YAZILAR

Bir Yılımızı Daha Geride Bırakırken…

Ömrünüzün bir yılını geride bırakırken; hayatımızın görünen değil, görünmeyen yüzünü biraz kurcalayalım, “buz dağının görünmeyen tarafını açığa çıkarmak” gibi…

Ömrünüzün bir yılını daha geride bırakıyoruz.
Hayatımız, ilişkilerimiz bize güven ve ruhsal-duygusal doyum veriyor mu?
Sevildiğinizi, değer gördüğünüzü hissede biliyor musunuz?

İçimize bakalım, muhasebe yapalım; kimlere dokunduk, kimlere dokunamadık, kimlere iyi geldik, kimlere iyi gelemedik… Problem çözme becerilerim nasıl? Ecza dolabımda ne kadar geniş repertuarımız var?
” İçimize bir dönelim”

Her ailenin kendine has dinamikleri vardır.
Sağlıklı iletişim, sağlıklı ilişki için muazzam bir problem çözme ustalığına ihtiyacımız var.
Kendi köken ailemizden miras aldığımız, her ailenin kendine has dinamikleri var.
Elbette eksiler, hatalar, yanılmalar olacaktır.

Açılan yaraların ne kadarını tedavi ede biliyoruz?
Sorun çözme becerileri, hayata bakış, kendinden memnun olma, kendini sevme…
Genel-geçer mutluluk tarifi yok.
Biri yalnız kalmaktan hoşlanır. Birinin sevgi dili bir hediye alıp vermektir. Biri için bir omuza baş koymak onun bütün yaralarını iyileştire bilir.
Kimisi çok konuşur ve dinlenilsin ister.
Hepimiz farklılıklarımızın görülsün ve anlaşılsın isteriz.
Hayatımı ve bu ilişkilerimi daha mamur hale getirmek için nelere ihtiyacım var? Çünkü; istiyorum bunu, devam etmek de istiyorum. Onun için kendime bakıp daha çözüm odaklı yaklaşıma girmeliyim.

Hepimiz bir anne-babadan dünyaya geliyoruz. Çocukluk-ergenlik-gençlik-evlilik…çocuklar-sonra çocukların evliliği-sonra yalnız kalma-eşin -sonra ölümün…
Yaşantımız anne karnında başlıyor. Sonra doğum, anne-baba ilişkisi, en önemli iki ilişki. Anne karnı ve ilk altı yaşımıza kadar ailemizle, özellikle de ANNEMİZle olan bağımız, ilişkilerimiz; hayatla olan ilişkilerimizin temelini oluşturur.
Biz annemizin ayak izleriyiz. Bizlere verdikleri izleri hayata doğru takip ediyoruz.
Parmak izlerini ayak izlerine takarak yürüyoruz. Nelere ve nerelere parmak bastılarsa oralarda izlerini görüyoruz.
Annemizle kurduğumuz ilk dönem ilişkimiz, annemizin bizi nasıl sarıp sarmaladığı ve duyarlı yaklaştığı, ne kadar bizimle o duyarlı ilişkiyi güçlü kura bildiği; bizim sonraki ilişkilerimizin parmak izi ve onu takip ettiğimiz annemizin ayak izleri…
Biz hayatımızın her karesinde, özellikle evliliklerimizde olan yaşamımızı annemizin ayak izlerini takip ederek hayatımıza alıyoruz.(hayatımızı kendimiz seçme kararımız ve tercihimiz varsa)

Karşılaştığımız her insanda farklılıklarımızı zenginliğe dönüştüre bilmemiz çok önemli.
İlişkilerimizde aklın ve mantığın devrede olup, duygularla da yoğurduğumuz bir çizgide olursa, yanılma durumumuz o oranla az olur.

Herkesin kusuru ve karanlık noktası vardır.Bir buz dağını örnek verecek olursak;1/8 i suyun üstündedir. Bizlerin bilincinde olan kısım,sekiz bütünün sadece Bi tanesidir.

İsmimiz, en sevdiğimiz arkadaşımız, bir sevinçten ya da üzülmekten unutamadığınız bir çocukluk anımız sorulduğunda hemen gündeme getire biliriz. Ama çoğu yaşantımız, bizim o buzdağımızın altında daha kapsamlı, daha geniş yerde saklı.

Korkularımız, kaygılarınız, beklentilerimiz, öfkelerimiz, değersizliklerimiz, suçluluklarımız; bunların çok farkında değiliz Aslında özümüz dediğimiz kısmımız. Tercihlerimizi, bilinç dışı kısmımızın yönlendirmesiyle yapıyoruz.

Çocukluk ve ergenlik döneminde,babası tarafından yeterince kucaklanmamış,yeterince sınır konmamış,dünyanın iyi ya da kötü tarafı yeterince anlatılmamış bir kişi, yarın birgün bu ihtiyaçları karşılayacak bir eş seçe biliyor.

Duygusal-fiziksel şiddet görmüş biri ya benzer ortamı sürdürecek eşler seçiyorlar,çünkü ondan başkasını bilmiyor;ya da bir yerlerde bunun bilgisini ve desteğini almış,bunların farkına vararak seçimlerini daha sağlıklı yapa biliyor.
Kişiliğimizi zenginliğe dönüştüre bilmemiz,sağlıklı bir ilişki ve iyi dinleye bilme ile mümkün.

Her türlü ilişkide dinlemek, duyulduğunu hissetmek çok kıymetli bir şey.

Duygusal sınırlarımızı nasıl koya biliriz?Bu sınırları koymayı çok beceremeyen ve bu çizgide çok zarar gören biri olarak(ben)..Duygusal sınırlarımız emniyet sibobu gibidir.

Yanınızda olan, size omuz veren,yargısız sizi dinleyen size emek veren birini bulursanız ki buna sıkı sıkı tutunun ve o ilişkiye de yatırım yapın,gitmesine izin vermeyin.Sizi sevdiği değer verdiği için mi yoksa kendi sevilsin,ihtiyacı karşılansın,sizinle bir yerlere gele bilsin ve sizinle değer kazansın için mi?

Karşınızdaki biri konuşmaya başladığında kendi sesinizi de duyuyorsunuz aslında.Ne demeye çalıştığı daha anlamlı hale geliyor.

Çocukluğumuz bizim ana vatanımız. Ne öğrendiysek ondan öğrendik. Ama bunlar eğitime ve değişime alındığında törpülene biliyor, değişebiliyor. Öyle olmasaydı kimse kimseyi dinlemezdi. İnsanoğlunun tekâmüle açık kısmına her zaman güvenmemiz lazım.

Hayatımızda önemli olan, anne-babamız,kardeşler,çekirdek aile.

Annemiz bizim bedenimize saygı duymalı,sürekli eksikliklerimizle gündeme gelmemeli.Bu beden bana ait ve neler yapacağıma karar verecek olan benim.

Anne özellikle çocuğun bedensel ihtiyaçlarına(yeme-içme-giyme-dokunma)saygı duyuyorsa, zaten çocuğun benlik bilinci yavaş yavaş oluşmaya başlıyor. Benlik bilincimizin yolculuğu uzun bir yolculuk. Bu yüzden ailelerimizin buna izin vermesi gerekiyor.

Anne-baba olarak, birebir kopyalarımızı üretmemek için; çocuklarımızın üzerinden biraz ellerimizi çekmemiz gerekir, kişilik kazanımlarını sağlaya bilmeleri için. Benlik bilinci-ben-ola bilme, ailemizin bize izin vermesyle mümkündür.

Elbette çocuklarımız; inançlarımız, değerlerimiz, yaşam, hayata nasıl bakıyoruz, sorunları nasıl çözüyoruz, toplumla ilişkilerimiz nasıl? bunları zaten ergenlik dönemine kadar bizden görerek, modelleyerek alıyor. 12-16 yaşları arası, ergenlik dediğimiz dönemde çocuklarımız biraz kendi değerlendirmelerine geçe bilmeli. Bi parça anne-baba olarak kenarda durup, çocuklarımızın doğruyu -yanlışı-hayatı sorgulamasına izin vermeliyiz. Analiz etmeyi-eleştirmeyi ve sorgulamayı öğrenmeli. Yeter ki bu değerleri doğru kaynaktan ve kişilerden alsın. Bunlara dini konular ve hükümler de dahil.

Çocuğun oto kontrol sağlamasına izin vermemiz gerekli. Sağlam bilgilerle oto kontrollerini ellerine verirsek,özgürleşmeyle birlikte,kendi kimliklerine,kendi ben noktalarına değer katmalarına izin vermiş oluruz.Gençlerimizin yaptıkları hatalar,anne-babaların abartılı endişelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.Ilişki-cinsiyet-kişilik hakkında ki kaygılarını hiçbir zaman yerli yerine oturtmadan devam edecektir.Uzaklaşacak ve ipleri koparacaktır.

Çocuk kendine güvenilen bir ortamda büyüyorsa,sevildiğini ve özel bir birey olduğunu biliyorsa,o çocuğun özerkliğine saygı duya biliyorsak,evet sorgular eleştirir analiz eder ama yine de o ailenin gerçeğine uygun bir sentez ortaya koyar.
Duygusal sınırlarımıza saygı gösterilmiş olunmalı. Sınırlarımızı uygun bir şekilde dile getire bilme becerisini ancak bu şekilde sağlaya biliriz.

Hep annem ne düşünür, babam ne der, falan ne der, fişmeker ne yorumlar gibi gölgeleri etrafımızdan kaldıra bilirsek; inanç nedir, etik nedir, doğru nedir, gerçek nedir?in çabasını vermeye çalışırız.
Kişiliğini inşa etmiş bir fert, her zaman sağlıklı toplumun köşe taşını koyabilmek şansını kazanmış demektir.

Karşısındakini dinlemesini bilen, kendi eksik ve hatasını göre bilen; karşısındakinin alanına tahakküm ya da zorla müdahale etme hakkını kendinde görmenin aslında bir saygısızlık olduğunu anlaya bilme ferasetini kazana bildiyse; böyle şahsiyet her zaman sağlıklı bir duygu üretmeye adaydır. Seven, sevilen, saygı duyan ve duyulan, dinleyen ve dinlenilen, değer veren ve değer gören, duyguları kale alan ve kale alınan bir şahsiyet oluşturmak, özellikle hepimizin görevidir.

Suçlamayı değil, anlamayı öğrenelim.
Her seferinde küsmek, kızmak, çekici elimize almak çözüm değil.
Amacımız anlamak olursa, anlaşılmamız da kolay olacaktır.
Yüreklere dokunalım
Şefkat ve merhamet asıl malzememiz olsun…
Sağlıklı bir toplum oluşturmak için bir yıl daha beklemeyelim.
Gelecek yılımız bu yılımızdan daha anlayışlı olsun…
Unutmayalım çocuklarımız ayak izlerimizi hep takip edecekler.
Kalın anlayışla…

İclalgül Gölgeli
İlişki ve Yaşam Koçu

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

İclalgül Gölgeli

İclalgül Gölgeli, 12 kardeşin 9 numaralı, 60 doğumlu Malatya'nın Gündüzbey kasabası'nda dünyaya gelen, yüksek öğrenimini Ankara Gazi Üniversitesi'nde yapan, hayatını kendini ve insan yetiştirmeye adayan bir garip virgülüm. Yazar değilim. Hayatıma dair çok insan hikayeleri biriktirdim. Çok iniş çıkışlarım, çok duraklarım ve yol başlangıçlarım oldu. Kısacası, insan okuyor ve insan dokuyorum. Son nefesime kadar da böyle olacak umuyorum. Saygı selam ve başarı dileklerimi iletiyorum.
3.3 4 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
2 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
Esra Karabulut
Esra Karabulut
9 ay önce

Toplumu düzeltmeye kendımızden başlamamız gerektıgını vurgulayan harika bir yazı olmuş kaleminize emeğinize sağlık…

Deryakatırcı
Deryakatırcı
9 ay önce

Teşekkürler abla değerli bilgin için iyiki varsın çoğu ailenin sorunlarını söyleyebilmek çözüm bulmak için çaba göstermek kolay değil emeğine sağlık

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
2
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx