MAKALELER

KADAVRA KAVRAMLARDAN, KADAVRA MÜSLÜMANLIĞA

                Rabbimiz genel imtihan alanlarını şöyle belirlemiştir. “Muhakkak ki, ölüm tehlikesiyle ve açlıkla, dünya malının, canın ve (alın teri) ürünlerinin kaybı ile sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredenlere iyi haberler müjdele.” (Bakara, 2/155) İmtihanın olduğu yerde kazanmak ve kaybetmek kaçınılmazdır. Yine insanların sapma noktaları ve sebepleri de yine  bu ayette bahsedilen psikolojik, sosyolojik ve ekonomik imtihan alanlarıdır. Rabbimiz bu tehlikeyi göstererek uyarmış ve korunma yolları içinde insana “kelimeler” vahyetmiş ve bu kelimelere tutunmamızı tavsiye etmiştir. (33/2)

                Alemlerin rabbi olan Allah (c.c ); yeryüzüne bir sistem koymuş ve bu sisteme göre yeryüzünü yönetmektedir. Bu sistem içerisinde her bir zerre tesadüfen değil, rabbimizin hikmeti gereğince yerli yerince yerleştirilmiştir. Ay, güneş v.s hepsi kendine belirlenen rotaya göre hareket etmektedir. (36/38)

                Aynı şekilde; Rabbim insanlar için seçtiği dinin kurallarını yine kendisi koymuş ve resulleri aracılığı ile yaşanabilirliğini örneklendirmiştir.  Ne zamanki o dinin inananları o dini bozmuşsa Allah (c.c) müdahale ederek dini yenilemiştir. Peki bir dinin mü’minleri inandıkları bir dini niçin ve nasıl bozmuşlardır? Bu süreç nasıl işlemiştir?

                Bu makalede kısaca bir dinin bozulmasında en etkili gördüğüm bozulma olan tasavvurun bozulma sebebi olan kelime ve kavramların bozulmasına değineceğim.

                Güç, insanları sindirir. Dil/kelimeler/kavramlar ise insanları değiştirir.

                Kelime; iki duyudan biriyle idrak edilen tesir (görünecek şekilde yaralama), ‘hem  (söze) dizilmiş, manzum lafızlara’ hem de o lafızların altındaki altında ki  anlamlara’ denir. (1)

                Kavram; Bir şey hakkında ki sahip olunan umumi fikir, genel düşünce, mefhum; zihin veya düşünce tarafından kavranmış şey konu veya fikir.(2) Dile ait kelime ve kavramlar ve bunların arkasındaki anlamsal boyutlar, bireyin zihnine yerleşir. Zamanla, çevresel etkileşimin artmasıyla da dile ait bu unsurlar, birey tarafından içselleştirilerek dil oluşur. Dilin, kelime ve kavramların toplumsal yaşantıya düşünce dünyasına etkisini Konfüçyus şöyle anlatıyor:

                – “Eğer bir ülkede yönetici olsaydınız, ilk olarak ne yapmak isterdiniz?” Konfüçyüs cevap vermiş:

                – “Kuşkusuz ilk iş olarak dili düzeltirdim.” Bu cevap üzerine dinleyiciler şaşırarak sormuşlar:

                – “Niçin?”  Konfüçyüs’ün karşılığı:

                – “Çünkü eğer dilde bozukluk varsa, söylenen şey, söylenmek isteneni anlatmaz; eğer söylenen, istenen anlamı yansıtmazsa, yapılması istenen şey yapılmaz; eğer istenen yapılmazsa, ahlak ve sanat bozulmaya uğrar; eğer ahlak ve sanat bozulursa, adalet doğru yoldan çıkar; eğer adalet doğru yoldan çıkarsa, halk çaresiz bir bunalıma sürüklenir. Sonunda söylenen söz hakkında doğru karar verme fırsatı kalmaz. Böyle bir durumu önlemek, her şeyden önemlidir.” (3)

                Kelimeler canlı birer organizma gibidir. İnsanlık değiştikçe gelişir ve değişikliklere uğrarlar ki bu normal bir süreçtir. Eğer bu değişiklik kelimenin anlamına ve amacına yönelikse bağlı bulunduğu metin tahrife uğrar. Böylelikle konuşan kitap değil amacından saptırılarak konuşturulan bir kitaba dönüşür. Onun için rabbimiz kelime ve kavramlarını Kur’an bütünlüğünde korumaya almıştır.

                  Kuran’ın genel amacı; yeryüzünde Allah’ın amacını gerçekleştirmek iken zamanla Allah’ın adına hareket /hizmet ettiklerini iddia eden yarı tanrı! insanların amacını gerçekleştirmeye evirilmiştir. Bu sureç içerisinde mushaf’ın lafzını bozamayanlar, onun kavramlar ve kelimelerini parselleyerek kendi düşünce ekollerine, fırkalarının amaçlarına göre anlamlandırıp yorumlayarak halka satışa çıkardılar. Despot ve zalim yöneticilerin zulmü altında cahilleştirilen, kandırılan mazlum halklar; bu zulme payanda olan din tüccarlarının bu satışından, işlerine gelen kısmını satın aldılar.  Bu saptırmanın/amacını gerçekleştirmek için; öncelikle yanlış bir Allah  tasavvurunun inşaası ile işe başladılar.  Hayatın içinde canlı ve diri, hayata müdahil, sistemi/sünneti olan bir Allah yerine; uzak, hayattan kopuk, “her şeye gücü yeten/kadiri mutlak” vasfının istismarı ile;  nereye koysan gider safsata bir inanç ile bu saptırıcıların hizmetine sunulan bir tanrıya dönüştürüldü. 

                Uzak olan bu tanrının boşalttığı alanı dolduran yarı tanrı insanlar;  Allah’ın kitabını ölü bir metne, kadavraya dönüştürüp kendilerine hizmet için  kelimelerin ve kavramların içini boşaltıp  havalarına göre  yeni anlamlar yüklediler. (4) Kelime ve kavramların anlam saptırmasıyla oluşturulan yeni algıda tanrı artık ilkelerinden /sünnetinden bağımsız “kafasına” göre davranan, daha doğrusu bu saptırıcıların hevasına göre davranan bir tanrıdır. Bu tanrı tasavvurunun oluşturduğu “mü’minleri” bu tanrının ahlakını edinerek, kuralsız, projesiz ve ilkesiz birer nesne halinde yönetenler tarafından kullanılan kadavra yığınlara dönüştürüldüler.

                İşte böyle yıllarca kaybettiklerimizi kaybettiğimiz yerden başkaca yerlerde arar olmuşuz. Mezheplerin, fırkaların ve özelliklede mutasavvıfların oluşturduğu Kur’an’a alternatif dini metinlerde kurtuluşu aramışız. Bu metinlerde Kur’an’ın kavramları kelimeleri olan; Allah tirana, Kur’an mushaf’a, iman itikada, takva zühde, ibadet tapınma ve ritüellere, zikir boncuk saymaya, şehadet ölüme, cihad savaşa/kıtale, sünnet misvaka, giyim tarzına, sabır pısırıklığa, tevekkül tembelliğe, infak ve zekat kırk da bire, akletmek hevaya, tefekkür ezbere, izzet ve şeref güce, adalet kanuna, kardeşlik üyeliğe ve müritliğe, veli/evliya imtiyazlı sınıfa……… indirgenerek Kur’an’ın İslam’ından saptırılarak yeni bir İslam tasavvuru oluşturulmuştur. (5) Yeryüzünde adına İslam denen; kavram ve kelimeleri lafzen Allah’ın,  anlam  ve amaç açısından saptırıcı güruhun hizmetinde bir din üretilmiştir.

                “Sözüm meclisten içeri ve herkes üzerine alınsın!”   

Bizim bugün yapmamız gereken en elzem şey ümmileşerek; Kur’ an’ı kendi kelimeleriyle ve kavramlarıyla anlam bütünlüğünde yeniden anlamamız ve anlama çalışmalarına destek vermemiz gerek. Bu şekilde yaparsak,  insanlara “ruh” olan vahiy bilinci oluşarak “kutsal ve dokunulmaz metin” algısı düzelir ve bizlere tekrar hayat verir.

                Böyle yapmaz isek; sistem bozulur bozulan sistemin her kavramı ve kelimesi kadavralaşır. Saptırıcıların elinin altında müdahaleye açık kadavra bir metne inanan insanlarda maalesef vahiyle/metinle/lafızla aynı kaderi paylaşıp “ölü bir hayata” dönüşerek, üzerinde operasyonlar yapılan kadavra bir insanlığa dönüşür.

                Son söz;

                “Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: O’nu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben bana vahyolunandan başkasına tabi olmam(uymam). Çünkü rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.” (Yusuf, 12/ 15)

1-       Müfredat El fazı’l Kur’an Shf.1298

2-       Türkçe sözlük, Mehmet Doğan

3-       Konuşma Sanatı, Kofüçyüs ve Dil

 4-     2;58-59, 4;46, 5;13 7;162

5-      6;enam 144)

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu