ARAŞTIRMAYAZILAR

Tasavvufun Yükselişi ve İslam’a Bulaşması (Gazali)

Günümüzde insanların Kur’an ile ilişkisi Kur’an’ın vahiy edilme amacına uygun olmadığı için hayat kitabı olarak indirilen bu kitap neredeyse hayat harici her eylem için kullanılmakta. Ya da ne yazık ki hayatın sadece belli bir alanına müdahale için gönderilmiş bir kitap muamelesi görmekte.

Bir şeyi varoluş amacının dışında kullanmak ona yapılacak en büyük eziyettir, zulümdür, ahlaksızlıktır ve tabi kahredici bir durumdur.

Oysa Kur’an belli ayinler için hatta ibadet kitabı olsun diye indirilmedi. Kur’an tam manasıyla hayat kitabıdır. Zira ibadet hayatın bir parçasıdır, kendisi değil. Bunu Kur’an’ın iniş sürecinde de bariz bir şekilde görüyoruz.

Kur’an bunu var olan bir hayata inmesi ve o hayata bir anlam ve amaç katmasıyla ispatlamıştır.

Yine diyebiliriz ki Kur’an’ın hayat ile buluşması; hayatın hayat ile buluşmasıdır. Onun için bizler hayatımızı Kur’an’a vurmalı ve Ona uymalıyız. Çünkü doğru olan yön ve yöntem o’dur. Ve bunu;

Ey kavmimiz! Dediler, doğrusu biz Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. (Ahkaf 30)

Bizi doğru yönteme, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. (Fatiha 6-7)

Kuşkusuz Allah benim de rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte doğru olan yöntem budur.” (Ali İmran 51)

Ayetleriyle de belirtmektedir.

İnsan hayatında doğru bir yol ve yöntemin olmayışı onun sürekli hayat içerisinde savrulmasına sebep olur.

Kur’an’ın insan hayatına kattığı bir diğer önemlilik de hakikattir, yani gerçeklik. Söz konusu hayat ise hayat gerçeklikten kopuk olamaz. Hayat; hayaller üzerine, varsayımlar üzerine, ya tutarsa gibi düşünceler üzerine kurulamaz. Gerçekliğin hayat ile ilişkisi o kadar önemlidir ki Kuran’da 287 geçmektedir. Ve Allah’ın esmalarından biridir de.

Yunus suresi 35. Ayette Rabbimiz gerçekliğe değinerek; “Tanrı diye taptıklarınız içinde GERÇEĞE götüren biri var mı?” diye sor. De ki: “GERÇEĞE götüren yalnız Allah’tır.” Öyleyse GERÇEĞE götüren mi izlenmeye daha lâyıktır, yoksa rehberlik edilmedikçe bir başına yolunu bulmaktan bile aciz olan mı? Size ne oluyor, nasıl yargıda bulunuyorsunuz böyle? diye buyurmakta.

Yine Kur’an’ın hayat konusunda yaptığı bir diğer uyarı da GERÇEKLİK ve ÇELİŞKİ konusudur. Bunu da bakara suresi 42. Ayette şöyle ifade etmekte. Bilerek GERÇEKLİĞİ ÇELİŞİK OLAN ile karıştırmayın, GERÇEKLİĞİ gizlemeyin diyerek ciddi bir şekilde uyarıda bulunmakta.

Bütün bu uyarılara rağmen insanlar el-HAK olan Allah’tan gelen GERÇEKLİĞİ bırakıp kendi hevalarına (saçmalıklarına) uyuyorlar.

H. 6.yy geldiğimizde insanların inanç noktasında hayatlarına önemli dokunuşlarda bulunan Gazali’yi görmekteyiz. Gazali’nin yaptığı dokunuşları önce insanların inançlarında, sonra da inançları üzerinden şekillendirdikleri hayatlarında görüyoruz.

Bu dönemde önemli olan bir diğer hususta Kur’an’ın felsefe ve kelam üzerinden yorumlanmasıdır. Kur’an’ın hayattan koparılması yetmemiş bir de ayetleri usulsüz ve Kur’an’ın bütünlüğünden kopuk bir şekilde yorumlanarak, Kur’an bir labirente çevrilmiştir. Peş peşe gelen bu hamleler sonrası bu dönemde Kur’anî akaide kaldırılıp yerine tasavvuf akidesi konuyor.

Bu da toplum şuurunun yok olması anlamına gelir. Nitekim bu dönemde başlayan haçlı seferlerine karşı dönemin tasavvuf alimleri insanları bilinçlendirecekleri yerde mağaralara yada çilehane dedikleri odacıklara girerek büyük cihat diye tanımladıkları nefis tezkiyesi yapıyorlar.

Gazali’nin bu tarih sahnesinde yeri büyük, kendisi bu dönemde Şam’da büyük cihat ile uğraşıyor. Gazalinin bir diğer özelliği de tarihte tasavvufu ehlisünnet çizgisine kanalize eden ve topluma kabullendiren kişi olmasıdır. Bu tarihe kadar İslam’dan sayılmayan tasavvuf, artık İslam’ın bir parçası hatta olmazsa olmazı oluyor. Din içerisinde din olarak ortaya çıkan tasavvufu farklı kalıplar içerisinde insanlara sunarak onların hayatlarını şekillendiriyor.

Savruk bir hayata sahip olan Gazali fıkıh ile başlayıp kelam, felsefe ve tasavvuf ile devam ediyor ve en sonunda da hayatını hadis konusu ile taçlandırıyor, öyle ki ölünce kucağında Buhari’nin sahihi bulunuyor.

Daha öncede değindiğimiz gibi merkezinde Kur’an olmayan bir hayat tıpkı rüzgârın savurduğu yaprak gibidir. Her seferinde bir tarafa savrulur. Bu durumu hem Gazali’de hem de o dönemin toplumunda görüyoruz.

Esasında Batınilere karşı tezler yazmak için Abbasi halifesi tarafından görevlendirilen Gazali ne yazık ki Kur’an ayetlerinin yorumlanması konusunda onlardan farksız bir noktaya geliyor.

Yine Gazali sofilerin bir türlü sistemleştirip, düzene sokamayıp ve insanlara kabullendiremedikleri fikirleri onlar için düzenliyor ve insanlara sunuyor.

Örnek verecek olursan Nur suresi 35. Ayette geçen “Allah yerin ve göklerin nurudur” ayetini açıklarken; “ayetteki nur kelimesi mutlak olarak kullanıldığından diyebiliriz ki nurun kendisi de mutlaktır. Yani bir ortamı aydınlatan nesne nur ise o nesnenin oluşturduğu ışıkta nurdur ve nurdan nur sadır oluyor ise yaradılış fiilide nurdur” diyerek Sühreverdi’nin ve peşinden gelen talebesi olan ibn Arabi’nin ortaya attıkları vahdet-i vücut teorisinin şekillenmesini ve toplumda kabul görmesini kolaylaştırmıştır.

Yine Gazaliye göre ilk külli ve gerçek olan yüce nur Allah’tır. Diğer bütün varlıklar O’nun nurunun taşması ile oluşmuştur. Bu da yukarıda değindiğimiz işrakilik felsefesinin temelidir.

Gazali Hz. Muhammedi Allah’ın nurunu yansıtan olarak tanıtmakta ve Hz. Muhammed kudsi ruhtur, bu ruh sayesinde marifet nurları mahlûkat üzerine akar. Diğer herkes nurunu ondan alır. Devamında Gazali “muta” yani itaat edilen varlığı, nuru Muhammedi olarak tanımlıyor. Ve ona göre herkes bu nurdan aldığı pay kadar mükemmel olabilir diyor.

Gazalinin “muta” kavramı hakkındaki düşüncesinin temeli Hristiyanlığa dayanmaktadır:

“Mesih tanrının biricik oğludur. Onun oğlu nurdur. Çünkü babası da Nurdur. Gerçek Allah’tan gerçek Allah ve gerçek insandan gerçek insandır. Yani oğul tanrı özüne sahiptir. Tanrı özüne sahip olan oğul da tanrıdır. O hiçbir zaman yaratılmamıştır.”

Kur’an “dünya hayatı ve ahret” ifadesini kullanırken Gazali hayatı, iki alem olarak açıklıyor.

Bunlar HİS ve AKIL alemidir diyor. His alemini görünen akıl alemini de görünmeyen yani gayb alemi olarak açıklıyor ve görünen alemi zulmet, görünmeyen alemi ise nur olarak tanımlıyor.  Devamında nurlar için “nur dünyadan yükselir ve kaynağına varınca son bulur” diyerek ölüme yeni bir anlam yüklüyor.

