YAZILAR

Dua – Fıtratın Sesi

Kullanım alanının dışına taşan ve anlamı fazlasıyla deforme edilen kavramlardan biri de ‘’DUA’’ kavramıdır. Dua, cahili toplumlarda Allah’a talimat verme ve Allah’ı emir eri gibi görmek gibi aslından uzak ve anlamı dışında kullanılagelmiştir.

‘’Dua’’ mastar olarak, “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” demektir. İsim olarak duâ, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya olan talep ve niyaz” demektir.

Allah ile kul arasındaki en sıkı bağ aslında duadır. Dinini sadece Allah’a özgüleyen kulun o büyük yaratıcısı karşısında, aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardım dilemesi” dua ile gerçekleşir.

Kendisinden çok güçlü bir varlığa sığınma hali insan fıtratında varolan bir duygudur. Bütün dinlerde bir şekilde dua vardır ve çok önemli bir yer tutmaktadır.

İslamın tek kaynağı ve Rabbimizin kitabında dua ile ilgili 200 ün üzerinde ayet mevcuttur. O yüzden başta Allah resulünün öğrendiği gibi bizde Rabbimizi yüceltme temelli dua anlayışını Kur’an’dan öğreneceğiz.

Her şeyden önce Rabbimizin kendisini kavrama kodlarını fıtratımıza yerleştirdiğini bilmeliyiz.

“Hani Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demişlerdi. Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz.’’

‘’Şöyle de demeyesiniz: “Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenlerin yüzünden bizi helak mı edeceksin?” (araf suresi 172/173. Ayetler)

Toplumda hepimiz şahid olmuşuzdur. Allah’ı inkar eden ateist zihniyetler bile dara düştümü gayri ihtiyari Allah’a sığınırlar. İşte bu fıtratın sesidir.

“De ki: “ Duânız yoksa, Rabbim sizi ne yapsın! Yalanladınız; bu yüzden azap kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan suresi 77.ayet)

Allah kuluna cevap vermek için onun her ne vesilesiyle olursa olsun kendisine başvurmasını istemektedir. Bu vesileler; hayranlık, hamd, şükür olabileceği gibi, ihtiyaç, korkulandan kurtulma ve yapılan hataların bağışlanması isteği de olabilir. Yani Rabbimiz sığınılacak güç olarak yalnız kendisinin olmasını istiyor. Aslında bu durum hanif anlayışın temelini de oluşturmaktadır.

“Kullarım sana benden sorarlarsa ben gerçekten çok yakınım. Duâ edenin çağrısına, bana çağırıp yakardığı anda cevap veririm. Hadi onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki doğruyu ve iyiyi bulabilsinler.(bakara suresi 186.ayet)

“O halde Allah’ın yanında bir başka ilaha daha yalvarma. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.” (şuara suresi 213. Ayet)

Burdan anlaşılacağı gibi Rabbimiz duanın sadece kendisine yapılmasını istiyor. Kendisinden başka putlara ve hiçbir kimseye dua edilmesini istemiyor.

Kur’an’a baktığımızda doğru dua aslında tevhidin de temelini oluşturur. Bu konuda çok çarpıcı ayetler vardır.

“Gerçek duâ yalnız O’na yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemezler. Küfre sapanların duâ ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.” (rad suresi 14.ayet)

“Allah dışındaki yakardıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.’’ (araf suresi 194. Ayet)

‘’Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; ellerim mi var onların ki onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulakları mı var onların ki, onlarla işitsinler. De ki: “ Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!” (araf suresi 195. Ayet)

‘’Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır.” (nisa suresi 20. Ayet)

“Duâ edin bana, cevap vereyim size. Kibre saparak bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir” (muminun suresi 60)

Yukarıda yazdığım ve buna benzer Kur’an’da var olan onlarca ayet bize gösteriyor ki yalvarıp yakarılacak ve dua edilecek tek varlık Allah’tır. Rabbimizin bize değer vermesini istiyorsak dua makamının Allah olduğunu ve duanın ne olduğunu bilmek zorundayız.

Dua, kuru kuruya yapılan sözlü bir muhabbet değildir. Dua tevbe merkezli ve sosyal iyiliğin yani salatın ikamesi için ilk adımı oluşturmalıdır. Duanın da bir adabı olmalı nihayetinde karşımızda alemlerin yaratıcısı var. Haksız isteklerden ve bela taleplerinden kaçınılmalıdır, çünkü Rabbimizin katında bir anlamı olmaz.

Ölülerin ruhlarına okunup israf edilen Fatiha Sûresi en güzel dua örneklerindendir. Allahü Teâlâ’nın tasvip ettiği türden; günahların affı, kötülüklerin def’i ve örtülmesi, canın iman ile ve iyilerle beraber alınması, kıyamet gününde rezil ve rüsvay olmamak, hidâyet, tevbenin kabulü, hayırlı bir nesile sahip olmak, iyi, güzel işler yapabilmek, cehennem azabından korunmak, ilim ve sağlık istemek için olmalıdır.

Tabiki duanın fiili bir karşılığıda olmalıdır. Rabbimizden istediklerimizin oluşması için yine rabbimizin yarattığı yeryüzü kanunlarına yani sünnetullaha sıkı sıkı sarılmalıyız. Mesela, Allahım yoksullara yardım et deyip te bunun için hiçbir çaba sarfetmezsek anlamsız bir dua olur. Dualarımız bizi salatın ikamesinde tetiklemez ise kuru bir sözden ileri gitmez.

Toplumda bazı dini törenlerde televizyonlarda ısmarlama ve toplu dua ayinleri artistlik gösteriden öteye gitmeyen davranışlardır.

Örneğin, Baş ağrısı tedavisi kuru dua değil Rabbimizin sünnetullahı doğrultusunda oluşan tıb ilmidir.

Ismarlama ve taklit içeren şablonik dualar saçma sapan şeylerdir.

Mesela, Kenz-ül Arş Duâsı, İsm-i A’zam Duâsı, Hacet Duâsı, Karınca Duâsı, Bereket Duâsı, İstihare Duâsı, Nazar Duâsı, Ağrı, sancı vs. duâları gibi…

“Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver; bizi cehennem azabından koru” (bakara suresi 201)

Her şeyin doğrusunu bilen Allah’tır.

Erkan Erdoğan

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: