DENEMELER

“Acube”

Dünya sadece çevremizde gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz, kokladığımız şeylerden ibaret değildir. Yani; bütün bir dış dünyayı oluşturan ögelerin dışında, bir de iç dünya dediğimiz ruhsal dünyamız vardır. İnsanların dertlerini, üzüntülerini, bir birinden çok farklı sorunlarını paylaşırken, yeni dünyalar keşfetmek; o sırlı dünyanın kapısını çalmak, içeriye girmek… Ve dolaşmak boydan boya kırk odalı saray gibi. Her odasında farklı şeylerin kullanıldığı, her odanın farklı malzeme ve dizaynlarının oluşturduğu donanım… Yine her odada anaların-ataların miras bıraktığı dokunulmamış, farklı – garip dünyalar… Dokunmaktan ve çözmekten kimi zaman mutlu olup hayran kaldığımız dünyanın, kimi zaman kapılar arasında sıkışıp çıkamadığımız anlarda Rahman’ın Rahmet ‘ine sığınmayı çare olarak görürüz.

İnsanların dertlerini, üzüntülerini, bir birinden çok sorunlarını paylaşırken, yeni dünyalar keşfetmek. Yani bir başkasını anlamak, onun dünyasında bir özne olmak. Ve o insanın dertlerine sıkıntılarına tanık olmak, onu anlamak, onu yaşamak gibi olağanüstü bir duygu yaratır insanda, bu armoniye katılım. Bu da yaşamanın, insan olmanın, sorumluluk almanın, sorumluluğu paylaşmanın en gerçekçi tariflerinden biri değil midir?

Hayaya küçücük pencerelerden bakarak gördüklerimiz, aslında hayatı bize tanıtmaya yetmez.

Kırk odalı sarayın içerisine girip, o sarayda arz-ı endam edip o odaların sırrına vakıf olmak… Kendi odalarınızdan o odalara köprüler kurmak, geçmek ve geçiş hakkı tanımak, insan olmamızın gereği değil midir?

Keşfettiği her yeni olay, her yeni şey; yaşadığı dünyanın olağanüstülüğünü bir kez daha öğretiyor insanoğluna. Ve bu muhteşem dünyaya, bu muhteşem düzene olan hayretini ve hayranlığını artırıyor.
Sonunda bu sarayın bir yaratıcısı olduğunu kabul etmek…

O’na ulaşmadan,
O’nu sevmeden,
O’nu tanımadan yaşamak;
O’nsuz bir hayatın içerisinde debelenip yok olup gitmek…

Keşfedeceğimiz o kadar çok şey var ki, uzun ince bir yoldayız. Ve ne zaman kendi dış ve iç alemimizi keşfedersek, dünyayı da keşfetmiş olacağız. Hala o uzun ince yolda yürümeğe devam ediyoruz. Keşfedeceğimiz onca şey varken, keşfedememişlik uykusunda zaman geçiriyoruz.

Ataletin, sefaletin ve kendini koyvermişliğin içerisinde ağıt yakmakla ömrümüzü heba ediyoruz. Bir daha bu ömrü yaşayamayacak olduğumuzu bile bile…

Gelişmiş insan; dünyaya daha dikkatli bakan, nereden geldiğini, nereye gittiğini, ne için yaşadığını kendine soran;yaşamını olabildiğince anlamlı kılmaya gayret eden ve kendinden sonra gelecek kuşaklara küçük de olsa bir katkıda bulunmaya çalışan insandır.

Hayatı iyi yaşamak, mutlu ve umutlu olmak ;her zaman mutlu ve başarılı yaşamasına bir vesiledir, katkıdır.

İnsanların kendine olan güvenini artırmak, onlara umut vermek ise dünyanın en kolay işidir.

Biz insanlar, birbirimize her an yapa biliriz bunu.Sıcak bir gülümseme, sevgi dolu bir dokunuş;onu beğendiğimizi, ona değer verdiğimizi gösteren ufak tefek jestler bile, insanın kendisini iyi hissettirir…

Bir insanın kendini iyi hissetmesi, bütün güzelliklerin başıdır. Huzur da, mutluluk da, başarı da, sağlık da bu küçük, küçücük şeylerle yaşanır…

Sevgi ise her derdin dermanıdır. Hayattan ve insanlardan ne kadar çok şey beklersek, hayal kırıklıklarımız da o kadar çok ve derin olur…

Bulunduğu yeri yalnızca kendi hacmiyle kaplamaya çalışan, kendini gereğinden fazla önemseyen insana pek fazla güvenilmez.

Derin hayat, zayıf insanla yürünmez…
Suçu sürekli birilerine atmak zayıflıktır…

Zayıf adamın sözüne de, duygularına da güvenilmez. İhanete en yatkın insanlar, hayattan beklentileri en yüksek, göğüslerinde taşıdıkları yürekse en zayıf olanlardır. Ekmeden toplamağa çalışan, fedakarlığı ve sorumluluğu paylaşmamış olanlardır.

Bazen öyle depremler yaşarız ki, koca koca fay hatları oluşturur içimizde. Öylesine derin ve kapanmaz olur. Onu, o derinlikleri kapata bilmemiz için, yeni depremler gerekir.

İyi bir ilişki ilk bakışta kurulur. O ilişkinin iyi devam etmesi de, karşılıklı güven, fedakarlık, sağlam ve ölçülü birliktelikle götürülür. İşi bitince, şapkasını çıkarıp arkasını dönüp gitmek insani değildir. “Ben”, “sen”i düşünürken,” sen”in kendini düşünmen yine”tek”e düşwn bir ilişki olur.
Hesabını vereceğimiz bir dünyanın, hesapsızca harcamalarında boğuluyoruz…

Sevgiyi harcıyoruz…
Güveni harcıyoruz…
İtimadı harcıyoruz…
İltifatı harcıyoruz…
Ahlakı harcıyoruz…
Yollarımızı harcıyoruz…
Yıllarımızı harcıyoruz…
Vefayı harcıyoruz…
Cefaya yelken açıyoruz…
Mutsuz olduğumuz dünyada, suçlu hep başkası değildir. Sen dünyayı sadece kendin için yaratılmış zannediyorsun, ama öyle değil… Biraz da SEN in çaba göstermen gerekir. Başkalarını mutlu etmek, kendini mutlu etmektir. Ve işte o zaman gör-bak nasıl mutlu olduğunu…

Bazen ağlaya bilmek bile bir lükstür insana…
Çıkamadığımız işler, endişeler, çözemediğimiz duygularımız, hastalığa davetiye çıkarmaktır.

Yaşadığımız üzüntüyü bir profesyonelle paylaşmak, bazen onların ruhumuzda oluşturduğu yeri küçültür. Bazen etkisini azaltır. Bazen de onlara yüklediğimiz anlamları değiştirir…
sevgi katığınız olsun…

Vesselam…
İclalgül gölgeli
– Yaşam Koçu –
27.03.2021

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

İclalgül Gölgeli

İclalgül Gölgeli, 12 kardeşin 9 numaralı, 60 doğumlu Malatya'nın Gündüzbey kasabası'nda dünyaya gelen, yüksek öğrenimini Ankara Gazi Üniversitesi'nde yapan, hayatını kendini ve insan yetiştirmeye adayan bir garip virgülüm. Yazar değilim. Hayatıma dair çok insan hikayeleri biriktirdim. Çok iniş çıkışlarım, çok duraklarım ve yol başlangıçlarım oldu. Kısacası, insan okuyor ve insan dokuyorum. Son nefesime kadar da böyle olacak umuyorum. Saygı selam ve başarı dileklerimi iletiyorum.
3.9 8 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
6 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
Derya katırcı
Derya katırcı
1 ay önce

Emeğine yüreğine kalbinin ince düşünüşüne hayran kalmamak mümkün değil buda emek göstergesidir harika bir bakış açısı bir insan bu kadar güzel anlatılamaz alkışlanacak bir yazı saygılar hocam yazım yetersiz kalır bu emeğe maşallah

Nursima Şenyuva
Nursima Şenyuva
1 ay önce

yüreğine sağlık İclal ablacığım

Ebru göncü
Ebru göncü
1 ay önce

Cok cok guzel bir paylaşımdı,her cümlesinin insanı biryerlere sürükleyen bir yazı.”keşfedeceğimiz onca sey varken keşfedememişlik uykusunda zaman geçiriyoruz”(bayıldım özellikle bu cümlenize)kendi dünyamızla birlikte bizim dışımızdada hayatların,yaşananların her an farkında olabilmek nasıl güzel bir meziyettir.ince fikrinize kaleminize saglık.

Esra karabulut
Esra karabulut
1 ay önce

Defalarca okuyup okuyup tekrar okudum çok etkılı bır yazıydı her paragrafı ayrı takdır edılmesı gereken bır yazı sindire sindire okunup hayat mottosu yapılabılecek derecede bır yazı emegınıze sağlık ıclal ablacım…

Şerife Öcel
Şerife Öcel
1 ay önce

Hayata küçük pencerelerden bakarak gördüklerimiz, aslında hayatı bize tanıtmaya yetmez..bakış açımızı değiştirmedem değišemeyiz…Yüreğine sağlık hocam

Derya
Derya
1 ay önce

İclal öğretmenim yazacak söz bulamıyorum çünkü insanları n penceresinden bakmak ne düşündüğünü çaresizliği seçmesini yani çaba göstermemeyi adet edindiğimizi başkasına suçu atmak deyil çaba gösterip yardımcı olmak dua fiil olunca duadır yoksa dua deyil geçiştirmektir hayat kısa ama biz oyalanırsak gerçekten yalanla başkasına bakıp kendi hatalarımızı görmezsek ve düzeltmeye çalışmazsak yerimiz de sayarsak bir ömür boyu yalanla geçirmiş oluruz yani bir eser bırakmadan gideriz ne acı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
6
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx
()
x