Görüldüğü gibi Kur’anî olan nur, ruh, can, nefis gibi önemli kavramların içi boşaltılarak heva ile yani saçmalıklarla doldurulup insanlara aktarılıyor. Bunun altında da Gazali’nin insanlar böyle daha iyi anlıyor dediği saçma mantık yatıyor. Çünkü aynı Gazali uydurma hadisleri bile bile insanlara “onlar bundan anlar” diyerek kitaplarına alıyor ve anlatıyor. Çünkü Gazali insanları avam, havas ve havasul havas olarak sınıflandırmıştır. Bu durum Kur’an’ın bilginin şeffaflığı ilkesine tamamen aykırıdır ve kabul edilemez bir durumdur.

Yine bu durum toplum içerisinde kişiye göre ibadet gibi bir kırılma doğuruyor. Öyle ki bir yerden sonra insanlar arasında herkes her ibadeti yapamaz gibi bir düşünce doğuruyor. Tabi burada zikrettiğimiz ibadetler Allah’ın emri ile yapılan ibadetler değil. Daha sonradan uydurulmuş türden ibadetler. İbadet haline getirilerek 70 bin defa tekrarlanan kelimeyi tevhidi buna örnek verebiliriz. Ve bu ibadeti sadece ilimde belli bir noktaya gelmişler ancak yerine getirebilir denmekte. Oysaki ne hayatını Kur’an ile inşa etmiş Hz. Muhammed de, ne de ashabında böyle bir ibadete rastlamıyoruz.

Gazali “Allah’ın öyle kulları vardır ki nübüvvet sona erince peygamberlerin yerini evtad/arzın direkleri alır. Onlar bu konumlarına ibadetlerinden dolayı değil tasavvufi yaşantılarından dolayı gelirler” diyerek ortamı şenlendirmekten geri durmuyor.

Oysa Rabbimiz “kişiye ancak çalıştığının karşılı vardır” buyurmakta.

Gazalinin getirdiği bir diğer yenilik de tasavvufun yeni bir fıkıh şekli ile İslam’a dahil etmesidir. Bunu da ihya kitabı ile gerçekleştiriyor. İhya toplumlarda neredeyse Kur’an kadar etki yaratan bir kitaptır. Hemen her evde bulunur. Bu kadar itibar görmesinin sebebi en doğrusunu Allah bilir ama galiba okunmamasından kaynaklanmaktadır.

Çünkü Gazali’nin sadece ihyası değil diğer birçok eseri de okunsa Kur’an’dan ve ahlaktan ne kadar uzak olduğu anlaşılacaktır.

Birkaç örnek ile derdimizi anlatmaya çalışacak olursak;

  1. Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
    “ Allah (C.C.), kanatlarının biri doğuya, öbürü batıya uzanan ve ayakları yedinci kat yere inen bir kuş yarattı. Kuşun üzerinde bütün varlıkların sayısı kadar tüy vardır.

Ümmetimden kadın – erkek herhangi bir kimse bana selât-ü selâm getirdiği zaman ulu Allah bu kuşa, Arş’ın altında bulunan nurdan bir denize dalmasını emreder. Kuş denize dalıp çıkarak kanatlarını silkeleyince her tüyünden bir damla akar. Ulu Allah akan her damladan, üzerime kıyamete kadar selât-ü selâm getiren kul hesabına istiğfar edecek bir melek yaratır.”

  • Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
  • Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
  • “dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
    Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürünmeli,
    başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmamalı,
    kalabalığa karışmamalı,
    erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmayacak,

    herkesin dolaştığı sokaklardan uzak durmalı,
    işini bir an önce bitirip evine dönmeli,
  • Gazlinin kadın sınıflandırması.
    1-giyim kuşam hevesinden maymun.
    2-fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
    3-kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
    4-gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
    5-evden eşya sattığından fare.
    6-erkeklere hile kurduğundan tilki.
    7-kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.

Yine bu dönemin en çok ses getiren bir diğer inanç şekillendirmesi de Allah’ın evrenin yönetimini taksim etmesidir.

  • Evrenin İdaresi gavs, kutup, kutbul akbarlar arasında pay edilmiş.
  • İki imam vardır, bunlar kutbun yardımcılarıdır. Biri melekut alemi diğeri mülk alemini yönetir.
  • Abdallar vardır, bunar birbirlerinin yerlerine aynı şekil ve görünümde geçebilirler. Bunlar diledikleri zaman diledikleri yere gidebilirler. Bol yağmur yağdırır, zalimleri cezalandırır, belaları kovarlar ve Allahtan istedikleri hiçbir şey geri çevrilmez.
  • İbn Arabiye göre Allah evrenin yedi bölgesini yedi Abdal ile korur. Yedi semanın ruhaniyeti bu kimselere bağlıdır. Bunların her biri de güçlerini yedi semada oturan İbrahim, Musa, Harun, İdris, Yusuf, İsa ve Ademden alır.

Şii tasavvufuna karşı çıkarak kendince bir tasavvuf modeli ortaya koyan Gazalinin tasavvufu aslında Şii yada Batınilerin düşüncesinden pekte farklı değil.

Gazaliye göre evliyanın keşf ve ilhamının peygamberlerin aldıkları vahiyden farkları yoktur. Tek fark onlara melek görünmez sadece seslerini işitirler. Gazaliye göre kalp aynası ne kadar temiz ve parlak olursa levhi mahfuzdaki bilgiler o kadar iyi yansıtılır. Bunun olabilmesi için de kişinin bir köşeye çekilip sadece farz ve sünnet namazları ile meşgul olması gerekir. Kur’an okuyarak, hadis ve tefsir ile uğraşarak zihinlerini dağıtmamalılar. Kişi bunları yerine getirdikten sonra artık gaibden haberler alıp insanlara aktarabilir, diyerek Allah’ın alanı dediğimiz alana müdahil olmaktan geri durmuyor. Artık insanlar levh-i mahfuzu okuyabiliyor ve peygamber ile görüşüp hadis sorgulatabiliyorlar. Yine bu inanca sahip kişiler ledünni ilme vakıf olup, Hızır ile görüşüp, gaybdan sesler işittiklerini ve kalpleri okuyabildiklerini iddia ediyorlar.

Bunu dedikten sonra Gazali ihyasında kabir hayatına değinerek “kabir halleri, Allah’ın bir ikramı olarak alem-i ervahın bazı sırlarını kendilerine açtığı bir kısım sayılı kulların haberlerinden öğrenilir” der.

Gazali tekvir suresi 21. Ayetten yola çıkarak kendi yorumladığı MUTA kavramına değinerek, bu muta; felekleri harekete geçiren, kâinatı yöneten bir fail İlahtır. Bu varlık Allah değildir ama Allah’tan başka da değildir. Der ve peşine bu kitap ifşa etmek istediğim şeyin ağırlığını kaldıramaz, der.

Piyasaya batınilerle mücadele etmek için çıkan Gazali yorum konusunda onlardan geri kalmıyor. Güneş, ay ve yıldızları “nefis, faal akıl ve külli akıl” olarak yorumluyor. Ayı şekilde Mişkat’ında “avamın tevhidi, la ilahe illallah, velilerin tevhidi ise la mevcuda illallah ’tır” der.

Ve artık tasavvuf evrimini tamamlamıştır ve okullarını açıp eğitimine aleni başlamıştır.

Bu okullarda “eğer Allah’ın dostu olmak ve onun tarafından sevilmek istiyorsan dünyayı ve ahireti terk et ve yüzünü sadece Allaha dön. Buda ancak şu 10 esas ile olur;

  1. Beden temizliği
  2. Devamlı susmak
  3. Halvet
  4. Devamlı oruç
  5. Devamlı zikir
  6. Teslimiyet
  7. Hatıra bir şey getirmemek
  8. Kalbi şeyhe raptetmek
  9. Ancak mecburiyet halinde uyumak
  10. Yeme içmede orta yolu izlemek.

Artık öyle bir noktaya gelinmiş ki veliler kendilerinden bir şey söylemez ve onlar Allah’ın insanlar için gönderdikleri kurtarıcılardır denmiş. Ve içinizde Allah ile sürekli irtibat halinde olan şahıslar varken Kur’an’a gitmeye ne gerek var ki…

Yazımızı Mehmet Akif’in sözü ile sonlandıralım:
Sürdüler Türk`e “tasavvuf” diye olgun şirayı;
Muttasıl şimdi “hakikât” kusuyor Sıdkı Dayı!

(Yazımız devam edecek inşallah…)

Nedim KURT

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: