Düğümlenen Mesele FELAK SURESİ

0
1226

 

Mekke de inmiştir, ve 5 ayettir.
kötülüklerin kaynağının karanlık ruhlu yaratıklar olduğunu.
bunlara karşı aydınlığın yer alarak, yarılarak ortaya çıkan Rabbi [Rabbi’l-felak] ile olma, O’ na sığınma duasının öğretildiği için bu adı almış görünmektedir..

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH ‘ IN ADIYLA

DEKİ;Tüm yarattıklarının. [1]
bastırılmış dürtülerin. [2]
nefisleri kışkırtan cazibenin. [3]
şerrinden. [4]
ve kıskançlık ateşiyle yanıp duran hasetçinin şerrinden. [5]
yarılarak ortaya çıkanın. [6]
Rabbine sığınırım. [7]

-(1) ŞERR; kökü mastar olarak [kötü,kötülük,şer,melanet] demektir..

Belalı. [şerrani]
kıvılcım. [şerar]
yaramaz,belalı,şerli,çok kötü,pek fena. [şerir]
pastırma deve sürüsü [işrare] kelimeleri bu köktendir…

Şu halde felak süresinde;

1- Tüm yaratılmışların
2- Bastırılmış dürtülerin
3- Kışkırtan cazibenin
4- Kıskançlık ateşiyle yanıp tutuşan hasetçinin şerrinden…
denilerek kötülüğün dört kaynağı açıklanmakla birlikte bu mesele; SEVGİSİ VE MERHAMETİ SONSUZ KADİR-İ MUTLAK TEK TANRI’YA inanan bütün dinlerin en çetrefilli konusunu teşkil eder…

ZİRA BU DİNLERİN KELAM VE TEOLOJİ DÜNYASINDA ŞU KADİM SORULAR HİÇ EKSİK OLMAMIŞTIR;

1- Tanrı vardır, birdir, bölünmez bir bütündür
2- Tanrı mutlak iyi [mahz-ı hayr] ve herşeye gücü yetendir
3- Kötü şeyler oluyor
4- Bu ikisi nasıl bir arada olabiliyor ? ..

TARİH BOYUNCA BU SORULARA VERİLEN CEVAPLAR İSE GENELDE ŞU ŞEKİLDE OLMUŞTUR;

1- Tanrı vardır, birdir, bütündür , mutlak iyidir, fakat kadir-i mutlak değil çünkü kötülüklere engel olmaya güç yetirseydi mutlak iyi sıfatıyla mutlaka mani olurdu…

2- Tanrı vardır, birdir,bütündür ,fakat mutlak iyi de değil çünkü kötülüklere engel olamadığına göre iyilik sıfatı mutlak değildir, aksi halde böyle olmazdı…

3- Tanrı vardır,birdir fakat bölünmez bir bütün değil çünkü mutlak iyi olamadığına göre,en az O’nun kadar güçlü, rakip kötülük tanrıları var demektir…

4- Tanrı vardır,fakat birtane değil çünkü en az O’nun kadar güçlü rakip kötülük tanrılarının var olması Onun tek tanrı olmadıgını gösterir…

5-Tanrı yoktur , çünkü manası kalmamıştır,bu bir kuruntu aslında… [HAŞA]

Şimdi, dikkatle bakılırsa KUR’AN bu surede ALLAH ‘ı [Oluşun Rabbi ] olarak tanıtıyor ve oluş içinde kötülüğün [Kimden , Nasıl] ve [Niçin] geldigini açıklıyor. gelin birlikte inceleyelim birlikte düşünelim..

Buna göre kötülükler, yaratılmışlardan [ma halak] gelmekte.
üzeri örtülmüş gizli duygular,gizli kapaklı desise ve planlar [ğasigın iza vegap] halinde tasarlanmakta ve insanı bir köle gibi kendine bağlayan kışkırtan cazibe [neffasati fi’l-u’kad] ve ateşin odunu yakıp bitirdigi gibi amelleri yakıp bitiren hasetçinin kıskançlık ateşi [hasidin iza hased] sebebiyle olmaktadır.

DEMEKKİ BUNLARA KARŞI ÇOK DİKKATLİ OLUNMALIDIR …

Teşbihte hata olmaz burada yaratılmışların ALLAH ve oluş ilişkisini betimlemek için bir benzetme [teşbih] yapacak olursak durum deniz ve içindeki sualtı varlıklarının haline benzemektedir..

Tanrı deniz ise bizlerde denizin içindeki balıklar gibiyiz..
Balıklar birbirini yiyor,sokuyor,birbirine zarar veriyor, bu onların birbirine kötülüğü oluyor..
Fakat bütün bunlar denizin içinde olup bittiği için Tanrı [HEPSİ BENDEN DİYOR] diyor.

yani; DENİZ OLMAZSA YAŞAYAMAZSINIZ, DOLAYISI İLE KÖTÜLÜK YAPACAK VARLIĞINIZ BİLE OLMAZ. VARLIĞINIZ YAŞAMANIZ BENİM SAYEMDE FAKAT SİZ BUNU BİRBİRİNİZİN ALEYHİNE KULLANIYORSUNUZ diyor.

Keza varlıklar zarar verdiğinde :
[kötülükler kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır] [şura suresi 30. ayet] diyor.

İyi olanları arınmaya, içlerini temiz tutmaya, dahası göreve çagırıyor:
iyiliği koruma, kollama ve yaymaya [emr-i bil-maruf], kötülerle mücadeleye [nehy-i ani’l-mümker] teşvik ediyor. [al’i imran suresi 104. ayet]

Onların bu mücadelerinde yanında olacağı, destekleyeceği sözünü veriyor:
[Şüphesiz ALLAH korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir] [nahl suresi 128.ayet]

Peki, tanrı neden doğrudan kendisi müdahale ederek kötülükleri yok etmiyor da iyi olanları göreve çağırıyor? .. Sonuçta kirlenen kendi denizi değil mi ? .. diye soracaksınızdır ! ..

Fakat Tanrı, sonuçta bütün denizin bir gün kötülüklerden arınarak tertemiz olacağını vaat ederek:
[cennet ve cehennem] diye bir şeyden bahsediyor.
Ve bunların beklenmesini, buna hazırlık yapılmasını öğütlüyor…

Peki, neden hemen şimdi değilde sonra ? ..

Bu arada zarar gören zavallılar ne olcak ? ..

Açıkçası işin daima gizemde kalan bir tarafı var..

Görünür dış dünya da Tanrı ‘nın varlığına, birliğine, bütünlüğüne, mutlak iyi ve kadir-i mutlak oluşuna dair kanıtlarla, bunların böyle olmadıgına dair kanıtların sanki baş başa [fifty-fifty] gibi görünmesi , bu gizemin [yaratılış yenilenmeden] çözülmeyeceğini göstermektedir ! ..

Çünkü iman, inkar edilmesi mümkün olan …
İnkar da iman edilmesi mümkün olan bir şeye olur …

Aksi halde iman ve inkar ortaya çıkmaz . Olursa bu İÇTEN değil DIŞTAN bir zorlamanın sonucu olur.
Bunun iyice belli olması için sanki varlık dengede tutuluyor ve Oluşun Rabbi kendini zat olarak gizleyip eser, ayet, işaret olarak gösteriyor…

Yoksa ALLAH gökyüzünde hergün ve çok net görebileceğiniz şekilde ALLAH yazsaydı İNKAR EDİLESİ BİR İMAN’DAN BAHSETMEK MÜMKÜN OLURMUYDU ? ..

Belki de bu:
[Hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, Üstündür, Bağışlayandır][mulk suresi 2. ayet] sırrının gelip dayandığı noktadır.

Olup biten her şey kimilerinin imanını kimilerinin inkarını arttırıyor…

Bu nedenle [metafizik gerilim] oluşta değil ,ona bakan insan oğlunun içindedir ! ..
Ve her şey dönüp dolaşıp O’na katılır ! ..

Hz.Peygamber şöyle dua edermiş : [ALLAH ‘ım, Sen’den yine Sana sığınıyorum][E’üzu bike minke] ..

[Kimdir bu acziyeti veren insanoğluna .
Kimdir insanı üstün kılan cümle aleme .
Şeytanı ve nefsini kötülüğe alet eden kimdir ? ..
Dönüp kötüleri cehenneme koyan kimdir ? ..
Mansuru ene’l hak derdine düşüren kimdir ? ..
Dönüp katli için hüküm veren şeriat kimdir ? ..
Şarabı yasak edip acılaştıran kimdir ? ..
Dönüp Cemşid’e cam ve kadehi ögreten kimdir ? ..
Yahudiye Hakk’ın mucizesini inkar ettiren kimdir ? ..
Dönüp Meryem’in rahmine Mesih’i üfleyen kimdir ? ..
Cesareti,kötülüğü ve alçaklığı veren kimdir ? ..
Süfyan’a, Ca’deye, Şemr’e, İbni Mülcem’e
Nasureddin-i Tusi’yi Hulagu’ya gönderen kimdir ? ..
Mu’tasım’ı İbni Alkame’ye dost yapan kimdir ? ..
Hastayı tedaviye muhtaç eden kimdir ? ..
Merheme devayı koyan kimdir ? ..
Arı mühendisliği kimden öğrendi ? ..
Bülbül ötmeyi nereden belledi ? ..
Kimdir kainata esrar perdesini örten ? ..
Sonrada insana merak dürtüsünü veren ? ..
Akılları hayrette bırakan ALLAH ‘ı tenzih ederim ! ..
Zekaları acze düşüren ALLAH ‘ı tenzih ederim ! ..

[Ziya paşa,Terci-i Bend ‘den]

-(2) Harfi harfine: [Bastıran karanlığın şerrinden] Sözlükte ğasık: [yice dolan,kaplayan]
vagap ise: [gözden kaybolacak şekilde başka bir şeyin içine giren] demektir
[bknz; Ferra, Ebu Ubeyde, Razi]

Dolayısıyla [min şerri ğasigin iza vegab]; İÇTE KALAN DAMARLARIMDA DOLANAN GİZLENMİŞ BASTIRILMIŞ DÜRTÜLERİN AÇIĞA ÇIKIP BENİ AZDIRMASINDAN YOLDAN ÇIKARMASINDAN SANA SIĞINIRIM EY RABBİM demek olur..

-(3) NEFFASAT : Sözlükte kökü mastar olarak [atmak, üflemek, çıkarmak] demektir.
İkinci olarak [kişi, şahıs, kendi, can] anlamına gelen kök ise son harfi [sin] ile okunandır…

Tükürük, çıkarılıp atılan şey. [nüfase]
Balgam. [nüfasetu’s-sadr]
Erotik şiir [nefsu’ş-şeytan] kelimeleri ayette geçen birincinden gelir…

Ayette geçen [neffasat bi’l-u’gad] sihir ve büyü için; [düğümlere üfleyen kadınlar] olabileceği gibi; [kışkırtıp baştan çıkaran kadınlar] anlamına da gelebilir.

Nitekim müfessir Ebu Müslim’in görüşü bu yöndedir..
Razi de; [eğer müfessirlerin çoğunluğu aksine olmasaydı bu güzel bir görüştür] demektedir.

Nitekim Ebu Müslim görüşüne;
[Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının…][TEĞABUN SURESİ 14. AYET]

ve Hz.Yusuf’un söylediği ;
[…Bu sizin tuzaklarınızdandır. Sizin tuzaklarınız gerçekten çok yamandır][YUSUF SURESİ 28] ayetlerini delil göstermekte ve [düğümün] ipin bağlanmasından istiare [yalnız benzeyenin söylendiği benzetme, eğretilme] olduğunu söylemektedir…

Bu durumda ayet Türkçe’deki; [kadının fendi erkeği yendi] sözündeki manayı çağrıştırır..
Farsça bir kelime olan [fend] hile, desise, cazibe demektir…
Gerçekten de baktığımızda erkeklerin çoğunu [zivanadan] çıkaran şeyin bu olduğunu görürüz…

Dünyalara hükmeden bir padişah rahatlıkla fettan bir kadının elinde oyuncak olabilmektedir..
Binlerce kölesi, askeri olmasına rağmen kendisi bir kadının cazibesine meftun olabilmekte ve ona köle gibi bağlanabilmektedir…

Kanımızca ayetteki [üfleyen kadın] imajı olayı anlatmak için seçilmiş bir imge gibi görünüyor ! ..
Zira erkeği sürükleyen şey aslında karşısındaki kadın değil, İÇİNDEKİ KENDİNİ ESİR EDEN ARZU VE ŞEHVETTİR. Kadın sadece buna üflemekte, kışkırtıp tahrik etmektedir ! ..

Erkek bunun kulu ve kölesi olabilmektedir.
Doğrusu bazı kadınların cinsel cazibelerini bir silah gibi kullandıkları bir gerçek, ve erkekler bu noktada içlerindeki [korku ve titreme] [İHLAS] dışında ne yazık ki çaresizdir.

Nitekim Türkçe’de; [altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan olunur] sözü son derece bilgece söylenmiş bir sözdür…

Bütün bunlar bir yana ayetteki ifadeyi sadece kadınlara hasretmeyip, kadınlar da dahil; [bir insan olarak kışkırtılmış arzuların, ihtiraslı duyguların elinde esir olmaktan, bunları harekete geçiren cazibelerin, üflemelerin, solumaların vs. şerrinden sana sığınırım ey Rabbim] şeklinde anlamak icap eder…

Demek ki erkek de şehvet, kadında altın, yöneticide hırs, tüccarda para vs.. insanları köle gibi kendine bağlayan, zincirleyip tutsak eden, gözleri kör eden, uğruna her türlü kötülüklerin yapıldığı hırslar, tutkular ve onları harekete geçiren cazibeler ne ise [neffasatu’l-u’gad] işte odur…

-(4) Harfi harfine: [Düğümlere üfleyenlerin şerrinden]

-(5) Yani: Topluca insanın, erkeğin, kadının, hayvanın, yılanın, akrebin, kurdun, çakalın, depremin, selin, tufanın, yıldırımın, yangının, çekirge sürüsünün, kurbağa istilasının vs..
vereceği zararlardan Sana sığınırım…

Bunların tedbirsizliğim yüzünden felakete dönüşmesinden sana sığınırım…

Kötü niyetli kişilerin, üfürükçülerin, hokkabazların, göz boyacıların, sihirbazların, birer yılan, sırtlan, akrep olup sokan insanların vereceği zarardan Sana sığınırım…

Tedbirsizliğim yüzünden bunların felakete dönüşmesinden sana sığınırım…

Kabaran şehvetlerin, kuduran arzuların, kıskanç bakışların, cilvelerin, işvelerin, cazibelerin, çıkarın, menfaatin, iktidar hırsının, bencilliğin, varlığın, yokluğun, zenginliğin, yoksulluğun zararlarından ve bütün kötülüklerden Sana sığınırım ey Rabbim ! ..

İyiliğin, güzelliğin, doğruluğun, dürüstlüğün, cesaretin, mertliğin, güzel ahlakın, adaletin, vefanın, dostluğun, erdemin yanında yer almak, bunları yaşamak, koruyup kollayarak Sana sığınmış olurum..

Bana bu yolda yürümek için güç kuvvet ver, sebat ver, beni destekle, yardımını eksik etme üzerimden ey Rabbim ! ..

-(6) FELAK : Sözlükte kökü mastar olarak [yarmak, çatlamak, ortaya çıkarmak] demektir.

Becerikli olmak, maharetli olmak. [iflaq]
yarılmak, çatlamak,ayrılmak. [tefalluq]
Çatlak, yarık. [felq]
Parça [filqa]
kelimeleri bu köktendir…

Keza sözlükte son harfinin [kef]’e dönüşümü ile kökü de yakın anlamlı olarak kelimeye yarılarak ortaya çıkmanın [dönmek] suretiyle gerçekleştiği anlamı kazandırır ..

Yara yara dönen, yörünge, yıldızların döndüğü boşluk, çıkrık, çark, baht, talih [felek]
Yarılarak çıkan, çatlatan, patlatan, ayıran, döndüren, altüst eden [felaket]
Gemi sandalı, filika [fuleyka]
Astronom, gökbilimci [felekiy]
kelimeleri de bu köktendir…

Fenikecede yün eğirme çıkrığı anlamına gelen [pelekum] feleğin çarkı anlamına geliyor..
Bu, KUR’AN lisanında [oluş] [kevn] denilen şeydir.

Çünkü bu değişimler, dönüşümler, yarılarak birbirinin içinden çıkmalar [Ol der, olur] [kun fe yekun] ayeti mucibince olan şeyleri [kainat] meydana getirir…

Şu halde felak ve felek kavramları işte bu dönüşümün yarılarak, dönerek gerçekleştiğini ifade ediyor.

ALLAH’ın yararak ortayı çıkardığı her şey oluş demek oluyor;
[Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır…][ENAM SURESİ 95. AYET]

[..Taşların öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor [inficar] öylesi var ki çatlıyor [inşiqaq] ve bağrından sular fışkırıyor [inhirac]…][BAKARA SURESİ 74. AYET]

Demek ki ALLAH bulutları yağmurlarla, rahimleri çocuklarla, yumurtaları civcivlerle, kalpleri marifetlerle, geceyi sabahla yarmış, içlerinden bunları çıkarmıştır..

Yokluk karanlıklarının denizini OL [kun] emri ile yararak, oluşu [kevn] ortaya çıkarmış, buna da [olanlar alemi] [kainat] denmiştir..

İşte; [yarılıp ortaya çıkanın Rabbi] [Rabbu’l-felaq] ile anlatılmak istenen budur. [Allahu a’lem]

-(7) İSTİ’AZE: Sözlükte kökü mastar olarak [sığınmak, yapışmak, sarılmak] demektir.

ALLAH’a sığındırmak, ALLAH’a havale etmek. [iaze]
ALLAH’a havale etmek, O’na sığınmak. [ta’viz]
Sığınmak, yapışmak, euzu çekmek. [te’avvuz]
Sığınma talebinde bulunmak. [isti’aze]
Sığınma. [ı’yaz]
ALLAH korusun. [ma’azallah]
Sığınma sureleri [el-mu’avvezeteyn]
kelimeleri bu köktendir…

Keza bu son harfi [ZEL]’in [ze] okunmasıyla;
[muhtaç olmak, eli dara düşmek] manası kazanır.

Şu halde istiaze veya Türkçe’deki yaygın söylenişi ile [Euzu çekmek] gelebilecek kötülüklere karşı muhtaç olduğumuz için ALLAH’a sığınmak, O’na sarılmak, O’na tutunup yapışmak demektir..

Bunun pratikteki anlamı ise ALLAH’ın gösterdiği yolda yürümek, emir ve yasaklarına sıkı sıkıya sarılmak demek olur. Şu tür hadisler buna en güzel örneklerdir..

ALLAH’ım huşu duymaz bir kalpten sana sığınırım.
Dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım.
Doymak bilmeyen bir nefisten,faydası olmayan bir ilimden,bu dört şeyden sana sığınırım. [Tirmizi,Nesai]

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.