ANALİZYAZILAR

Kurtarıcı Olan, Dinden Uzaklaşmak Mı?

Çağımızın bizi sürüklediği bu girdapta artık dine karşı büyüyen bir önyargıyı görmezden gelmek imkansız. Peki insanı modernite hastalığından kurtaracak olan, dinden uzaklaşmak mıdır?

Bu görüşte olanlar evrenin ince dengesine tesadüfle cevap vermenin peşine düştüler. Bu kusursuz düzenin müsebbibi olarak tesadüfü gösterenler, aslında yerlerin ve göklerin yaratıcısı olarak tesadüfü Rab edindiklerinin farkına varamadılar. Bu çerçeveden bakarsak onlara ateist ismini vermek de pek isabetli bir isimlendirme olmayacaktır. Çünkü tesadüfü tanrılaştırmak, tanrı olarak tesadüfü kabul etmek anlamına gelir. İnançsız kesimin, daha önce hakkında ayrı bir yazı da yazdığımız bu hassas ayarlardan tesadüfe ulaşması, inananın Allah inancına oranla hiç şüphesiz daha şaşırılacak bir inançtır.

Evrende tesadüfe imkan dahi tanımayan bu hassas ayarlar silsilesi, ateizm’in “madde” tanrıcılığını da net bir şekilde sonlandırır, Ki tarihin bize gösterdiği de budur. Yine evrenin oluşumuna bakmak zorundayız. Big Bang’in ortaya konduğu zaman dilimi seküler zihniyetin ve ateizmin, pozitivizmin yükselişte olduğu bir dönemdi. Ve ilk ortaya atıldığında da yine bu kesim tarafından hakikat derdine düşülmeksizin reddedildi. Televizyon programlarında bu patlama için “Böyle saçma şey olur mu” bile denildi. Bunun sebebi Büyük Patlama’nın, pozitivizmin “madde” üzerinden kurduğu ezeli evren fikrini yıkıyor olmasıydı. O dönemin ateist bilim adamları bu teoriyi “iğrenç” olarak niteliyorlardı çünkü tanrıları modern bilimin elinde can çekişiyordu.

Din ilerlemeye engel olan, girdaba sürükleyen olgu değildir. Dini gerileme sebebi kabul etmek de samimi bir davranış değildir. Hatta ilerlemeyi bilime indirgemek, bilimi tek gerçek ve tek hakikat olarak kabul etmek de doğru değil. Ve zaten bilimin tek hakikat olduğunu iddia etmek bir kere kendisi bilimsel olmayan bir ifadedir. Laboratuvara sokamadığımız, deney gözlem yoluyla elde edemediğimiz bir önermedir. Bilim tek hakikattir önermesi hatalı felsefi bir kabulden öteye geçemez.

Bunun dışında dinin kurtarıcı olmadığını söyleyenleri -genelleme yapamasak bile bir kısmını- dünyevi hazların peşinde koşarken, farklı olma çabası içine girerken de görüyoruz. Bunlardan birisi Lee Strobel. Lee Strobel gençlik yıllarının bir döneminde ateizmi seçme gerekçelerini şöyle açıklıyor:

“Tanrısız bir dünyanın dayattığı bu sarsılmaz çaresizlikle yüzleşmektense ben, yeni elde ettiğim özgürlüğümü tüm ahlaki kaygılarımdan sıyrılmak için kullanacaktım. Tanrısız yaşam bana göre, sadece kendin için yaşa demekti. Bir gün yaptıklarımdan hesaba çekileceğimi düşünmeden, neye mal olursa olsun şahsi zevklerimin peşinden gidebilecektim. 60’ların ve 70’lerin cinsel devrimi kapıdaydı ve ben en son noktaya kadar gitmekte hürdüm. Bir gazeteci olarak da kariyer mücadelemde, ilerlememi engelleyecek hiçbir etik kuralı tanımıyordum. Kısa zamanda benim ve hırslarımın önünde hiçbir şey ve hiç kimse kalmamıştı.”

Yine yıllar önce bir kanalda yayınlanan televizyon programında ateist bir katılımcı uzun uzun konuştuktan sonra kameralara derin bakışlar atarak “Zordur ateist olmak, hiçbir güce dayanmadan yaşamak her baba yiğidin harcı değildir” gibisinden bir şeyler söylemişti. Bu satırların alt metni psikolojik bir okumayla tahlil edildiğinde orada topluma baş kaldıran, kendini ayrı ve üstün gören güçlü insan imajını bulmamak mümkün değildir.

Yani ilerlemeye engel olan din değildir. İlerlemeye engel olan din adına veya din karşıtı hiç farketmez “dogma”lardır. Kendisinden başka doğru kabul etmeyenler ilerlemeye engel olanlardır. Din insanı araştırmaya, düşünmeye, incelemeye, öğrenmeye, okumaya sevkediyorsa. Böyle bir din ilerlemeye engel olmaz, bilakis kurtarıcı budur, ilerleme de böyle bir dinle sağlanır. Ki 21.yüzyılın “ilerici” medeniyetinin dayandığı yer, İslam’ın altın çağında din sayesinde elde ettiği ilerlemedir. Batıyı karanlıklardan kurtarıp aydınlıklara çıkaran o dönem yine İslamdır, yani din. Ya da tek hakikat bilimdir deyip bilim dışı her şeyi çöpe atan, bilimin bile doğruları birikimli ilerlerken geçmişin, şimdinin, geleceğin bilimini beraber okumaktan aciz, bilimin adını kullanarak inşa edilen stabil fikirler, dogma düşünceler. Bunlar ilerlemeye engeldir.

2005 yılında Apple Bilgisayarın CEO’su Steve Jobs, Stanford Üniversitesinde bir konuşma yapıyor:

“Yakında ölmüş olacağımı bilmek, hayatta ki büyük kararlarımı verirken bana en çok yardım eden araç oldu. Çünkü başka her şey; tüm dışsal beklentiler, gurur, utanç ve başarısızlık korkuları, tüm bunlar ölüm karşısında yok oluyor ve geriye sadece gerçekten önemli olan şey kalıyor. Öleceğinizi akılda tutmak, kaybedecek bir şeyleriniz olduğunu düşünme tuzağına düşmemek için bildiğim en iyi yoldur. Zaten çıplaksınız. Kalbinizin sesini dinlememek için bir sebep yok.”

Bu satırlardan sonra şöyle bir soru sormak uygun düşecektir.

“Kurtarıcı olan şey, tıpkı dinin yoğun şekilde işlediği konulardan biri olan ölüm gerçeğinin Steve Jobs’u etkilediği gibi, aslında insanlara ilham verecek ve onları vasatlıktan çekip kurtaracak dini hakikatler değil mi?”

  Yüzümüzü beşerin, maddenin, tesadüfün değil; halis olarak Allahın dinine dönme vakti gelmedi mi?

Kullanılan görsel: Chawin Lertsachanant

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: