DENEMELER

Satırı az, hatırı çok bir hikaye…

“Satırı az, hatırı çok bir hikaye; hayattan alınmış canlı yaşam öyküsü”
Adına ne koyacağımı bilemedim…

Masam cam kenarında olduğu için, dışarıdan geleni gideni çok rahat bir şekilde görebiliyor ve onların yürüyüşleri, koşulları, konuşmaları, gülüşmeleri, gülmeleri, durmaları ve mimikleriyle onlara hikayeler yazabiliyordum.

Konforlu arabasından vakarlı bir şekilde inen bayanın sert ve kararlı adımlarıyla, bize doğru yaklaşmasıyla bana geldiğini anladım. Ayağa kalkarak içeriye aldım ve karşımdaki koltuğa oturtuverdim.
Hem vakur, hem ukala, hem hayatla dalga geçen, hem de acı bir gülümsemesi vardı.
Biraz soluklandıktan sonra tanışma ve yaşam hikayesini dinlemeğe başladım.
Çok güzel giyinmişti. Lisanı düzgün, kelimeleri dolu, bakışları derin ve anlamlıydı.
Zaman zaman öfkeli ve aynı zamanda hüzünlü bakışlarını atarken, sesindeki o alaycı tonla dışarıya vurduğu kahkahalarını bir arada tutmak oldukça zor oldu.
Çok şık ve uyumlu giymesine rağmen kolunun üzerine attığı ve bir türlü indirmediği “yavru ağzı” hırkasına gidiyordu bakışlarım ve bir türlü anlam veremiyordum.
Ne rengi giyimine uygun, ne yapılışı, ne kalitesi…
Belli ki çok sevdiği birinden diye düşündüm. Annesinden veya işte değerli birinden…
Bu arada arabasından büyük bir poşetin içerisinde indirdiklerini, “bunları ihtiyacı olan garibanlara dağıtır mısınız?” dedi…
Elbette… dedim. Siz bırakın buraya, mutlaka ihtiyaçlısı olacaktır.

Hikayesinin ortalarında; kolunda ki hırkanın unutturamadığı anısını anlattı.
11 – 12 yaşlarındaydım…
Bir gün okuldan gelirken aynı buna benzer bir hırka buldum kapımızın önünde. Belli ki birisi düşürmüştü…
Evimiz çok büyük, kapımızın önü arabaların geçtiği bir ana yoldu. Kim bilir kim burdan geçerken düşürmüştü.
Hırkayı aldım, doğru anneme götürdüm. Annem İslam’ı çok bilmese de haramı helali bilen bir insandı.
Kapımızın önünde ki asma direklerine takıverdi ve gelen geçen görsün ve kiminse alsın dedi…
Ocak ayları gibiydi. Köyümüz çok soğuk ve okulumuz da yürümece uzaktı.
O hırka yaklaşık bir hafta-on gün o direkte asılı kaldı. Ben çok üzülüyordum. Hem tozdan, gelen güneşten o hırka bozulacak diye telaşlanıyor; hem de bu hırka benim olsa diye içten içe çocukça dua ediyordum.
On gün geçti, kimse sahibi çıkmadı. Bir on gün de içeride kaldı. Anne dedim, bu hırkayı ben giyeyim mi?
Annem kulaklarına kadar kızarmıştı. Kızım dedi olmaz ki…

Bir kaç gün daha geçtikten sonra o hırkayı giydim.
Öyle mutlu ve havalı gidiyordum ki okula…
İlk defa bir hırkam olmuş, sırtım ısınmaya başlamıştı…
10-15 gün geçmişti ki, okulun çıkış kapısında, bayağı benden büyük bir abla yaklaşık 20 yaşlarında… Canım… dedi. Benimle bizim eve kadar gelebilir misin?

Bir an tereddüt ettim… ve peki dedim.
Evleri okula oldukça yakındı.
Evlerine gittiğimizde bir yaşlı annesiyle karşılaştım.
Anne… dedi… o abla, parmağıyla beni göstererek…
Ben ne olduğunu anlamamıştım.
Tekrar parmağıyla işaret ederek hırkamı gösterdi…
hırkamm dedi, hırkamı bu kız giymiş…

Aniden beni bir rüzgar dağın tepesinden bir uçuruma fırlatmış gibi hissettim.
Tir tir titriyordum…. Beeenn diyebildim sadece…
İstemsiz gözlerimden akan yaşa sinirleniyor, silmeye çalışıyordum…
Sonra dimdik bir şekilde hırkayı çıkarıp orda bıraktım ve arkama bakmadan koşar adımlarla ordan uzaklaştım…
Dışarının soğukluğuna rağmen,
öyle cayır cayır yanıyordum ki 3-4 gün yanarak yattığım yataktan öfke ve intikam rüzgarıyla kalktım…

İşte dedi bayan, işte bu hırka o hırka…
Yine dik duruşu, vakarlı adımları ve ukala tavrıyla yerinden kalktı.
Hüzünlü gözlerinden birkaç damla yaş bıraktı ve vedalaşarak ayrıldı…

Bunu garibanlara dağıtırsınız diye bıraktığı büyük poşetin içerisinde yaklaşık 20 tane aynı hırkadan duruyordu…
Ben de gözyaşlarıma hakim olamadım…

Bir çocuğun öfkesini kim dindire bilir ki…?!
Garibanlığını…
Kırılan gururunu…
İhtiyaçlı oluşunu…
Kim telafi edebilir ki…?!
Yaşı, makamı, konumu ne olursa olsun;
o kırılgan çocuk hep orada kalacaktır…

Vesselam.

İclalgül Gölgeli
– Yaşam Koçu –
29.09.2021
Malatya

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

İclalgül Gölgeli

İclalgül Gölgeli, 12 kardeşin 9 numaralı, 60 doğumlu Malatya'nın Gündüzbey kasabası'nda dünyaya gelen, yüksek öğrenimini Ankara Gazi Üniversitesi'nde yapan, hayatını kendini ve insan yetiştirmeye adayan bir garip virgülüm. Yazar değilim. Hayatıma dair çok insan hikayeleri biriktirdim. Çok iniş çıkışlarım, çok duraklarım ve yol başlangıçlarım oldu. Kısacası, insan okuyor ve insan dokuyorum. Son nefesime kadar da böyle olacak umuyorum. Saygı selam ve başarı dileklerimi iletiyorum.
3.6 5 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
2 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
Esra Karabulut
Esra Karabulut
1 ay önce

Çok etkileyici tütlerim ürperdi 😭

Derya katırcı
Derya katırcı
1 ay önce

Emeğine sağlık abla çocukluk dönemi çok önemli kırılmaları tıranvaları büyümüş ama hale orda kalmış çok insan var çok acı

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
2
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx
()
x