PEYGAMBERİMİZİN ÇOK EŞLİLİĞİ SÜNNET DEĞİLDİR!

0
2727

Sevgili arkadaşlar bize bu konuda gelen yüzlerce soru dolayısıyla PEYGAMBERİMİZİN ÇOK EŞLİLİĞİ adı altında tüm detayları içeren bu makaleyi sizlerle paylaşmak istedik.

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki İslâm dininde normal şartlarda ÇOK EŞLİLİĞİN OLMADIĞI, çok eşliliğin ancak olağanüstü koşullarda, kamu otoritesinin kararıyla, hep birlikte uygulanacak özel bir durum olduğu Nisa suresinden anlaşılmaktadır. Fakat bu gün bu şartların yerine getirilmesi için HİÇ BİR SEBEP YOKTUR.

PEYGAMBERİMİZİN ÇOK EŞLİLİĞİ İSE, Nisa suresinde belirtilen genel hükümler dışında bazı kişiye özel ayrıcalıkların hepsi KUR’AN’da belirtilmiş ÖZEL GÖREVLERE DAYANMAKTADIR.

Kendilerini yakından ilgilendirdiği hâlde MAALESEF MÜSLÜMANLAR bu konuda iyi araştırma yapmamışlar, yeterli ve doğru bilgiye sahip olamamışlardır.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da UYDURMA RİVAYETLER yapacağını yapmış, çok eşliliğini delil göstererek peygamberimizin otuz erkek gücünde olduğu yalanına pek çok kimseyi inandırmışlardır.

PEYGAMBERİMİZİ YÜCELTMEK ADINA UYDURULDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ bu tip yalanlar neticesinde İSLAM DIŞI KESİM de PEYGAMBERİMİZİN KADIN DÜŞKÜNÜ, ŞEHVETPEREST birisi olarak TANITMIŞ VE ÖYLE DEĞERLENDİRMİŞTİR. bu gün İSLAM dışı olarak adlandırdığımız ATEİST, MİSYONER vs. gibi guruplar hep bu argümanı kullanıp AÇIKÇA İSLAM’A SALDIRMAKTADIRLAR. Bu konuda bizlerinde büyük hatası vardır, bu hatalarında nedeni KUR’AN dışı kaynaklara KUR’AN dan DAHA FAZLA İLGİ GÖSTERMEMİZDEN KAYNAKLANIYOR DİYE DÜŞÜNÜYORUZ yani yeterince KUR’AN üzerinde düşünmüyoruz …

Bu durum İSLAM’ı tanıtmak ve anlatmak gayreti içinde olan her kişi için büyük önem arz etmektedir. ALLAH’ın izni ve yardımıyla aynı gayret içinde olan MÜSLÜMAN olarak bizler de bu önemli konunun iç yüzünü beşeri özelliklerimiz dahilinde anlatmayı ve kardeşlerimizi doğru bilgilerle teçhiz etmeyi kendimize görev addetmiş bulunuyoruz ..

PEYGAMBERİMİZİN GENÇLİĞİ VE BEKARLIĞI;

Peygamberimiz, erkeklerin 12-14 yaşları arasında ergenliğe eriştiği BULÜĞA ERDİĞİ YANİ CİNSEL YÖNDEN OLGUNLUĞA ERİŞTİĞİ bir iklimde doğup büyümüştür.

O dönemde çevresinde zinanın, fuhşun yaygın olmasına, iffetsizliğin kol gezmesine rağmen PEYGAMBERİMİZ GAYET MAZBUT BİR YAŞAM SÜRMÜŞTÜR. Peygamberimizin bu özellikleri, doğulu-batılı tüm tarihçiler ve araştırmacılar tarafından da leke kondurulmadan kabul edilmiştir.

Çok eşlilik konusunu kavrayabilmek için o günün şartlarını iyi bilmek ve iyi analiz etmek gerekmektedir.
Evet o günün şartlarında KUR’AN’ın hitap çevresi, daha çok ekvator kuşağı ikliminde görüldüğü gibi ”poligaminin” (ÇOKEŞLİĞİN) yaygın olduğu bir toplumdu. YANİ ÇOK EŞLİLİK İSLAMDAN ÖNCE ARAP TOPLUMUNDA SIK GÖRÜLEN BİR ARGÜMANDI.

BUNDAN DOLAYI KADINLARIN DURUMU ÇOK KÖTÜYDÜ.
Alınıp satılıyorlar, bırakın mirastan pay almayı kendilerine mirasçı olunuyordu.
BOŞANMIŞ BİR KADININ ÜZERİNE tabiri caizse paltosunu gömleğini, entarisini, şalvarını atan erkek onu (KAPATMIŞ) sayıyordu.

Bırakın şahitliği, evlenirken de boşanırken de onlara bir şey sormak zül addediliyordu.
Onlarla evlenmenin ve boşanmanın sınırı yoktu.

Mekkedeki 7-8 büyük tefeci bezirgan (Kâbe çetesi) şehrin kaderine el koymuştu.
KABE’NİN ARKA SOKAKLARINDA LÜKS GENELEVLERİ İŞLETİLİYORDU.

Gariban Mekkelilere faizle borç veriyorlar, ÖDEYEMEYENİN KARISINA KIZINA EL KOYUYORLARDI.
Onları açtıkları gayet lüks döşenmiş fuhuşhanelerde YEMEN’den, HABEŞ’ten, MISIR’dan, İRAN’dan vs. gelen zengin tüccarlara sunuyorlardı.

KİMİ MEKKELİLERDE İLERİDE ÇOCUKLARI BUNLARIN ELİNE DÜŞMESİN DİYE ÇOCUĞU KIZ OLUNCA DİRİ DİRİ TOPRAĞA GÖMÜYORLARDI ve bu toprağa gömme işleminin bir sebebide bu oluyordu.

Bu şekilde MEKKE’de insanlık dışı, VAHŞİ BİR DÜZEN, iktidar (Yeda Ebu Lehep) vardı ve büyük bir DRAM yaşanıyordu.

Mekke’nin sokaklarında EBU LEHEB’İN ELİ KURUSUN KAHROLSUN EBU LEHEB İKTİDARI KAHROLSUN sesleri yankılanmaya başlayınca.

BU KIZ ÇOCUKLARI HANGİ SUÇUNDAN DOLAYI ÖLDÜRÜLDÜ ?

diye bir soru ortaya atıldı, bu dramı yaşayanlar, bu düzenin mağdurları bir anda bu sese doğru koştular.
Bu sesi yükselten Hz. MUHAMMED’in etrafını sardılar.

Kılıçlarını çekip arkasında saf bağladılar.

Etrafında toplananların daha çok gençler, kabilesizler, yolu kesilmişler (ibnu’s-sebil), tefeci bezirgânlara borçlandırılmışlar, KÖLELER, KADINLAR, KIZLAR vs. olması bu nedenle gayet anlaşılabilirdir.

Aynı düzenin bir benzeri MEDİNE’de de vardı.
Münafıkların başı İBNİ SELÜL’ün bir cariye pazarı vardı.

BURADAN KAZANDIKLARI PARALARLA MÜŞRİKLERE MALİ DESTEK SAĞLAMAKTAYDI.
Medine’ye gelen yoksul muhacirler bir ara buna özenince şiddetle eleştirildiler.

Öyle ki kadınları fuhşa zorlayanlar hem sert bir şekilde eleştirildi, hem de FUHUŞ MAĞDURLARINA SAHİP ÇIKILDI. Evet, YANLIŞ OKUMADINIZ , KURAN istemediği halde ZORLA FUHUŞA ZORLANAN, Mekke ve Medine’nin bugünkü tabirle FUHUŞ MAFYASININ elinde kıvranan KADINLARA DAHİ SAHİP ÇIKTI ..

NUR SURESİ 33. AYET ..

“Dünya hayatının geçici zenginliğini kazanacaksınız diye, sakın namusuyla yaşamak istediği halde elinize düşmüş esir KADINLARI ZORLA FUHUŞ YAPTIRMAYIN.
Her kim onları fuhuş yapmaya zorlarsa ALLAH, kendilerine zorla yaptırılan bu işten dolayı onları bağışlayacak, sevgi ve merhametine alacaktır; bundan hiç şüpheniz olmasın.”

Rivayete göre bu ayet, eline düşen esir kadınları fuhuş sektöründe çalıştırarak para kazanan İbni Selül’ün KÖLE VE CARİYE pazarını kapattırmak için nazil olmuştu. (Razi, İbni Kesir, Kurtubi)

Kadınların son derece kötü durumlarını düzeltmek için işe buralardan giren KUR’AN evlenme, boşanma, miras vs. konularında da büyük REFORMLAR yaptı.

Doğrusu KUR’AN ayetlerinin inişi sona erdiğinde, yani yirmi üç yılın sonunda bu işten tabiri caizse en kârlı çıkan kadınlardan başkası değildi.

Çünkü KUR’AN’daki bütün kadınla ilgili ayetler onlara ya bir hak veriyor, ya da KORUMA ve KOLLAMA amaçlı hükümler ihtiva ediyordu.

İŞTE ÇOK EŞLİLİK AYETLERİNİ’DE BU PLAN IŞIĞINDA DÜŞÜNMEK LAZIMDIR.

Olayı iyi anlamak için ilk muhataplarının bu ayetten sonra ne yaptıklarına bakalım;

Bütün rivayetler bu ayetten sonra sahabe arasında evlenme olaylarının ikişer, üçer, dörder ARTTIĞINI değil, tam tersi AZALDIĞINI göstermektedir. (Kurtubi, İbn Kesir, Razi)

BU AYET’TEN SONRA ÇOKEŞLİLİK OLAYLARINDA DEĞİL DE GİDEREK DÖRDER ÜÇER İKİŞER BOŞANMALARDA ARTIŞ OLMUŞTUR ? ..

Çünkü sahabe bunu çokeşliliğe teşvik olarak anlamamıştır …

Bilakis az önce geçtiği gibi ZATEN ÇOĞU ÇOK EŞLİ İDİ YANİ ÇOK EŞLİ OLMAKTAN ÇEKİNEN YOKTU Kİ, ÜSTÜNE ÜSTLÜK BUNU TEŞVİK EDEN AYET GELSİN ! ..

Zaten öyleydi çoğu ..

Tam tersi CENAB-I HAK, BU KADAR ÇOK EŞLİ OLMAMIZI İSTEMİYOR, AZ EŞLİ OLMAMIZI HATTA TEK’E KADAR İNDİRMEMİZİ BİZİM İÇİN HAYIRLI OLANIN BU OLDUĞUNU SÖYLÜYOR diye anlamışlar ve dörder, üçer, ikişer, bire kadar… azaltmak suretiyle evliklerini sürdürmüşlerdir.

Bunu DÖRDE KADAR izin olarak anlayan da olmuştur.
MAALESEF günümüzdede bu uygulama vicdanları rahatsız etsede uygulanmaktadır ve bu işlemi yine ALLAH’ın kitabı KUR’AN’ı öne sürerek uygulamaktan çekinmeyen bir zihniyet halen aramızda mevcuttur.

ÇOKEŞLİLİĞİN MAHİYETİNİ DAHA İYİ ANLAMAK İÇİN YAPTIĞIMIZ BU KISA İZAHTAN SONRA KONUNUN ÖZÜNE İNMEK İÇİN PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİK HAYATINDAN BAŞLAYARAK MAKALEMİZİ SONUÇLANDIRALIM.

PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİK HAYATI ;

Peygamberimiz İLK EVLİLİĞİNİ 25 YAŞINDA, sağlıklı, dürüst, güvenilir bir genç olarak, MEKKE’nin SOY-SOP bakımından köklü ve zenginlik bakımından önde gelen ailelerinin genç kızları ile evlenebilecek durumda iken, KENDİSİNDEN 15 YAŞ BÜYÜK BAŞINDAN İKİ EVLİLİK GEÇMİŞ DUL BİR KADIN OLAN HADİCE İLE YAPMIŞTIR. Hadice’nin ölümüne kadar peygamberimiz başka bir kadınla evlenmemiş, tıpkı bekârlığındaki gibi hayatını, iffetine toz kondurmadan, LEKESİZ OLARAK SÜRDÜRMÜŞTÜR.

ALLAH’ın elçisi olarak VAHY İLE GÖREVLENDİRİLDİĞİNDE , bu davadan vazgeçmesi için kendisine LİDERLİK MAL MÜLK ve MEKKE’NİN EN GÜZEL, EN ZENGİN KIZLARINI TEKLİF EDENLERE ise, herkesin bildiği o meşhur cevabı vermiştir:

BİR ELİME AY’I BİR ELİME GÜNEŞ’İ VERSENİZ DAHİ BU DAVADAN VAZGEÇMEM !

Peygamberimiz GEREK BEKARLIK DÖNEMİ için ve GEREKSE HADİCE İLE EVLİ OLDUĞU DÖNEM için hiç kimse ve hiçbir kesim tarafından olumsuz eleştirilere konu edilmemiş, edilememiştir.

Hadice öldüğü zaman üzerindeki AĞIR ELÇİLİK GÖREVİNE bir de ÖKSÜZ KALAN ÇOCUKLARIN SORUMLULUĞU EKLENMİŞ , peygamberimiz yapayalnız kalmıştır.

PEYGAMBERİMİZİN bundan sonraki EVLİLİK HAYATI ise, üstlendiği görevin gereklerine bağlı olarak, kendi İRADESİ DIŞINDA ÇOK EŞLİ HALE DÖNÜŞMÜŞ ama bu durumdan ne kendisi ne eşleri mutlu olmuşlardır.

Peygamberimizin hem kendisinin hem de eşlerinin özverilerini gerektiren bu çok eşli hayatı, en doğru şekilde KUR’AN ayetlerinden öğrenilebilir.

Dolayısıyla bu konuda başka hiçbir kaynak aramaya gerek yoktur.

PEYGAMBERİMİZİN çok eşliliği konusunun daha iyi anlaşılması için önce tüm Müslümanların evliliklerini düzenleyen, evlenme ile ilgili genel kuralları koyan ayetleri okumakta yarar vardır ;

NİSA SURESİ 22.23.24. AYETLER ..

BABALARINIZIN evlenmiş olduğu kadınlarla evlenmeyin
öncekiler geçmişte kaldı
bu çok çirkin rezil bir şeydi ve ne kötü bir ADET’Tİ
SİZE ŞU KADINLARLA EVLENMENİZ HARAM KILINMIŞTIR
anneleriniz
kızlarınız
kız kardeşleriniz
halalarınız teyzeleriniz
erkek kardeşlerinizin kızları
kız kardeşlerinizin kızları
sizi emziren süt anneleriniz süt kardeşleriniz
eşlerinizin anneleri
kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan evlerinizde bulunan üvey kızlarınız
(onlarla gerdeğe girmemişseniz kızlarıyla evlenmenizde bir sakınca yoktur)
ve öz oğullarınızın eşleri
yine iki kızkardeşi birlikte almanız’da size haram kılındı.
Artık öncekiler geçmişte kaldı ALLAH BAĞIŞLAYICIDIR.
SEVGİ VE MERHAMET KAYNAĞIDIR.
Malik olduğunuz cariyeleriniz hariç, nikâhlı kadınlarla da evlenmeniz size haram kılındı.
Bunlar ALLAH’ın üzerinize yazdığıdır.
Bunların dışında iffetlerinizi koruyup, fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla evlenecek kadın aramanız size helal kılındı.
Öyleyse onlardan ne ile faydalandıysanız, farz bir görev olarak ücretlerini ödeyiniz.
Zorunlu ödemenizden sonra, rızalaştığınız şeyde size bir sorumluluk yoktur.
Şüphesiz ALLAH en iyi bilen ve hikmet sahibi olandır.

BAKARA SURESİ 221. AYET ..

Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman etmiş bir cariye -sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da-, müşrik bir kadından daha hayırlıdır.
Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman etmiş bir köle -sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da-, müşrik bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar, ateşe çağırırlar, ALLAH ise kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır.
O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.

MAİDE SURESİ 5. AYET ..

Bu gün size temiz olan şeyler helal kılındı.
Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir.
Müminlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini/ mehirlerini ödediğiniz taktirde- size helal kılındı.
Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır.
O, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

Yukarıdaki ayetlerde açıklanan kurallar dışında KUR’AN’da,

— Bakara suresinin 230. ayetinde;
ikinci kez boşanılmış bir eşle normal şartlarda evlenilemeyeceği,

—Ahzab suresinin 6. ayetinde;
Peygamberin eşlerinin Müminlerin anneleri olduğu, dolayısıyla onlarla da evlenilemeyeceği,

— Nur suresinin 3. ve 26. ayetlerinde;
zina edenlerin ancak zina edenler ya da şirk koşanlarla evlenebileceği, pisliğe batmış olanların, pisliğe batmışlar ile, temizlerin kendileri gibi temizler ile evlenebilecekleri

açıklanmakta, ayrıca Teaddüdü zevcat/ çok eşlilik konusunda da yukarıda belirttiğimiz gibi ancak OLAĞANÜSTÜ koşullarda çok eşliliğin uygulanması gerektiği bildirilmektedir.

Bunlar İSLAM’ın, evlilikle ilgili tüm ümmete şamil genel kurallarıdır, yani Müslümanların tamamını muhatap almaktadır.Bunlardan başka KUR’AN’da, sadece peygamberimizin kendisine yönelik, yani KİŞİYE ÖZELl kurallar da mevcuttur

PEKİ SADECE PEYGAMBERE GÖREVİ GEREĞİ ÖNGÖRÜLEN BU KURALLAR NEDEN BUGÜN İSLAMDA ÇOK EŞLİLİK ADI ALTINDA UYGULANMAKTA ? …

AHZAB SURESİ 50.51.52. AYETLER ..

EY PEYGAMBER Gerçekten biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini,
malik olduğun cariyelerini (savaş esirlerinden payına düşmüş bayanlar),
amcanın kızlarından, halanın kızlarından, dayının kızlarından ve teyzenin kızlarından seninle birlikte hicret etmiş olanları, ve kendisini peygambere hibe eden peygamberin de nikâhlamak istediği Müslüman kadını, MÜMİNLER İÇİN OLMAKSIZIN SADECE SANA ÖZGÜ OLARAK HELAL KILDIK.
Biz kendi eşleri ve malik oldukları cariyeler konusunda senin dışındaki müminlere neyi farz kıldığımızı bildik (yukarıdaki genel evlilik kurallarını bildiren ayetler işaret ediliyor).
Bu durum (sana özgü olarak getirilen çok eşlilik ve diğer özel maddeler),
SENİN İÇİN BİR GÜÇLÜK OLMASIN DİYEDİR. ALLAH çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alabilirsin.
Ayrıldıklarından, istek duyduklarına dönmende senin için bir sakınca yoktur.
Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın olan budur.
ALLAH kalplerinizde olanı bilmektedir. ALLAH her şeyi bilendir, HALİM’dir.

Bundan sonra başka kadınlar ve bunları başka kadınlar ile değiştirmek -güzellikleri hoşuna gitse bile SANA HELAL OLMAZ.
Ancak malik olunacaklar (harp esiri olarak payına düşecekler) başka.
ALLAH her şeyi gözetleyip denetleyendir.

Bazı tefsir (!) ve mealler, AHZAB SURESİ 50. ayetteki VE KENDİNİ PEYGAMBERE HİBE EDEN PEYGAMBERİNDE NİKAHLAMAK İSTEDİĞİ MÜMİN KADINI ifadesini (HER NEDENSE)

MEHİR İSTEMEDEN SENİNLE EVLENMEK İSTEYEN MÜMİN KADIN olarak açıklamışlar ve ayetin devamında durum zarfı olarak geçen

MÜMİNLER İÇİN OLMAKSIZIN SADECE SANA ÖZGÜ OLARAK ifadesini de bu kısma bağlayarak, sadece Peygamberin mehir ödemeden hanım nikâhlayabileceğine, Peygamberden başkasının ise mehirsiz eş nikâhlayamayacağına kail olmuşlardır.

HALBUKİ NİSA SURESİNİN 24. AYETİNDEKİ
“…miktarın tespitinden sonra, karşılıklı rızalaştığınız bir şey konusunda üstünüze sorumluluk yoktur. …”

şeklindeki ifade ile yine NİSA SURESİNİN 4. AYETİNDEKİ
“…eşler gönül rızalarıyla size mehirlerinden bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.”

şeklindeki ifade, açık olarak eşlerin birbirlerine bağışlarda bulunabileceğini bildirmektedir.

YANİ EVLENEN HERKES KENDİ RIZASI İLE MEHİR KONUSUNDA ANLAŞMA YAPABİLİR ve böyle bir anlaşma ile kadınlar kocalarına mehirlerinden hediye verebilirler.

AHZAB SURESİNİN 50. AYETİNDEKİ

KENDİNİ HİBE EDEN MÜMİN KADIN ifadesi ile de, BU İŞE BAŞ KOYAN MALINI MÜLKÜNÜ ÖMRÜNÜ PEYGAMBER UĞRUNA HARCADIĞINI PEYGAMBERE SÖYLEYEN MÜMİN KADIN kastedildiği anlaşılmalıdır.

NİTEKİM PEYGAMBER EŞLERİ ARASINDA BÖYLELERİNİN VARLIĞI BİR GERÇEKTİR !

AHZAB SURESİ 50. AYET’TE
üzerinde durulması gereken bir diğer husus da MÜMİNLER İÇİN OLMAKSIZIN SADECE SANA ÖZGÜ OLARAK ifadesidir.

Bu ifade cümle içinde DURUM ZARFI olarak kullanıldığından, ayette kendisinden evvel geçen tüm maddeleri kapsamaktadır.

(LÜTFEN DİKKAT) Yani ayetin anlamı BU SAYILARIN NİKAHLANMASI SURETİYLE ORTAYA ÇIKACAK ÇOK EŞLİLİK DURUMU SADECE SANA ÖZGÜDÜR MÜMİNLERE DEĞİL demektir.

AHZAB SURESİ 50.AYETTEKİ
bir başka maddede ise PEYGAMBERİMİZ DİĞER MÜSLÜMANLARA KARŞI KISITLANMAKTA diğer Müslümanlara AMCA HALA DAYI TEYZE KIZLARI ile nikâhlanmak serbest bırakılmış iken,

PEYGAMBERİMİZİN BUNLAR ARASINDAN SADECE KENDİSİYLE HİCRET EDENLERİ NİKAHLAYABİLECEĞİ BİLDİRİLMEKTEDİR.

Peygamberimizle ilgili bu farklılıkların gerekçesi, aynı ayette, onun GÜÇLÜK ÇEKMEMESİ olarak açıklanmıştır.

PEYGAMBERİMİZİN çektiği veya çekmesi muhtemel güçlük ve sıkıntıların neler olduğu düşünüldüğünde, bütün bunların onun görevlerinden kaynaklanan güçlük ve sıkıntılar olduğu görülmektedir. PEKİ BU GÜÇLÜK VE SIKINTILAR NE OLABİLİR ? ..

TEBLİĞ GÖREVİ VE ZORLUKLARI ;

İslâm kuralları sadece erkekleri ilgilendirmemekte, kadınlara da bildirilmesi, anlatılması ve öğretilmesi gerekmektedir.

Bu kurallar içinde öyleleri vardır ki, kadınlar arasında konuşulup anlatılması daha rahattır.

Böyle konuların kadınlara anlatılıp öğretilmesinde, öğretmelerin kadın olması ile daha yararlı sonuçlar alınacağı şüphesizdir.

Çünkü hem kadınlar zihinlerinde oluşan soruları bütün açıklığı ile bir erkeğe sormaya utanabilirler, hem de peygamberimiz özel hayatla, cinsellikle ilgili konuları kadınlara anlatmada sıkıntıya girebilirdi.

Nitekim uygulama da bu yönde olmuş, kadınlara özgü kuralları MÜSLÜMANLAR PEYGAMBERİMİZİN EŞLERİNDEN ÖĞRENMİŞLERDİR.

SOSYAL GÜÇLÜKLER ;

KUR’AN’ın indiği dönemde, Araplar arasındaki bir geleneğe göre evlâtlıklar öz evlât gibi telâkki ediliyordu.

Hayatın gerçeklerine aykırı olan bu geleneğin ve bu gelenekten kaynaklanan bazı tabuların İSLAM’da yeri olmadığı için yıkılması gerekiyordu.

Bunun en kestirme ve en etkili yolu ise, bu tabuların peygamberimizin kendi hayatında yaşanarak yıkılması idi.

BÖYLE BİR UYGULAMANIN ÖRNEĞİ DE ; peygamberimizin Cahş kızı Zeynep’le olan evliliğidir.

Bu evlilik, evlâtlıkların öz evlât olmadığını ve evlâtlık olan bir kimseden boşanmış kadının, evlâtlığın babası konumundaki bir kimse ile evlenebileceğini topluma en kısa yoldan anlatmış ve en etkili şekilde öğretmiştir.

O dönemde yine kötü ve yıkılması gereken bir gelenek de, harp esiri cariyelerin alınıp satılması, insan yerine konulmayıp hor görülmesiydi.

Yine Peygamberimiz, bir SAVAŞ ESİRİ OLAN Cüveyriye ile evlenerek bu yanlış geleneği yıkmış, onların da her insanın sahip olduğu onura sahip oldukları gerçeğinin toplum tarafından anlaşılmasını sağlamıştır.

SİYASAL GÜÇLÜKLER ;

Peygamberimiz, aşağıda eşlerinin isimleri sayılırken görüleceği gibi, kendisinden yaşlı, cinsel yönden tükenmiş, kadınlık işlevi kalmamış, farklı kabile ve milletlere bağlı kadınlarla evlenmek suretiyle, O KABİLE VE MİLLETLER İLE AKRABALIK BAĞLARI KURMUŞTUR

Bu akrabalık, hem bir barış ortamı sağlamış hem de İSLAM’ın en uzak noktalara kadar uzanmasını sağlamıştır.

Bu yöntem, sağladığı barış ve siyasî güç sebebiyle Avrupa krallarının, Rus çarlarının, Osmanlı padişahlarının uygulamayı hep sürdürdükleri bir siyaset olmuştur.
Osmanlı devletinin yükselme döneminde, padişahlar tarafından yeni fethedilen şehirlerin tekfurlarının kızlarıyla o şehre tayin edilen idarecilerin evlendirilmeleri, HEP BU SİYASET GEREĞİDİR.

Yukarıda görüldüğü gibi, peygamberimizin çok eşliliği, onun görevlerinden kaynaklanan zorunluluklar sebebiyledir.

Bizim görüşümüze göre iş kendi iradesine kalsaydı, kesinlikle çok eşli olmak istemezdi.

ÇÜNKÜ O ÇOK EŞLİLİK HAYATINDAN MUTLU OLMAMIŞTIR ;
eşlerin kıskançlıkları, kaprisleri onu hep üzmüştür.

MESELA AHZAB SURESİNİN 51.AYETİ inince eşi Ayşe ;
“GÖRÜYORUM Kİ RABBİN SENİN HEVANA HİZMET EDİYOR” diyerek, durumundan memnun olmadığını iğneleyici bir dille belirtmiştir.

AYRICA TAHRİM SURESİNİN İLK 5 AYETİNDEN de, eşlerinin peygamberimizi üzdükleri açıkça belli olmaktadır.

Hatta peygamberimiz, Ömer’in kızı Hafsa’yı, GEÇİMSİZLİĞİ NEDENİ İLE BİR ARA BOŞAMIŞ, sonra tekrar nikâhlamıştır.

Peygamberimizin eşleri yüzünden üzülmesi, sadece eşlerinin kıskançlığından, geçimsizliğinden kaynaklanmamıştır.

Peygamberimizin eşleri, bulundukları konumun ağırlığını fark edememişler, sıradan kimseler gibi başlarına buyruk yaşamaya yönelmişler, çevrenin etkisiyle şatafatlı, debdebeli lüks hayat yaşamayı arzulamışlardır.

Tabiri caizse BİR NUMARALI KADIN olup, hayatın tadını çıkarmak istemişlerdir.

Onların bu isteklerine hep karşı çıkan peygamberimiz, kendisini son derece üzen bu davranışlara tepki olarak onları evlerinde yalnız bırakmış, bir ay yanlarına uğramamıştır.

İşte bu gibi olaylar, Yüce ALLAH’ın müdahalesini gerekli kılmış ve Rabbimiz, peygamberimizin eşlerine münhasır, SADECE ONLARI İLGİLENDİREN AYETLER İNDİRMİŞTİR .

AHZAB SURESİ 28-34 AYETLER

EY PEYGAMBER Eşlerine söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım (size boşanma bedeli ödeyeyim). Ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim.

Eğer siz ALLAH’ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz ALLAH, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.”

EY PEYGAMBERİN KADINLARI Sizden kim açık bir çirkin utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak artırılır. Bu da ALLAH’a göre pek kolaydır.

Ama sizden kim ALLAH’a ve elçisine gönülden itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona da ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.

EY PEYGAMBERİN KADINLARI Siz kadınlardan herhangi biri değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.

Evlerinizde vakarla oturun, ilk cahiliye kadınlarının süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı ikame edin, zekâtı verin, ALLAH’a ve elçisine itaat edin. Ey ehli beyt! Gerçekten ALLAH, sizden kiri gidermek ve tertemiz kılmak ister.

Evlerinizde okunmakta olan ALLAH’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Hiç şüphesiz ALLAH, lâtiftir, haberdar olandır.

Ayetlerde görülen odur ki, peygamberimizin eşlerine verilen görev, YATAK ODASI VE MUTFAK ARASINDA BİR ÖMÜR SÜRMEKTEN İBARET DEĞİLDİR.

ONLARIN GÖREVİ bu işe baş koymak, bu büyük davaya özveri ile hizmet etmek, bu davanın neferi olmak, fitneye fesada fırsat vererek başkalarına açık vermemek, evlerinde duydukları ayetleri, hikmetleri insanlığa açıklamak, ANLATMAK VE ÖĞRETMEKTİR.

Ayrıca, İSLAM’ı hayatının her anında uygulayan bir insan olan peygamberimizin gece yaşantısında bu uygulamaları nasıl yaptığının halka aktarılması da, gece vaktinde gelen vahylerin yazılmasında, saklanmasında peygamberimize yardımcı olmak da, yine onların görevlerindendir.

Kısaca peygamberimizin eşleri, bugüne göre hem sekreter hem zabıt kâtibi hem de basın sözcüsü konumunda olmak durumunda kalmışlardır. (ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN)

PEYGAMBERİMİZİN EŞLERİ;

HADİCE ;

Huveylid kızı Hadice, ticaretle uğraştığından Tacire, temiz ahlâklı olduğundan da Tahire diye anılan ve kendisine de Ümmü Hind (Hind’in annesi) denilen bir ÜMMİ, yani MEKKELİDİR.

Daha önce BAŞINDAN İKİ EVLİLİK GEÇEN ve birinci evliliğinden bir oğlu, ikinci evliliğinden de bir kızı olan Hadice, peygamberimizle, o HENÜZ ELÇİLİK GÖREVİ ALMAMIŞKEN, Abdullah oğlu Muhammed iken ama herkesin güvenini kazanarak “EMİN” LAKABINI ALMIŞ BİR DELİKANLI İKEN EVLENMİŞTİR.

Peygamberimizin, kendisinden on beş yaş büyük olan bu itibarlı kadınla yaptığı evlilik, Hadice 65 yaşında ölene kadar 25 sene sürmüştür.

Hadice’nin önceki evliliklerinden olan iki çocuğuyla birlikte yedi çocuklu olan bu aile, dost ve düşmanların ortak kabulü ile, temelindeki evlilikte karşılıklı sevgi ve saygının esas olduğu örnek bir ailedir.

Peygamberimizden sonra Müslüman olan ilk insan ve ilk Müslüman kadın olan Hadice, peygamberimize büyük ve ağır görevinde hep destek olmuş, her zaman onun yanında yer almıştır.

Peygamberimizin Hadice ile evli kaldığı bu dönem ile ilgili olarak hiç olumsuz eleştiri yapılmamış, yapılamamıştır. (ALLAH ONDAN RAZI OLSUN)

SEVDE ;

Zem’a’nın kızı Sevde de ilk Müslümanlardan olup, o da ÜMMİ yani MEKKE’lidir.
PUTPERESTLERİN BASKISI SONUCU kocasıyla birlikte Habeşistan’a hicret etmiş ama kocasının orada ölmesiyle, ELLİ YAŞINDA DUL KALMIŞTIR ve himayeye muhtaç hâle gelmiştir.

Çünkü akrabaları henüz Müslüman olmamışlardı ve o Müslüman olduğu için de ona düşmanlık besliyorlardı. Sevde de onların yanına dönemiyordu.

Sevde’nin bu durumunu bilen Müslümanlar onu, Hadice’nin ölümünden sonra yedi çocukla bir başına kalan peygamberimize eş olarak önerdiler. Bazı kaynaklar Sevde’nin nikâhta peygamberimize şu sözleri söylediğini kaydetmektedir:

( Ben seninle, ERKEĞE ARZU DUYDUĞUM İÇİN DEĞİL, sırf Peygamber hanımları arasında ALLAH’ın huzuruna çıkabilmek için evlendim. Bana buna göre davran, ey ALLAH’ın Rasulü )

Peygamberimizin bu evliliği beş yıl devam etmiş ve Sevde’nin ölümü ile son bulmuştur.
Bu tarihte peygamberimiz elli beş yaşındadır.

AYŞE ;

PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİKLERİ ARASINDA EN ÇOK İRDELENEN ELEŞTİRİLEN KONU OLAN Ayşe ile olan evliliğidir.

Bu konuda, Ayşe’nin henüz evlenecek yaşta olmadığı hâlde küçük bir çocuk iken peygamberimizle nikâhlandığı, üç yıl büyümesinin beklendiği ve ondan sonra gerdeğe sokulduğu HİKAYESİ bir hayli yaygındır.

Peygamberimizin küçük bir çocukla nikâh kıyması bakımından dikkat çeken bu hikâyenin esasının iyice araştırılması ve bu konunun üzerinde önemle durulması lâzımdır.

Aslında bu konu İSLAM tarihinin yardımcı kaynak kitapları olan (İbni İshak, İbni Hişam, İbni Sa’d, Taberî, Mevlâna Şibli) gibi eserlerde genişçe yer almaktadır.

Ayrıca çağımızda da Ali Himmet Berki ve Osman Keskioğlu tarafından hazırlanan
(Hatemül Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı) adlı eserde genişçe incelenmiştir.

BU KAYNAKLARDAN ÖĞRENDİĞİMİZ TARİHİ GERÇEK İSE ŞUDUR;

Ayşe, peygamberimizle nişanlanmadan önce, Mut’im oğullarından Cübeyr ile nişanlıdır.

YANİ EVLİLİK ÇAĞINDADIR ve peygamberimizle evlendiğinde KÜÇÜK BİR ÇOCUK DEĞİLDİR.

Yukarıda adını verdiğimiz tarihî eserlerden bazısı, peygamberimizin, Cübeyr ile nişanlı olan Ayşe’yi babası Ebu Bekr’den istediğini, Ebu Bekr’in de peygamberimize, Mut’im oğullarıyla konuşacağını ve ancak onlar nişanı bozarlarsa o zaman Ayşe’yi kendisine verebileceğini söylediğini, putperest olan Mut’im oğullarının ise, Müslüman olan Ayşe’nin oğullarını da kendi dinine döndüreceğinden korkarak, bu nişanı bozmak arzusunda olduklarını yazmaktadırlar.

Birinci olarak;
AYŞE’nin, Mut’im oğullarından Cübeyr ile nişanlı olduğu tartışmasızdır.

Çünkü eldeki tüm tarihî kitaplar bu bilgiyi vermektedir.

İkinci olarak ise, bu nişanlılığın ise İSLAMİYET’ten sonra olması mümkün değildir.

ÇÜNKÜ mümin bir kadının, müşrik bir erkekle evlenmesini yasaklayan Bakara suresinin 221. ayeti, Müslüman olan ve peygamberimizin en yakın arkadaşı ve dostu olan Ebu Bekr’in kendisi gibi Müslüman olan kızını bir müşrike vermesini engellemektedir.

Dolayısıyla Ebu Bekr, kızı Ayşe’yi, Mut’im oğullarına, kendisi Müslüman olmadan evvel nişanlamış olmalıdır.

Demek ki Ayşe, daha o zamanlarda bile evlilik çağında olan bir kızdır ve yörenin İKLİM ŞARTLARINA GÖRE en az 14-15 yaşlarındadır.

Diğer taraftan eldeki tüm tarihî kaynakların mutabık oldukları ve Ana Britannica ansiklopedisinin de 23. cildinin 185. sayfasında yazdığı gibi Ayşe, peygamberimizle hicretten önce nişanlanmış, hicretten sonra nikâhlanmıştır.

Bazı kaynaklar hicretten evvel nikâhlanıp, hicretten sonra gerdeğe girdiğini yazsalar da, yine tüm kaynaklarda yer alan aşağıdaki metin, bu iddia ile uyuşmamaktadır:

(Medine’nin havası Mekkeli Müslümanlara çok dokunmuştu.
Mekkeli Müslümanlar hep hastalanmışlardı.
Hasta olanların içinde Hz. Âişe de vardı.
Hastalık geçince Ebu bekr, Hz. Muhammed’in huzuruna gelip şöyle dedi: EY ALLAH’IN RESULÜ Neden NİŞANLIN ÂİŞE’Yİ KENDİ EVİNE ALMIYORSUN ?
Hz. Muhammed cevaben MEHİR YÜZÜNDEN EY EBU BEKR, ŞU ANDA ÂİŞE’YE MEHİR ÖDEYECEK DURUMDA DEĞİLİM. dedi…..)

Görüldüğü gibi metninde açık olarak Nişandan söz edilmektedir.

Ayrıca, nikâh anında tespit edilip muaccel (peşin) veya müeccel (vadeli borç) olarak verilebilecek mehirin henüz tespit edilmemiş olması da nikâhın hicretten hemen sonra kıyılmadığını göstermektedir.

Sonuç olarak yukarıdaki kaynakların verdiği bilgilerden anlaşılıyor ki Ayşe, peygamberimiz ile evlendiğinde, ÇOCUK YAŞTA OLMAYIP NİŞANLISINDAN AYRILMIŞ GENÇ BİR KIZDIR.

Peygamberimizin bu evliliği hem kızıyla evlenerek kendisini şereflendirdiği Ebu Bekr’in İSLAM’a daha fazla maddî ve manevî yardımını sağlamış,

hem de Ayşe’nin herkes tarafından bilinen İslâm’ı anlama ve anlatma yönündeki dirayeti sayesinde, peygamberimizin elçilik görevini yaparken duyduğu rahatlık için isabetli bir karar olmuştur.

HAFSA ;

Ömer kızı Hafsa, okuma yazma bilen ve Habeşistan’a göç eden cefakâr Müslümanlardandır.

Kocası Hunays b. Huzâfa Bedir’de ŞEHİT OLUNCA HAFSA DUL KALMIŞTIR.

Onun bu durumuna çok üzülen babası Ömer, sahabenin ileri gelenleri arasından ona uygun bir eş aramıştır.

Sonuçta Hafsa ile peygamberimiz evlenmiş, böylece Ömer gibi güçlü bir kişi ile akrabalık bağları kuran peygamberimiz, elçilik görevinde büyük bir destek daha sağlanmıştır.

HUZEYME KIZI ZEYNEP ;

KOCASI BEDİR’DE ŞEHİT OLAN ve altmış yaşında dul kalan Zeynep’e evlilik teklifini bizzat peygamberimizin kendisi yapmış ve bu evlilik iki yıl sonra Zeynep’in ölümü ile son bulmuştur.

ÜMMÜ SELEME ;

Habeşistan’a hicret eden Müslümanlardan olan ve OKUMA YAZMA BİLEN ÜMMÜ SELEME, kocasının Uhud’da yaralanıp, iki ay sonra o yara sebebiyle ölmesi sonucu DÖRT ÇOCUKLA DUL KALMIŞTIR.

Himayeye muhtaç olan Ümmü Seleme, sahabenin ileri gelenleri tarafından kendisine yapılan evlenme tekliflerini yaşlı oluşunu bahane edip reddetmiştir.

Peygamberimizin elçi göndererek yaptığı aynı yöndeki teklifi de yaşlılığını, çocuklarını ve kıskanç bir yapıda oluşunu bahane ederek reddeden Ümmü Seleme, peygamberimizin; YETİMLERİ ZATEN YANIMA ALACAĞIM. Kıskançlığının gitmesi için ALLAH’a dua edeceğim.
İHTİYARLIĞIN İSE BİR ENGEL DEĞİL. Sözleri üzerine nikâhlanmaya razı olmuştur.

CAHŞ KIZI ZEYNEP ;

Peygamberimizin Cahş kızı Zeynep ile evliliği, HER MÜSLÜMAN TARAFINDAN İNCEDEN İNCEYE BİLİNMELİDİR.

Çünkü bu evliliğin her yönü hikmet ve ibretle dolu olup, önemi sebebiyle de KUR’AN’da yer almıştır.

DOLAYISI İLE BİZLERE ÖLÇÜ VE IŞIK OLMALIDIR.

Ayrıca bu evlilik, bir takım gerçekleri çarpıtarak Müslümanların zihinlerini bulandıran isteyen İSLAM düşmanları tarafından bu amaçlarına alet edilmek istendiğinden, MÜSLÜMANLARCA İYİ ÖĞRENİLMELİDİR.

Öncelikle şu husus bilinmelidir ki, bu uygulamanın kahramanları saygıya ve övgüye lâyık kişilerdir.

Çünkü bu evlilik, İslâm Devriminin teorideki öğretilerinin hayata geçirilen ilk uygulamasıdır.

BU EVLİLİK İLE ARAP TOPLUMUNDA İKİ TANE YALNIŞ ORTADAN KALDIRILMIŞ VE İKİ TABU YIKILMIŞTIR;

BİRİNCİ OLARAK ; Müslüman kadınların cahiliye döküntüsü inançları sebebiyle, Müslüman da olsalar, itibar etmedikleri, hor gördükleri, evlenmek istemedikleri köleler, toplum içinde hür kişilerle aynı seviyeye getirilmiştir.

Hatırlanacak olursa yukarıda başka bir vesile ile sunduğumuz BAKARA SURESİNİN 221. AYETİ, Müslümanlara şu tavsiyelerde bulunmakta idi:

BAKARA SURESİ 221 AYET …

Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın.
İman etmiş bir cariye -sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da- müşrik bir kadından daha hayırlıdır.
Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman etmiş bir erkek köle -sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır.
O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.

Ama bu ayetin önerisinin hayata geçirilmesi, uygulanması lâzımdı ki ayetin amacı gerçekleşsin.

İşte peygamberimiz bu amacı gerçekleştirmek için, halasının kızı olan Zeynep’i, kölesi (sonradan evlâtlığı) Zeyd ile evlendirmek istedi.

Ama Zeynep toplumda yer etmiş tabulara göre gururuna dokunan bu işe pek sıcak bakmadı ve peygamberimizin ısrarına rağmen bu evliliğe razı olmadı.

Tam bu sırada ALLAH’ın emri geldi ve tartışmalar bitti:

AHZAB SURESİ 36. AYET …

ALLAH ve elçisi bir işe hükmettiği zaman, mümin olan bir erkek ve mümin olan bir kadın için o işte, kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim ALLAH’a ve elçisine isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

EMİR BÜYÜK YERDEN GELİNCE İTAAT ŞART OLDU ve hür Zeynep MÜSLÜMAN ZEYD İLE evlendi.

Böylece İSLAM’ın insanları eşit kabul ettiği, İSLAM toplumunda insanların hür ya da köle olarak ayrıma tâbi tutulamayacağı, İSLAM toplumunda hür ve itibarlı bir MÜSLÜMAN kadın ile MÜSLÜMAN bir kölenin evlenebileceği, bu somut olayla tüm dünyaya gösterilmiş oldu.

Bir müddet sonra Zeyd ile Zeynep ayrıldılar.

Bu dönemde peygamberimiz Zeyd’i HEM AZAD ETTİ ve HEM DE EVLAT EDİNDİ.

İKİNCİ OLARAKDA ;
gerçeklerin tersine olarak toplum yaşamındaki her alanda evlâtlıkların öz evlât olarak kabul edilmesi yanlışı ortadan kaldırıldı.

Bu konuda da Yüce ALLAH’ın bir tavsiyesi mevcut idi:

AHZAB SURESİ 4.5. AYETLERİ ;

ALLAH, bir adamın göğüs boşluğu içinde iki kalp kılmadı.
Ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi de sizin anneleriniz yapmadı.
Evlâtlıklarınızı da sizin öz çocuklarınız saymadı.
Bu, sizin ağzınızla söylemenizdir.
ALLAH ise hakkı söyler.
Ve doğruya yöneltir/ iletir.
Evlâtlıkları babalarına nispet ederek çağırın; bu, ALLAH katında daha adildir.
Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır.
Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt göstererek yaptıklarında sakınca vardır.
ALLAH, bağışlayandır, esirgeyendir.

Aslında İSLAM’a göre de evlâdın eski karısının nikâhlanması mümkün değildir.

Ama evlâtlık, yukarıdaki KUR’AN hükmüne göre öz evlât sayılamayacağından, evlâtlığın eski karısı da, evlâdın eski karısı hükmünde olmamakta ve bir kimsenin evlâtlığının eski karısı ile nikâhlanmasında bir sakınca bulunmamaktadır.

İşte peygamberimiz ile Zeynep’in evlenmesi, evlâtlıkların öz evlât gibi telâkki edilmemesi gerektiğini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Toplumdaki bu yanlışı ortadan kaldıran ve bu tabuyu yıkan ilk uygulama da yine Rabbimizin talimatı ile olmuştur:

AHZAB SURESİ 37.38.39.40. AYETLERİ …

Hani sen, ALLAH’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: “Eşini yanında tut ve ALLAH’tan sakın!” diyordun; insanlardan çekinerek ALLAH’ın açığa vuracağı şeyi kendi içinde saklı tutuyordun. Oysa ALLAH, kendisinden çekinmene çok daha lâyıktı.
Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlâtlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri zaman, onlarla evlenme konusunda müminler üzerine bir güçlük olmasın. ALLAH’ın emri yerine getirilmiştir.

ALLAH’ın kendisine farz kıldığı şeyde peygamber üzerine bir güçlük yoktur.
Daha önce gelip geçenlerde de olan ALLAH’ın sünnetidir.
ALLAH’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.

Ki onlar, ALLAH’ın verdiği elçilik görevini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek korkanlar ve ALLAH’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır.
Hesap görücü olarak ALLAH yeter.

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir.
Ancak o, ALLAH’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.
ALLAH, her şeyi bilendir.

Görüldüğü gibi, olayların gelişimi tarafların iradeleri dışında olmaktadır.
Yaşananlar, takdir edilmiş olan kaderdir.
Ama bir tabunun yıkılmasının, bir yanlışın düzeltilmesinin örneği olma şerefi de, KUR’AN’da belirtildiği gibi yanlış kuralların yıkılışının fedakâr ve örnek kişiliklerinde uygulanması sebebiyle, Zeyd ile Zeynep’e aittir.

Ayrıca Zeynep, ALLAH’ın talimatlarına itaatinin ve gösterdiği özverinin bu dünyadaki karşılığını, ALLAH’ın elçisine eş ve Müslümanlara da Ana olmak şerefiyle almıştır.

ÜMMÜ HABİBE ;

Ümmü Habibe, Mekke’nin amiri, bir dönem İslâm dininin ve PEYGAMBERİMİZİN DÜŞMANI, Bedir’in Uhud’un düzenleyicisi, meşhur EBU SÜFYAN’ın kızıdır.

Habeşistan’a göç eden Müslümanlardan olan Ümmü Habibe, kocasının Habeşistan’da HIRISTİYAN DİNİNE GEÇMESİ SEBEBİYLE ONU TERK ETTİ.

O zamanlar İslâm’ın en büyük düşmanı olan babasının yanına, kabul edilmeyeceğini bildiğinden dönemeyen ve Habeşistan’da yapyalnız kalan Ümmü Habibe’yi peygamberimiz Medine’ye getirtti ve onunla evlendi.

BÖYLECEDE BÜYÜK DÜŞMANINA DAMAT OLDU.

Ama onunla kurulan akrabalık bağları, Müslümanlara gelebilecek zararları tam olarak ortadan kaldırmasa da önemli ölçüde azalttı.

Mekke’nin fethinde de büyük rol oynayan bu evlilik, yine İSLAM’ı yayma ve destek sağlamaya yöneliktir.

AŞAĞIDAKİ AYET BU OLAYDAN SONRA İNMİŞTİR ;

MÜMTEHİNE SURESİ 7. AYET ..

Belki ALLAH, sizlerle onlardan kendilerine karşı düşmanlık beslemekte olduklarınız arasında bir sevgi bağı kılar. ALLAH güç yetirendir.
ALLAH, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

HARİS KIZI MEYMUNE ;

Daha önce iki kez evlenmiş olan ve ikinci kocasının ölümü sonrasında hayatını hizmetçi olarak peygamberimize vakfetmek isteyen Meymune, peygamberimizin evlendiği son kişidir.

Peygamberimiz, gösterdiği özveri karşılığında bu kimsesiz kadın ile nikâhlanmış ve onu müminlere anne yaparak şereflendirmiştir.

CÜVEYRİYE ;

Benü Müstalik savaşında kocası ölen ve ganimet taksiminde peygamberimizin payına düşen Cüveyriye, Kabile reisinin kızıdır.

Esirlik ona zor gelmiş, peygamberimiz de onu hürriyetine kavuşturmuş ve ona evlenme teklif etmiştir.

BU TEKLİFİ MEMNUNİYETLE KABUL EDEN CÜVEYRİYE İLE PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİĞİ ŞU SONUÇLARI DOĞURMUŞTUR ;

— Manzarayı gören diğer Müslüman mücahitler de kadın erkek, tüm esirlerini serbest bırakmışlardır.
— Peygamberimizin bu hareketi ile esirleri küçük görme tabusu yıkılmıştır.
— Cüveyriye’nin kabilesinin tümü Müslüman olmuştur.

SAFİYYE ;

Esas adı Zeynep olup, Hayber’de bir YAHUDİ KABİLESİNİN başkanı Huyey’in kızıdır.

HAYBER SAVAŞINDA KOCASI ÖLEN Safiye de, Cüveyriye gibi esir düşmüş ve ganimet taksiminde peygamberimize isabet etmiştir.

Peygamberimizin cariyesi olmuş ve kendisine GANİMET PAYI anlamında SAHİFE denmiştir.

Peygamberimiz hürriyetini bağışlayıp, isterse kavmine dönebileceğini söylemesine rağmen o peygamberimizi tercih etmiş, Müslüman olmuş ve müminlerin annesi olma şerefine ermiştir.

Bu evlilik sayesinde de, çevredeki YAHUDİLERİN KİNLERİ VE DÜŞMANLIKLARI HAFİFLEMİŞTİR.

MARİYA ;

Bilindiği gibi peygamberimiz, elçiler göndererek çevrede bulunan hükümdarları İSLAM’a davet etmekte idi.

Bu davetlerden biri de Mısır hükümdarına yapılmış ve o günkü Mısır hükümdarı peygamberimize bir jest olarak iki kız kardeşi; Mariya ile Sirin’i HEDİYE OLARAK GÖNDERMİŞTİR.

Sirin, peygamberimiz tarafından şair Hasan bin Sabit ile evlendirilmiş, Mariya’yı da peygamberimiz kendisine eş olarak nikâhlamıştır.

Bu evlilikten İbrahim adında bir erkek çocuk doğmuş ama küçük yaşta ölmüştür.

Bu evlilik, İslâm dininin yayılmasında çok büyük rol oynamıştır.

Bizans sınırları içerisine yapılan tüm seferlerde Mısır devleti hep Müslümanlar tarafını tutmuş; ya doğrudan desteklemiş ya da tarafsız davranarak İslâm kuvvetlerine dolaylı yardımda bulunmuştur. Mısır’ın da İslâm dini ile müşerref olmasında peygamberimizin Mariya ile evlenmesinin rolü çok büyük olmuştur.

SONUÇ OLARAK NETİCE :

Yukarıdaki açıklamalarımızdan görüldüğü gibi peygamberimiz, bekârlığında da, evliliğinde de iffet örneği olmuş bir kişidir.

Hayatının hiçbir döneminde, kadın düşkünü olarak nitelenmeyi gerektirecek bir davranışta bulunmamış, hele şehvet, onun ALLAH’tan aldığı emir doğrultusunda hep uzak kaldığı bir özellik olmuştur.

Bazı İslâm düşmanı iftiracıların onu küçük düşürmek maksadıyla ortaya savurdukları seks manyaklığı ise ancak, onun otuz erkek gücünde olduğu yalanını uyduran sözde Müslümanların hastalıklı beyinlerinde yarattıkları hayalî kişilik için söz konusudur.

Eşlerinin kimlikleri ve kişilikleri de yakından tanınınca durumun böyle olduğu daha da açığa çıkmaktadır.

PEYGAMBERİMİZİN ÇOK EŞLİLİĞİ ; yapmakta olduğu elçilik görevinde, MADDİ, MANEVİ, SİYASİ, SOSYAL alanlarda YARDIM ve DESTEK sağlaması ve bu görevde zorluk çekmemesi için sadece kendisine tanınmış bir ayrıcalıktır.

Başkalarını hiç ilgilendirmemektedir.

SÜNNET OLARAK DA BAŞKALARI TARAFINDAN TATBİK ve TAKLİT EDİLEMEZ !

Bir Cevap Yazın