YAZILAR

Hayatımızdaki her bir işi yalnız yapmak zorunda değiliz..

“Hayatımızdaki her bir işi yalnız yapmak zorunda değiliz. Hiçbir zaman da yapayalnız kalmak ve herşeyi tek başımıza yapmak zorunda olmadık.”
Brene Brown
Dünyaya ait problemlerin çözümü, insana ait problemlerin çözümü ile başlar. Bu manada psikoloji en önemli bilim dallarından biridir. Matematiksel bir çözümden bahsetmiyorum. Bazen iç dünyamızda olup biteni bilip anlamlandırmak çözümün ta kendisidir, bilmemek ise büyük bir muamma, karanlık ve depresyon sebebi.
Kendime “Neden?” sorusunu sorabildiğimden beri sorunlar ancak çözülmeyi bekleyen yapboz parçaları sadece. Tabiki sorunlarımız bizleri üzecek, sarsacak zira bunları yapmazlarsa bizden ilgi göremezlerdi.
Yeni bakış açıma göre sorunlarımız bizden ilgi bekleyen çocuklarımızdır. Çocuk demişken tam bu noktada Bağlanma Çeşitlerine geçmek istiyorum. Farkında mıyız acaba “Bağlanma Stili”mizin hayatımızı nasıl ve ne kadar fazla etkileyebildiğinin! Bağlanma Stilinizi bulmak önemli ve bu geliştirilebilir iyileştirilebilir bir süreç çok şükür. Sizlere https://www.psychalive.org/ adresinden bulduklarımı paylaşmak isterim.
Bağlanma nedir ve neden önemlidir?
Bağlanma, diğer insanlarla ilişki kurmanın bir yolunu ifade eder. Bağlanma tarzınız hayatınızın ilk iki yılı içinde şekillenmiştir ve sizinle birlikte yaşar. Yakın ilişkilerinizde nasıl ilişki kurabildiğinizi ve çocuklarınıza nasıl ebeveynlik yapabildiğinizi belirleyen bir stil olur.


Bağlanma tarzınızı anlamanın size iki şekilde fayda sağlayacağını düşünüyorum. Birincisi çocukluğunuzda neler hissettiğinizi ve nasıl geliştiğinizi anlamanızı sağlar. İkincisi, şu anki yetişkin halinizde duygusal olarak tıkalı bulunan yolları keşfetmeye ve hem yakın ilişkilerinizi hem de kendi çocuklarınızla olan ilişkinizi geliştirmek için neleri değiştirmeniz gerektiğini bulmaya yardımcı olur.
Küçük çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerinin normal bir şekilde gerçekleşmesi için birincil bakıcı rolü üstlenmiş en az bir yetişkin ile sağlıklı ilişki geliştirmesi gerekir. Bu bağlılık olmadan, ciddi psikolojik ve sosyal bozulmalar yaşarlar.
İlk iki yıl boyunca, ebeveynlerin veya bakıcıların, özellikle sıkıntı zamanlarında bebeklerine nasıl tepki verdikleri hayati öneme sahiptir. Çünkü bu tepkilerin kalitesi, çocuklarının oluşturduğu bağlanma örüntülerinin türlerini belirler. Bu tepkilerin algısı çocuklarda bazı kalıplar geliştirir ve bir yetişkin olduklarında duygularına, düşüncelerine ve beklentilerine rehberlik edecektir.


Güvenli Bağlanma:
İdeal olarak, bebekler altı aydan iki yaşına kadar, onlara uyum sağlayan, onlarla ahenkli yaşayabilen, onlarla etkileşimlerinde duyarlı olan bir yetişkin ile duygusal bir bağ oluştururlar. Bu bağlanma figürünün bir çocuğun hayatındaki bu iki yıllık dönem boyunca tutarlı bir bakıcı olarak kalması çok önemlidir.
“Hayatın en önemli dönemi üniversite çalışmaları değil, doğumdan altı yaşa kadar olan süredir. Çünkü bu, bir çocuğun gelecekte olacağı yetişkini inşa ettiği dönemdir. Sadece zeka değil, insanın bütün mümkün becerileri bu dönemde oluşur. Hiçbir yaşta çocuk, zekice bir yardıma, bu dönemde olduğu kadar ihtiyaç duymaz.” Dr. Maria Montessori

İkinci yıl boyunca çocuklar, yetişkinleri dünyayı keşfetmek ve daha bağımsız hale gelmek için güvenli bir üs olarak kullanmaya başlar. Bu tür ilişideki bir çocuk güvenli bir şekilde bağlanır. Dr. Dan Siegel, bir çocuğun ebeveynlerine veya bakıcılarına güvenli bir şekilde bağlanabilmesi için çocuğun onlar tarafından görülüyor ve duyuluyor hissetmesi yanında fiziksel-ruhsal ihtiyaçlarının uygunca karşılanması gerektiğini vurguluyor.
Güvenli bağlanmada çocuk bağlandığı kişiden ayrıldığında huzursuzluk gösterir, o kişi döndüğünde ise neşelenir, olumlu davranışlar ile yetişkini karışılar. Güvenli bağlanmış olan çocuklar, bağlandıkları bireylere itimat ederler bu sebep ile de kendilerini güvende hissederler. Bağlandıkları yetişkin ortamdan çıktığında çocuk mutsuz olur ancak yetişkinin döneceğine dair güveni vardır. Güvenli bağlanmış çocuklar korktuklarında, endişelendiklerinde bağlandıkları yetişkinden teselli ararlar. Bu çocuklar bağlandıkları yetişkinin onları rahatlatmak, korumak ve ihtiyaçlarını karşılamak için her zaman uygun olduklarını bilirler.
Güvenli bağlanmış çocukların birincil bakım verenleri çocuklar ile daha çok oyun oynadıkları, çocukların ihtiyaçlarına çabuk cevap verdikleri ve güvensiz bağlanmış çocuklara göre çocuklarına daha duyarlı oldukları belirlenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda güvenli bağlanmış çocukların güvensiz bağlanmış çocuklara göre ilerleyen yaşlarında daha empatik ve olgun oldukları gözlemlenmiştir.
Güvenli bağlanan çocuklar, yetişkinliklerinde daha uzun ve güven temelli romantik ilişkiler yaşayabilirler, özgüvenleri daha yüksek olur, sosyal ilişkileri kuvvetli olur, yakın sosyal ilişkilerinden keyif alır, duygularını ve düşüncelerini insanlar ile paylaşmakta daha rahat olurlar.
Güvensiz Bağlanmanın Etkileri
Çocuklar, erken dönemlerinde güvenli bağlanma gerçekleştiremediklerinde, bu durum ilerleyen dönemleri olumsuz etkilenmektedir. Genellikle karşı gelme, aşırı söz dinlememe, kleptomani gibi davranış bozuklukları, travma sonrası stres ve kaygı bozuklukları yaşayan çocukların bu sorunlarının güvensiz bağlanma kaynaklı olduğu görülebilmektedir. Bağlanma sorunu yaşayan çocukların mutlaka psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Zira hem çocukluklarında hem de yetişkinliklerinde kendinlerine veya başkalarına karşı agresif davranışlar gösterebilirler. Uyum bozuklukları yüzünden sosyal hayatları etkileneceğinden insan olmanın nimetlerinden faydalanamayarak mutsuz yaşarlar.
Kaçıngan / Çekingen Bağlanma
Maalesef ki duygusal olarak müsait olmayan ve sonuç olarak, çocuklarının ihtiyaçlarına karşı duyarsız ve farkında olmayan ebeveynler veya birincil dereceden bakıcılar vardır. Bir çocuk incindiğinde veya üzüldüğünde bunlar çok az tepki gösterirler veya hiç tepki vermezler. Hatta dayanamadıkları için çocuklarının ağlamasını bir şekilde önlerler ve onları kendi kendilerine bırakıp bağımsızlığa teşvik ederler.
Kaçıngan Bağlanmış çocuklar, bakıcısı tarafından istismar edilmiş, duygusal ve fiziksel ihtiyaçları göz ardı edilmiş olabilmektedir. Bu ihtiyaçlar tabii ki sadece fiziksel ihtiyaçlar değildir; ilişki kurmaya yönelik temas, birlikte vakit geçirme gibi duygusal-sosyal ihtiyaçları da kapsar.
Çoğunlukla bu tür çocuklar hızla kendi kendilerine yetebilen “küçük yetişkinler” haline gelir. Zaman ile herhangi bir şeye ihtiyaç duymaktan uzaklaşmaya ve gittikçe yanlızlaştıran bir bağımsızlığa meylederler. Uyum sağlayamamış bir ebeveynle çekingen bir bağ kurarlar.
Kaçıngan Bağlanmış çocuklar, bakım veren kişiyi yok sayma eğilimine girerler. Bakım veren kişiyi yok sayması özellikle, yetişkinin odadan çıkıp geri döndüğünde gerçekleşir. Çocuk, bu kişiden bir telkin veya temas ihtiyacı hissetmez. Reddedilme korkusuyla herhangi yakın bir ilişkiden kaçınır.
Çocuk, bakım veren kişinin tepkilerine karşı dirençli olduğundan ve kendisini cezalandırdığını düşündüğünden ilerleyen yaşlarında yardım-destek isteme davranışını göstermekten de kaçınırlar.
Yetişkinlik hayatlarında yakın ilişki kurmakta bir hayli zorlanırlar. İlişkilerine duygusal yatırım yapmaktan kaçınır ve ayrılık olduğunda olumsuz duyguları çok az hissederler. Ayrıca yakınlarını zor zamanlarında tam anlamıyla desteklemekte, duygularını ve düşüncelerini partnerine ifade etmede güçlük yaşar.


Kaygılı ve Kararsız Bağlanma:
Bazı yetişkinler çocuklarına tutarsız davranırlar ve bu şekilde tutarsız bir uyum içindedirler. Bazen yanıtları uygun ve besleyicidir, ancak diğer zamanlarda müdahaleci ve duyarsızdır. Bu tür ebeveynlik yapanların çocuklarının kafası karışık ve güvensizdir. Ne tür bir tepki ile karşılaşacaklarını bilemezler.
Genellikle ebeveynlerinden şüphelenirler ve kendilerini güvensiz hissederler, ancak aynı zamanda yapışkan ve çaresiz davranırlar. Nasıl davranacakları tahmin edilemeyen ebeveynleriyle endişeli bağları olması yanında kendi bağlanma ihtiyaçlarının kuvvetlenmesi ile başbaşa kalırlar. Kaygılı-Kararsız Bağlanmış çocuklar bağlandıkları kişi ile hem çok yakın ilişki kurmak ister hem de herhangi bir temasa veya ilişkiye karşı direnç gösterirler.
Bağlandıkları kişiden ayrıldıklarında huzursuzlaşır ve stres yaşarlar ama o odaya geri döndüğünde ise bu olumsuz duyguları hafiflemez, sakinleşmede güçlük yaşarlar. Yabancılara karşı büyük şüphe içindedirler.
Ayrıca yetişkinlik hayatlarında başka kişilere yaklaşmada hep tedirginlik yaşarlar, duygularının karşılıklı olmaması endişesi onları yıpratır. Bu kişiler romantik ilişkilerinde sıkça ilişkinin soğuk ve uzak olması nedeni ile ayrılıklar yaşarlar. Ayrıca çocuk sahibi olduklarında da başkalarına bağlı olma ihtiyaçlarını zaman zaman çocukları ile karşılarlar.
Dağınık / Karışık Bağlanma:
Bir ebeveyn veya bakıcı çocuğa kötü davranırsa, çocuk kolayca bu fiziksel ve duygusal zulmü ve korkutucu davranışı yaşamı tehdit edici olarak algılar. Paradoks odur ki bu çocuk korkunç bir ikileme yakalanmış durumda kalır: Hayatta kalma içgüdüleri ona güvenliğe kaçmasını söyler ama zaten güven duyması gereken kişi onu korkutanın ta kendisidir. Yani bağlanma figürü çocuğun sıkıntısının ana kaynağıdır.
Bu durumlarda, çocuklar tipik olarak kendi öz benlikleri ile ilişkilerini keserler. Başlarına gelenler olaylardan kopuk yaşarlar çünkü bu kötü deneyimler bilinçlerinden bloke edilir.
Bu gruptaki çocuklar genellikle kafa karışmış, sersemlemiş davranışlar sergiler. Hareketleri tepkileri karışıktır. Hem kaçınır hem de direnç gösterir. Belirli bir bağlanma türüne sahip olmayan bu çocukların, birincil bakıcısını hem huzur hem de korkuyu birlikte yaşattığı görülür. Buna bağlı olarak çocuğun hem bakım veren kişiden korkması ama aynı zamanda onu sakinleştirmesi karışık bağlanmaya neden olabilir.
Sonuç olarak çocuklar ebeveynleriyle güvenli bir duygusal temele sahip bağ kurduklarında ebeveynlerinin onların güvenliğini sağlayacağını bilerek güven içinde dünyayı keşfederler.
Biliyoruz ki insanların birbirine ihtiyaçları vardır ve bağlanmak zorundadırlar. Hayatta kalmamız buna bağlıdır! Yetişkin birer birey olduğumuzda bile başkalarına bağlı olmamız sağlıklıdır.
İnsanlarla sağlıklı ve güvenilir bağlar kurduğumuzda daha mutlu, verimli ve başarılı oluruz.
Nitekim“Çocuğun bedeni, ruhunun neşesi sayesinde yaşıyordur*.” Onu neşeli tutalım. Oldu mu!
*Dr. Maria Montessori

www.MontessoriTurkish.info

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

Özlem Adıyaman

1975 Haziran'ıydı İstanbul’da doğmuşum. Bostancı’lıyım. İstek Vakfı Acıbadem Özel Deneme Lisesini İngilizce okudum. Marmara Üniversitesi İlahiyat fakültesini bitirdikten sonra Marmara Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsünde Sosyoloji mastırımı tamamladım. Evlenip Amerika’ya yerleştim. Dört çocuğumuz oldu. Çocuk eğitimine yöneldim ve Montessori Öğretmenliği Enstitüsünü iki senede tamamladım. Çeşitli eğitim kuruluşlarında çalıştıktan sonra kendi ev şirketimi kurdum. Tercüme yapmaktan ise büyük zevk alıyorum ve bu benim için yaşamsal bir hobi oldu. Montessori Zone Evde Okul Öncesi Eğitim Yuvası www.montessoriturkish.info İnstagram @montessori_zone
5 1 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx
()
x