YAZILAR

Değişim

Nasıl değişir bir insanın yaşamı? Kendini değiştirmeye çalışan, kendisinden hoşlanmayan milyonlarca insan var yeryüzünde, hepsi de mutluluk peşinde. “Şu özelliklere sahip olsaydım, daha zayıf olsaydım, araba alacak kadar param olsaydı daha mutlu olurdum.” diye düşünen, istatistiksel bilgiye dönüşmüş rakamlar…

Nasıl değiştirir insan kendisini? Hep bir başkasına öykünen yürek nasıl kendini mutluluğa açar? Kendimizden hoşnutsuzluğumuz nasıl da eritiyor küpümüzü. Günün yirmi dört saati kendisine maruz kalan bir insanın nedir panzehri?

Bir adam varmış, işçilik yapıyormuş, kendisinden hoşnut muydu bilmiyoruz ama kibar bir beyefendiymiş, kimseyi kırmamaya çalışan, insanlara özenli davranan biriymiş. Muhtemelen onun bu özelliğinden yararlanmak isteyenler olmuştur. Belki kahramanımız kalbi kırık biridir, kim bilir? Değişmeyi dilemiş miydi bilmiyoruz ama o çok değişti, hiç umulmayan bir şekilde. Bir kaza sonucu kafasına bir demir parçası saplanınca, beyni ciddi şekilde hasar görmüş. Adam yaşamaya devam etmiş ama artık kibar biri değilmiş. Çevresindeki insanlar onun çok değiştiğinden bahsetmişler.

Merak edenler için haber metni şöyle:

“1848 yılında Amerika’daki bir demiryolu inşaatında yaşanan bir patlama sonucu, sol yanağından giren ve sol gözünü parçalayıp beyninin ön lobundan kafatasını delerek çıkan 2,5 cm. eninde 1 m. uzunluğundaki demire rağmen yaşamayı sürdürebilen ve bir kaç ay sonra iyileşen Amerikalı demir yolu işçisi, bu olaydan sonra  enteresan kişilik özellikleri göstermeye başlamış; müsrif, anti sosyal, küfürbaz biri olmuştu.”

Şüphesiz insan değişmeyi umarken böylesine bir değişimi düşünmüyor. Ne yazık ki değişim çoğu zaman travmalarla geliyor. Özellikle psikolojik travmalar yaşamı etkiliyor ve kişiyi değiştiriyor. Nazi kamplarına alınan kimi insanların yaşamdan vazgeçtikleri ve psikolojik ölümün ardından fiziksel ölümlerinin de gerçekleştiği gözlenmiş. Psikolojik ölüm (intihar değil, hayattan vazgeçme), insanların kendi pisliklerinden rahatsız olmadığı, çok değerli olan son sigaralarını yaktıkları sırada oluyormuş. İki üç gün sonra da kişi ölüyormuş.

Sağlıktan ölüme kadar uzanan bir değişim silsilesi var. Psikolojik travmalar insanı intihara kadar götürebiliyor. İşyerinde mobbinge maruz kaldıysanız ya da kalıyorsanız, insan ilişkilerinin, insan tavrının insanı ne şekilde etkilediğini de bilirsiniz. Mobbinge maruz kalan kişinin intihar etme riski artar. Bunu bilirseniz, insanlara davranışlarınız özenli hale gelir, çünkü insanın psikolojisine olumsuz katkı sağlamak önemli bir sorumluluğu getiriyor biz farkında olmadan. Birine sürekli eleştirel yaklaşmak, onun düşüncelerini, yaptığı işleri küçümsemek, sürekli konuşmasını kesmek gibi davranışlar, buna maruz kalan kişiyi bunalıma sokar. İnsanın insan üzerinde ne kadar etkili olabileceğini tahmin bile edemiyoruz.

Tanık oldum iyi bir insanın benim iyi yanlarımı aktifleştirdiğine. Şahidim olumlu ilginin ve sevginin yaraları iyileştirdiğine. Biliyorum psikolojik şiddetin fiziksel şiddetten daha çok can acıttığını. Farkındayım bir çocuğa kaç çatmanın bile onu nasıl örselediğinin.

Milyonlarca insan kendisinden memnun değil. Zayıflığın, çöp gibi olmanın güzellik olarak tanımlandığı bir çevrede balık etli bir insanın kendini çirkin sanmasını doğal karşılayabiliriz. Sayısal zekanın ön plana çıkarıldığı bir eğitim sisteminde resim çizen bir gencin kendini başarısız sanmasını doğal sayabiliriz.  Herkesin siyaset konuştuğu bir ortamda hikayeler anlatan birinin kendisine geveze demesini anlayışla karşılayabiliriz. Onların kendilerini değiştirmek istemeleri karşısında şefkat duygumuz kabarabilir ama Karadeniz’e dikilen bir zeytin ağacının kendini yetersiz hissetmesini anlayamayız. Fındık ağacının Doğu Anadolu Bölgesi’nde solması üzerine kendini başarısız hissetmesi karşısında isyanımız yükselebilir. Ona durumun kendisinden değil çevresinden kaynaklandığını anlatmak için çabalayabiliriz. Ama insan acımasız, kendisine karşı acımasız, başkalarına acımasız. İnsan kendisine şefkat duymayı bilmiyor, başkalarına da.

Değişmeyi umarken, belki de tembellerin yaşadığı bir diyara gitmek istiyoruzdur, kendimizi orada çalışkan hissedebiliriz. Balık etli insanların yaşadığı bir adaya düşmek de fena olmazdı aslında. Bazı özelliklerimize, mesela ağırkanlı oluşumuza saygı duyulmasını istiyor olabiliriz çevremizden, elimizde olmayan şeylerden ötürü eleştirilmemek hakkımız, ama o saygıyı kendimize gösteriyor muyuz? En yakın arkadaşımıza şefkat gösterdiğimiz gibi kendimize şefkat gösteriyor muyuz?

Bir adam varmış, her şeyden şikayet edermiş ama kendisine dönüp hiç bakmazmış. Kendini değiştirmeyi düşünen insanlar, kendilerinden başka yakınacak bir şey bulamazmış. O adam her şeyin suçunu başkalarına yüklerken, kendini değiştirmeyi uman insan, her şeyin suçunu üstüne alırmış. Asıl değişmesi gerekenler, kendini değiştirmeyi uman insanlar değilmiş, onların aklına değişmek fikri hiç düşmezmiş, vesselam.

Daha Fazla Göster

mimhece

Ses-Söz-Arpacık

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: