ÇAĞININ İMKANLARINA GÖRE, İYİ YAPMIŞTIR, YAPTIĞI ÇOK YERİNDEDİR.

Şimdi, İSLAM’ın ikinci yüzyılının ardından, üçüncü yüzyılda Buhari ve çağdaşlarının yaptığına ikinci eleme dersek, şu an bir üçüncü elemeye daha ihtiyaç vardır.

Yani bu çağın BUHARİ’leri ortaya çıkmalıdır ve aynen onun yaptığını yapmalıdır.

Buhari ve çağdaşlarının, kendinden öncekileri, kriterler oluşturarak süzgeçten geçirmesi gibi, biz de, bizzat Buhari ve adı geçen diğer kitapları üzerlerine SÜNGER çekmeden SÜZGEÇTEN geçirmeliyiz.

Bu durum, özelikle Türkiye gibi bir ülkede, söz konusu bu kitapların çok ciddi bir tenkit süzgecinden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bunun henüz doğru dürüst yapılmadığını görüyoruz. Kimi insanlar sanki onları ALLAH yazdırmış gibi KUR’AN’dan daha çok onlara inanıyorlar. OYSA ALLAH’IN YAZDIRDIĞI YEGANE (bozulmamış) KİTAP KUR’AN’DIR..

Şahsen biz yazılmış her kitabı SÖZÜN NAMUSU ADINA okumayı görev biliriz.
Keşke her yazılanı okuyabilseydik. Ama kimi kitapları okumanın veya esas almanın DİNİ BİR ZORUNLULUK olmadığını söylemeyi de aynı şekilde SÖZÜN NAMUSU ADINA görev biliriz ve işte söylüyoruz;

–Sahih-i Buhari’yi ..
–Müslim’i ..
–Kuleyni’yi ..
–İhya-ı Ulumuddin’i ..
–veya Risale-i Nur’u ..

OKUMAK BİR ZORUNLULUK DEĞİLDİR. BUNLAR OLMASA DA OLURDU, İSLAM’a ve ümmete hiçbir şey olmazdı, dimdik yoluna devam ederdi.

Yeni nesiller ve kişiler gelirdi. TIPKI BİZ SİZ ONLAR OLMASADA OLACAĞI GİBİ.

yani BİZ İSLAM’A ŞEREF KATMIYORUZ, İSLAM BİZE ŞEREF KATIYOR.
İslam’ın akıp gelen tefekkür ırmağı bir dönemde veya bir şahsın kitabında dondurulamaz.

( Buhari olmasaydı bu din yok olurdu, İhya olmasaydı ümmet-i Muhammed yıkılır giderdi, Risale-i Nurlar olmasaydı imansız kalırdık ) vs. diyenlere bu söylediklerimiz …

BAKIN EY İNANANLAR, KUR’AN’I BİR KENARA ATARSAK HELAK OLURUZ, AMA O KİTAPLARDAN HİÇ BİRİSİNİ OKUMAZSAK BİLE BİR ŞEY OLMAZ ! ..

İlk 250 yıl boyunca Buhari’yi okumayanların ..
İlk 500 yıl boyunca İhya’dan haberdar olmayanların ..
1400 yıl boyunca da Risale-i Nur’u hiç bilmeyenlerin bulunuyor olması, dahası bunları hiç görmemiş oldukları halde ahirete intikal etmiş olmaları ne demek istediğimiz hakkında bir fikir verebilir.

Yani dememiz o ki, bunlar ümmetin olmazsa olmazları değildir.
Yararlanan yararlansın ama kimse onları KUR’AN YERİNE KOYMAYA KALKMASIN ve BUNLARSIZ OLMAZ DEMESİN ..

Meşhur bir hadiste geçen KUR’AN’I KENDİ GÖRÜŞÜNE GÖRE TEFSİR ETMEK ifadesi, aslında KENDİ TEFSİRİNİ (görüşünü) KUR’AN YERİNE KOYMAK demektir. Bunu yapan cehennemdeki yerini hazırlamış olur. Hadiste KUR’AN’I TEFSİR ETMEK değil, TEFSİRİ KUR’AN YERİNE KOYMAK mahkum ediliyor.
Bu ikisi arasındaki farkı iyi düşünün. TABİ HADİS UYDURMA DEĞİLSE

HADİSLERE GELİNCE ..

BİZ MEŞREP OLARAK KÖKTEN HADİS İNKARÇISI BİR TUTUM İÇERİSİNDE DEĞİLİZ
Makalelerimiz ortadadır. Sadece bir anlayış farkı vardır. Ancak hadis konusunda, tarihsel bir örnek vermek gerekirse Ehl-i Rey’den Ebu Hanife gibi, yada Ehl-ul Tevhid ve’l Adl ekolünün kısmi düşünürleri gibi ince eleyip sık dokuyanlar meşrebinden olduğumuz söylenebilir.

YANİ ÖYLE KOLAY KOLAY HADİS KABUL ETMEYİZ. Bir sürü şartlardan geçmesi gerekir.
Sırf Buhari’de, İhya’da, Risale-i Nur’da geçiyor diye bir hadisi öpüp başımıza koyacak da değiliz.
Çünkü herhangibir şahsi kişilik değil,Resulullah’a atfedilecek hassas bir durum vardır.
BUNLARIN DA TENKİT SÜZGEÇİNDEN GEÇMESİ GEREKİR.

Keza TEK KAYNAK KUR’AN diyenlerden de değiliz.

(Elbetteki en temel ve yeterli kaynaktır, lakin çağımızda farklı algılamaya mensup bir slogan olmuştur)

Hadisin KUR’AN gibi gelmemesi ve araya 14 asrın girmiş olmasından kaynaklanan sorunlar nedeniyle çok daha temkinliyiz, hepsi bu.

Bize göre değil HADİS, MİLLETLER TARİHİ, DİNLER TARİHİ, SOSYOLOJİ, ANTROPOLOJİ, BİYOLOJİ, TABİAT TARİHİ, COĞRAFYA, ESKİ MİTOLOJİLER VS. bile yeri geldiğinde kullanılmalıdır.

TABİ HEPSİ SÜZGEÇTEN GEÇİRİLEREK …

Bu tutum, hadislerin kaynağı olan Hz. Peygambere karşı bir tavır değildir.

Eğer onun sağlığında yaşasaydık, sabah kalktığımızda gidip kapısını çalarak işin doğrusunu sorabilecek durumda olsaydık hiç sorun yoktu. NE DERSE BAŞIMIZ ÜSTÜNDE YAPARDIK .

Çünkü bize göre hadisler de ayetler gibi doğruluk ve dürüstlük abidesi (el-emin) olan yetim Muhammed’in (s.a.v) dilinden çıkmıştır. O SÖYLEMİŞSE DOĞRUDUR .

ANCAK MESELA BU DEĞİL ..

Mesele, onun ölümünden sonra yüksek karizmasından yararlanarak kendi fikirlerini onun adını kullanarak ümmete yutturmaya kalkışanların bulunmasıdır. Bunlara karşı önlem almak zorundayız.

Dinimizi uydurma hadis bezirganlarının en küçük bir sarsıntıda yıkılıp gidecek hurafe çöplüğü üzerine kuramayız. Eleştirel akıl ve mantıktan koparsak ha babam uçarız.

Yukarıda adı geçen kitap, müelliflerin bunu yaptığını söylemek istemiyoruz.

Fakat onlar da farkına varmadan, iyi niyetlerinin kurbanı olarak bu bezirganların oyununa gelmiş olabilirler. Aradan yol bularak kitaplarına girmiş olanlar bulunabilir.(ki gözlemlediğimiz kadarıyla vardır)

ELEŞTİREL ANALİZE TABİ TUTULMALARI ONLARIN DA İYİLİĞİNEDİR, HEPİMİZİN İYİLİĞİNEDİR.
Bizim yazdığımız makaleler de elbetteki aynı muameleye (eleştirel analiz) tabi tutulmalıdır.
Aksi halde gelişme olmaz; müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğmaz.

Bu, eleştirel akıldır; ümmetin kolektif ruhunun yanlış olanı kim olursa olsun, nerede geçiyorsa geçsin durdurması, ayıklamasıdır. Şu anki yaşayan nesiller olarak bize düşenin bu olduğunu düşünmekteyiz.

Bu yapılmadığı taktirde bin sene önce uydurulmuş bir hadis nesilden nesile aktarılıp gelir de KİMSENİN RUHU DUYMAZ. Çünkü eleştirel akıl olmadan, özeleştiri olmadan, geçmişe körü körüne bağlılık sürüp gidiyorsa, her GALE RESULULLAH (s.a.v) sözüne içimizin yağı eriyip uyuyorsak evin yolunu bulamayız.

ZİRA ORTALIK UYDURMA HADİS KAYNIYOR.

Önlem almak, süzgeçten geçirmek, DUR BAKALIM demek, ince eleyip sık dokumak zorundayız.

BU ANLAMDA HZ.PEYGAMBER İLE ONA AİT HADİS İDDİASINI AYNI ŞEY OLARAK GÖRMEMEK GEREKİR.

Burada anlaşılmayan çok hassas bir pamuk ipliği vardır, tekrar etmekte fayda var ;
Bu anlamda Hz.Peygamber” ile ona ait HADİS iddiasını aynı şey olarak görmemek gerekir.
Yani birisinin ŞU HADİSİ ŞU ŞU SEBEPLERDEN DOLAYI KABUL ETMEM demek Resulullah’ı reddetmek değil, O’na isnad edilen sözü O’nun söylemediğini düşünmek demek olur.

Her HADİS iddiasını duyduğumuzda peygambere olan büyük saygımız ve sevgimiz nedeniyle içimizin yağı eriyip kendimizden geçemeyiz. Aksi halde tam da UYDURMACILARIN BEKLENTİSİ DOĞRULTUSUNDA hareket etmiş oluruz.

Onlar zaten bunu bildikleri için kendi fikirlerini Gale Seyyid-i Kainat ve Nebiy-i Muhterem Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) karizmasının arkasına sığınarak zerketmektedirler …

Oysa Hz. Peygamber işte o bildiğimiz ALLAH’ın Resülüdür.
Hadis ise, sonradan onun tarafından söylendiği iddia edilen sözdür.
Zaten hadis kelimesi sözlükte SONRADAN ORTAYA ÇIKAN İÇAT EDİLEN demektir.

Dolayısıyla onun tarafından söylendiğinin inandırıcı DELİLLERLE İSPAT EDİLMESİ, KANITLANMASI GEREKİR. Az önce geçtiği gibi, bir hadisin sırf meşhur bir kitapta geçiyor olması yeterli değildir.
Bir sürü şarttan daha geçmesi gerekir.

BU TÜR ŞARTLAR SÜTTEN DİLİMİZ YANDIĞI İÇİN YOĞURDU ÜFLEYEREK YEMEK İSTEMEMİZDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Şu halde bu şartların geçmişte konması doğruydu, haklıydı, kesinlikle gerekliydi. ŞU AN DAHA DA GELİŞTİRİLMELİ VE HATTA ZORLAŞTIRILMALIDIR.

ŞİMDİ ..

Şu an İslam dünyasında dokuzu (Kütüb-ü Tis’a) Sünni dünyanın, dördü de (el-Kafi) Şii dünyanın elinde olmak üzere 13 BÜYÜK HADİS KİTABI VAR. Bu kitaplarda yarı yarıya olmak üzere yaklaşık 30 bin civarında Hz. Peygambere (ve Hz. Ali ve imamlara çünkü Şiiler onlardan gelene de hadis diyor) ait olduğu iddia edilen rivayet bulunuyor.

BUNLARIN HEPSİNİ HZ.PEYGAMBER SÖYLEMİŞ MİDİR ?..

Bunları Hz. Peygamber’in gerçekten söylediğine ikna olmamız lazım.
Atalarımızdan böyle geldi inanmanız lazım diyenler olacaktır, kusura bakmayın DİN EN HASSAS KONUDUR, körükörüne taklit olmaz ÖYLE YAĞMA YOK …

Hz. Peygamber KUR’AN dışında hiçbir şey söylemeden,
Başka hiçbir söz dahi ağzından çıkmadan gitmiş değildir herhalde.

Mutlaka çeşitli vesilelerle bir şeyler söylemiştir.
Bu söyledikleri etrafındaki sahabeler tarafından duyulmuştur ve değişik yollardan aktarılmıştır.
Duyan duymayana söylemiştir.

Fakat zaman içinde bunların içine uydurmaları da karışmıştır.
Buna önlem olsun diye cerh ve tadil çalışmaları olmuş, ayıklama faaliyetlerine girişilerek değişik dönemlerde mevzuat (uydurma hadisler) kitapları yazılmıştır.

-Tarihten günümüze bunların en önemlileri arasında, araştırmak isteyen varsa örneğin ;
-İbnu’l-Cevzi’nin Kitabü’l-Mevzuat mine’l-Ehadisi’l-Merfuat’ı,
-Mecdüddin el-Firuzabadi’nin Hatimetü Sifri’s-Saade’si,
-Celalüddin es-Suyuti’nin el-Leal-Masnua fi’l-Ehadisi’l-Mevzua’sı,
-İbnu Arrak el-Hicazi’nin Tenzihü’ş Şeriati’l-Merfüani’l-Ahbari’ş Şeriati’l-Mevzua’sı,
-Şemseddin-i Sehavi’nin Makasıd-ı Hasene’si,
-Ali b. Sultan el-Kari’nin el-Mevzuat’ı (Türkçe’ye çevrildi),
-Muhammed b. Ali eş-Şevkani’nin el-Fevaidü ‘l Mecmua fi ‘l-Ehadisi’l Mevzua’sı (Türkçe’ye çevrildi),
-Ebü’l-Hasenat Abdu’l-Hayy el-Leknevi’nin el-Asaru’l-Merfuda fi’l Abbari’l-Mevzua’sı
-ve Türkçe olan M. Yaşar Kandemir’in Mevzû Hadisler, Menşei, Tanıma Yolları ve Tenkidi
-ile M. Hayri Kırbaşoğlunu’nun Alternatif Hadis Metodolojisi’ni bir çırpıda sayabiliriz.

Bu kitaplarda binlerce hadisin tenkidi yapılır, uydurma olanları tanıma yolları gösterilerek ölçüler, kriterler konur ve her (Gale Resullulah s.a.v) diye başlayan söze hadis denemeyeceği delilleriyle anlatılmaya çalışılır. BUNLAR BOŞUNA ORTAYA ÇIKMAMIŞTIR.

Bu tür kitaplarda çok önemli bazı kriterlerden bahsedilmiştir.
Sadece bunlara bakmak bile bir ipucu verebilir. Liste uzayabilir ama bunlardan en önemlilerini birkaç madde halinde şöylece sıralayabiliriz;

1- Hadis, doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in dilinden olmalıdır.

2- Hadis, Kur’an’a aykırı olmamalıdır.

3- Hadis, aklın ve duyuların apaçık (bedihi) verilerine aykırı olmamalıdır.

4- Hadis, gelecekle ilgili yer, zaman, tarih, kişi, topluluk ismi vermemeli, bunları övgü veya yergi içermemelidir.

5- Hadis, itikatla ilgili olmamalıdır,ÇÜNKÜ HABER-İ VAHİD İTİKATTA DELİL OLMAZ. Bütün hadisler ilim ifade etmesi açısından haber-i vahittirler. Yani Kur’an gibi geniş topluluklarca rivayet edilmezler. Her sahebe kendi duyduğunu tek kişi olarak Hz. Peygamber’den aktarır. Bunun için ona haber-i vahit denir.

6- Hadis, daha çok bir evrensel ahlaki öğüt içeriyor olmalı veya yaşayan sünnetle gelen bir ibadetin nasıl yapılacağını gösteriyor olmalıdır. GÜVENİLİR OLMA İHTİMALİ YÜKSEK GÖZÜKEN HADİSLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU DA ZATEN BÖYLEDİR.

Sadece bu altı kriter bile yukarıda anılan 13 kitaptaki yaklaşık 30 bin rivayete vurulduğunda en az yarısından fazlasının elendiğini görülür.

Geriye, büyük çoğunluğu EVRENSEL AHLAKİ ÖĞÜTLER VE ONDAN DAHA AZ BİR KISMI DA, şu an yaşanılan ve Kur’an’da zaten yer alan NAMAZ, ORUÇ, HAC, ABDEST GİBİ ibadetlerin nasıl yapılacağına dair örneklikler anlamına gelen rivayetler kalır ki, ASIL UYULMASI GEREKEN HADİSLER DE BUNLARDIR.

—Evrensel ahlaki öğütlerden maksat iyilik,
—Güzellik,
—Doğruluk,
—Dürüstlük,
—Erdem,
—Mertlik,
—Söz,
—Namus,
—Vefa,
—Ana babaya saygı,
—Çocuk sevgisi,
—Kadınlara iyi davranma,
—Yoksula yardım,
—Mahrumu, mazlumu ve mağduru koruma,
—Komşu hakkı vb.

zaten her toplumda atasözleri, güzel sözler ve deyişler şeklinde beliren temel insanlık hasletleridir.

ASIL SAHİH HADİSLER BUNLARDIR. Bu sözlerin bir benzerini bir Çin atasözü, bir Kızılderili şiiri veya bir Rus deyişi olarak da duymuş olabilirsiniz. Konfüçyüs’e, Buda’ya veya bir bilge kişiye ait söz olarak da işitmiş olabilirsiniz. HEPSİ AYNI KANDİLDEN KONUŞURLAR.

Bu anlamda milletlerin anonim ruhu olan atasözleri, SAF DİNLERİN RUHU GİBİ YALAN SÖYLEMEZ. Birbirine benzerler, hemen tanırsınız onları.

Demek ki (Şiilerin hadis anlayışı da dahil) genel olarak hadis dediğimiz sözler, sahihiyle zayıfıyla, mevzusuyla meşhuruyla, aslında, örneğin Çin anonim ruhunun Konfüçyüs’de billurlaşarak iyi, güzel ve doğru namına ne varsa ona atfetmesi gibi;

İSLAM MİLLETLERİNİN ANONİM RUHUNUN HZ.MUHAMMED’TE BİLLURLAŞMIŞ HALİDİR.

İçinde o anonim ruhun arayışlarını, acılarını, özlemlerini, umutlarını ve aynı zamanda da acizlik ve zayıflıklarını bulursunuz. Sünni kitaplarda bir çok hadis tenkit edilirken ”Aslında bu söz Hasan-ı Basri’ye aittir, Arapların şu şiirinden alınmadır, Sırrı Sakati’nin sözüdür..” vs. denilerek eleştirilmesi,
Şii kitaplarda da Cefer-i Sadık’ın veya Muhammed Bakır’ın sözleri olarak da aktarılması bunu gösterir.

Yani, İSLAM milletlerinin, yeryüzünün tozuna toprağına bulanarak, olaylar içinde yoğurularak akıp gelen bilinçaltı, peygamberden gelen rivayet kandiline katılarak KENDİNİ ONUNLA İFADE ETMİŞTİR.

Bu nedenle bir taraftan umudu, hasreti, arayışı, diğer taraftan da zaafiyeti, acizliği ve eksikliği bir arada barındırır. İyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, adalet vs. ile ilgili sözler birincisine, İsa, deccal, mehdi, kadını aşağılama, erkek egemen söylemler vs. ikincisine örnektir.

Bu anlamıyla hadis külliyatı, şu an yıkılmış bir uygarlığın, bir zamanlar parlak başarılar elde etmiş bir yaşanmışlığın kayıtlara yansımış SÖZ DEPOSUDUR. Şu an üzerine sünger çekilmesi değil, SÜZGEÇTEN GEÇİRİLMESİ, yeniden ele alınması, yukarıdaki gibi kriterler oluşturularak ayıklanması, buradan diğer milletlerin anonim ruhuyla mukayese edilmesi, böylece de insanlık terazisinde tartılması gerekir.

TOPTAN BİR KENARA ATILAMAYACAĞI GİBİ TOPTAN KABUL DE EDİLEMEZLER.

Uygulamalı bir örnekle ne demek istediğimizi açalım;

Önce yukarıdaki on üç meşhur kitaptan oluşan hadis DEPOSUNA bakıyoruz.
İçlerinden az önceki altı kritere uyanlardan bir demet seçip çıkarıyoruz, örneğin;

—Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır. (Tırmizi, Muslim)

—İyilik güzel huydur. Günah vicdanını rahatsız eden, içinde sakladığın ve insanların duymasından hoşlanmadığın şeydir. (Muslim, Tırmizi).

—Ya Ebu Zer! Ne tedbir gibi akıl, ne haramdan kaçınmak gibi vera, ne de güzel ahlak gibi müruvvet bulunur.”(Nesei)

—Allahım! ayrılık ve bozgunculuktan, ikiyüzlülük ve kötü ahlaktan sana sığınırım.(Ebu Davud, Nesei)

—Bir adam Ya Resulallah, insanların en erdemlisi (hayırlısı) kimdir? diye sordu. Çok yaşayıp ameli güzel olandır buyurdu. Peki, İnsanların en kötüsü kimdir? diye sordu, Çok yaşayıp ameli kötü olandır buyurdu. (Tırmizi).

—Asıl zenginlik mal çokluğu değil gönül zenginliğidir. (Buhari, Müslim, Tirmizi).

—Hz. Peygamber bir gün Pehlivan kimdir, bilir misiniz? diye sordu. Güreşte yenilmeyendir dedik. Hayır dedi, asıl pehlivan öfkesini yenendir. (Müslim, Ebu Davud).

—Müslümanların en faziletlisi kimdir? diye sorulunca Elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir buyurdular. (Tirmizi)

—Kendin için istediğini mümin kardeşin için de istemedikçe kamil mümin olamazsın. (Buhari)

—Resulullah bir yere seriyye gönderdi. Seriyye geri döndüğünde onlara şöyle buyurdu. Afferin küçük cihadı yerine getirip de büyük cihadı baki kalanlara.” Denildi ki, “Ya Resulullah! Büyük cihad da neyin nesi! Hazret NEFS İLE CİHAD buyurdu. (el-Kafi).

Şimdi, İÇ KRİTERLERDEN geçen bu rivayetleri DIŞ KRİTERLERE yani diğer milletlerin anonim ruhu olan atasözleri ve deyişleriyle karşılaştırıyor, insanlık terazisinde tartıyoruz;

–Her şey bir güzelliğe sahiptir fakat bunu herkes görmez (Konfüçyüs)

–Bir adamdan şüpheleniyorsan onu işe alma, işe alıyorsan ondan şüphelenme (Çin atasözü)

–Kalbinde yeşil bir dal bulundurursan şakıyan kuşlar gelir. (Çin atasözü)

–Eşek olursan semer vuran çok olur (Türk atasözü)

–Yiğit harpte, dost dertte, olgun adam öfkelenince belli olur.” (Arap atasözü)

–Dünyada üç şey gizlenmez: Duman, aşk, parasızlık. (Arap ötasözü)

–Kadehin içinde, denizde boğulanlardan çok daha fazla insan boğulmuştur. (Alman atasözü)

–Parlayan herşey altın değildir. (Alman atasözü)

–Güzellik, bakan kimsenin gözündedir. (Fransız atasözü)

–Kurt dumanlı havayı sever. (Fransız atasözü)

–Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün olmamızdır. (Hind atasözü)

–Don Kişot olmak için yola çıkan pek çok insan evine Sanco Panco olarak döndü. (İspanyol atasözü)

-Eline, diline, beline sahip ol (Mani)

–Doğru davranmak için şu beş şeyi yapma; yalan, zina, adam öldürmek, hırsızlık, içki içmek (Konfüçyüs).

Daha bunlar gibi onlarca, yüzlerce örnek zikredilebilir.

BURADA YAPILMAK İSTENEN ŞUDUR: Artık eski hadis alimlerinin kitaplarını yazarken kullandığı hasen, merfu, muttasıl, munkatı vs. kriterlerinin bizim için bir anlamı kalmamıştır.

Onlar bir şekilde bunları oluşturarak kitaplarını yazmışlardır.
Ve bu kitaplar şu an bizim elimizdedir. Bizim de şimdi bu kitaplarda geçen sözleri birer depo olarak görüp süzgeçten geçirmemiz gerekir.

Sonra onları oluştuğu tarihsel coğrafya ve iklimden çıkarıp İNSANLIK ALEMİ İLE TEST ETMEMİZ LAZIM !

Onlarınkini bizimki ile bizimkini onlarınki ile karşılaştırmamız lazım. Bu bize çok şey öğretecektir.
İnsanlığın ortak bir aklının, akıp gelen ortak bir vicdanının olduğunu göreceğiz. KUR’AN’IN MA’RUF (tanınıp bilinen) DEDİĞİ TAM DA BU DEĞİLSE NEDİR ?

Artık bizim için sahih hadis demek, insanlığa söyleyebilecek hale gelmiş sözümüz demektir.
Çünkü çok badirelerden geçmiş,
iç savaşlardan çıkmış,
cerh ve tadillere uğramış,
tenkit edilip süzgeçten geçirilmiş
ve bu günlere gelmişlerdir.
Şimdi biz artık o tür cerh ve tadillerle uğraşamayız, BİZ O NESİL DEĞİLİZ. Bizim artık bunlar içinden insanlığa sunmalar yapmamız lazım. Eğer rivayet ettiğiniz söz bir Çinli için, Bir Meksikalı için, bir Rus için bir anlam ifade etmiyorsa, sizin kendi tarihsel coğrafyanızda, oranın şartlarında kalmış demektir.

Oradan dışarı çıkınca da bir anlamı yok demektir.

Artık onu rivayet edip durmanın ne anlamı var ?..
Elimizdeki (hadis deposundan) öyle sözler seçmeliyiz ki, bir Çinli veya Meksikalı bunu duyduğunda NE GÜZEL SÖYLENMİŞ, BUNA BENZER BİR SÖZ DE BİZİM ATASÖZLERİNDE VAR diyebilmeli.
Yukarıdaki hadis örnekleri bir fikir vermiş olmalıdır.

İŞTE GÜNÜMÜZÜN SAHİH HADİSLERİ BUNLARDIR !

Sahih hadis bu anlamda insanlığın aklına, vicdanına, fıtratına, sağduyusuna hitap eden sözdür.
İnsanlığın ortak akıl ve vicdanının, Mekkeli bir öksüzün aklında ve vicdanında dile gelişidir.

İnsanlığın anonim ruhunun evrensel bir peygamber olması sebebiyle Hz. Muhammed lisanından ifade edilişidir. Bunu herkes kendi lisanına rahatlıkla tercüme edebilir çünkü onlarda da buna benzer sözler vardır. Edemiyorsa, DİĞER MİLLETLERİN FITRAT VE VİCDANINDA BİR KARŞILIĞI YOKSA BİLİN Kİ ONU HZ.MUHAMMED SÖYLEMEMİŞTİR.

Örneğin Hz. Peygamber mübarek idrarını maşrapayla yatağının altın koymuştu. Ümmü Habibe’nin hizmetçisi Bürke adındaki kadın onu içti. Hz. Peygamber “Bu senin sağlığına iyi gelecektir” dedi ve o kadın bir daha hastalanmadı” (Darakutni ve Tabarani’den naklen Suyuti’nin el-Hasaisu’l-Kübra’sında geçer. c. 1, shf. 193) rivayetini duyan insanlık fıtrat ve vicdanı derhal onu dışına atar, kabul etmez çünkü uydurmadır, BÖYLE BİR ŞEY ASLA OLMAMIŞTIR.

Öte yandan peygamberin akla ve vicdana hitabeden apaçık sözlerine karşı çıkanlar da tabiki olmuştur.

Bunlara yakından bakın, vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında onu tasdik etmekten geri duramadıklarını görüsünüz. Ama toplumda üslendikleri rol, menfaat ve çıkarları inkar etmelerini gerektirdiği için körü körüne güneşi balçıkla sıvamaya kalkarlar.

Ebu Cehil’in bir gün yalnız kaldığında Bak Muhammed, SÖYLEDİKLERİN GÜZEL ŞEYLER AMA BİZ BU PUTLARI TERK EDERSEK KUREYŞ AÇ KALIR sözü buna en çarpıcı örnektir.

Bizim kanaatimiz odur ki herhangi bir peygamber ÖRNEK OLSUN DİYE SÖYLÜYORUZ
(Sağa sola çekmeyin lütfen) (Annelerinizle evlenebilirsiniz) deseydi, peygamber olduğuna bakılmaz derhal reddedilirdi.

ÇÜNKÜ İNSANLIK VİCDAN VE FITRATI ÖYLE SAĞLAM BİR DAYANAKTIR Kİ (Sünnetullah gereği) PEYGAMBERLERİ BİLE TEST EDER.

Peygamberler onun dile gelen soylu sesi (lisan-ı sıdk) oldukları için söyledikleri sonra çağlarda bile olsa ÖZGÜR VİCDANLARDA MAKES BULMUŞTUR ..

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: