DENEMELER

Aile İçi Şiddet

Şiddet, bir kişinin yada kişilerin, kişi yada kişilere güç ve baskı uygulayarak, bedensel ve ruhsal zarar vermesidir.

Aile içi şiddet ise, bedensel ve ruhsal baskının eşe, kardeşe, aile bireylerine, hatta nişanlıya uygulanmasıdır.

Şiddet güçlüden, güçsüze, büyükten küçüğe uygulanan bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.

Kadına şiddet konusunda, şiddet kadının kişisel bir sorunu değildir. Şiddet görmek, kadın olmakla da alakalı değildir. Yine bir kadın olarak şiddet görmek, yanlış kişiyi seçtiğinizden veya yanlış yaptığınızdan değil, yanlış yetiştirilen erkekler yüzündendir. Şiddet öğrenilir ve öğretilir ve şiddet uygulamak bir seçimdir.

Şiddet öğrenilir ve öğretilir ve şiddet uygulamak bir seçimdir. Şiddet gören ailelerin çocuklarının 3/4’ünün, ileride kendi ailelerine şiddet uyguladığı tespit edilmiştir. Şiddet, bir iletişim eksikliği olarak ortaya çıkmaktadır. Şiddet kullanan kişinin, öğrendiği iletişim sistemi budur ve bunu kullanırlar, başka iletişim sistemlerinin olabileceğini düşünen, kendini bu alanda geliştirmek isteyenler ise şiddeti çözüm olarak görmezler. Şiddet görmek, uygulamak bir kader değildir, bir seçimdir, tercihtir. Kader demek, Allah’a atılmış bir iftiradır.

Şiddet uygulayan erkekleri, böyle yetiştiren aileleridir aslında. “ O” yapar, söylemleri ile şişirilen egolar, toplumsal doğru bildiğimiz yanlışlar ile erkekler bencil ve şiddete meyilli hale getirilirler. Çocukluk dönemlerinde öfke gösteren kız çocuğu ayıplanırken, erkek çocukların öfkesi desteklenir. Sonrasında okul döneminde, arkadaş ortamında gösterilen şiddet ile şiddet eğilimi temellendirilir.

Şiddet bir davranış değil, düşünce şeklidir aslında. Şiddet bilinçli bir tercihtir. Bizlere çok sık sunulduğu gibi, şiddet asla bir cinnet hali değildir. İnsan beyni lamba gibi açılıp kapanmaz. Şiddet bilerek ve isteyerek bilinçli tercih edilir. Alkol alma, yoğun üzüntülü dönemlerdeki bir durum gibi değildir, bu durum.

Şiddet göstermek, çok küçük bir azınlık dışında psikolojik bir durum da değildir. Şiddet uygulayan kişiler kime, ne zaman, nasıl şiddet uygulayacaklarını seçerler. Dışarıdan görülebileceğini düşünerek, yüzüne kollarına vurmazlar. Karnına, sırtına, bacak aralarına vururlar. Çok medyatik olan cinnet vakalarının bile, bakıldığında anlık olmadığı, günler, aylar hatta bazen yıllarca plan yapıldığı ortaya çıkar. Yaşananları “Cinnet” hali olarak nitelendirmek, olayların sorumluluğunu, şiddet yapanın üstünden alıp bilinmeyen bir varlığa atmak gibidir. Şiddet, şiddeti uygulayanın tercihidir ve şiddet sadece şiddeti uygulayan tarafından durdurulabilir.

Şiddet her tür sosyo-ekonomik durumdaki kişilerde görülebilir bir olgudur. Çiftçisinden, avukatına, doktoruna, mühendisine kadar herkeste görülebilir. Şiddet uygulayanlar için eğitim şart denir. Bu eğitim akademik eğitim ile alakalı bir eğitim değildir. Bu eğitim çocuklukta aile ile başlayan, barışçıl, çatışma çözmeyi bilen, sağlıklı iletişim kurabilen çocuklar yetiştirme eğitimidir. Şiddeti engellemek için verilmesi gereken eğitim budur. Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi de önemlidir. Kadınların ikinci sınıf olarak görüldüğü toplumlarda, kadına şiddet artmaktadır. Yine de şiddet göstermede en büyük neden maddi imkansızlıklar gibi görülmektedir.

Fiziksel şiddet dışında, uygulanan farklı şiddet şekilleri de vardır. Psikolojik Şiddet en yaygın görülen şiddet şeklidir. Evet, sanılanın aksine fiziksel şiddet değil, psikolojik şiddettir. Psikolojik şiddeti şöyle tanımlayabiliriz; Güç, öfke göstermek, cezalandırmak, bir kazanç sağlamak için insanların sahip olduğu duygusal ihtiyaçların manipüle edilmesidir. İnsan, sevilmek, huzurlu ve mutlu olmak ister. Psikolojik şiddet ile bunun önüne geçilir.

Sosyo-ekonomik seviye arttıkça, fiziksel şiddet azalır, psikolojik şiddet artar. Psikolojik şiddet zeka içeren bir oyundur aslında. Aşağılamak, hor görmek, küsmek, aldatmak, yalan söylemek psikolojik şiddette örnektir.

Psikolojik şiddetin diğer bir adımı da, erkeğin kendi yaptıklarını haklı gösterip, kadını haksız çıkartmaktır. Yaptıklarının, kadından kaynaklı olduğu, onun eksikleri sebebi ile bunu yapmak zorunda kaldığını öyle çok söyler ki, kadın kendini suçlu görmeye, sayılan eksikleri düzeltmeye çalışır ve kendisine biçilen elbiseye sığmaya uğraşır. Oysa o biçilen elbise ona göre değildir ve zorla giydirilmeye çalışılan bu elbise, gün gelir patlar.

Uzun süre psikolojik şiddete maruz kalan kişi güvenini kaybeder, kendini güçsüz hisseder ve ilişkiyi sürdürmek için uzun yıllar mücadele eder.

Cinsel Şiddet; şiddet şekillerinden bir diğeridir. En çok ön yargının olduğu, kadınları anlamakta zorlanan şiddet biçimidir. Cinsel suçlarda kadınlar suçlanır çünkü. Bu konudaki mitler, kişilerin bu saldırılara bakışını da etkiler. En yaygın mit, kadın, amiyane tabir ile kuyruk sallamasa, erkeğin bir şey yapmayacağıdır. Diğer bir mit, erkeklerin uyarıldıklarında bunu baskılayamadıkları ve bu hissin tatmin edilmesi gerektiği, bu hissi tatmin etmek için cinsel tacize baş vurabileceği öngörüsüdür. Bu durumda kadın edepli olmalı, düzgün giyinmelidir. Eğer böyle değil ise cinsel tacizi hak etmiş demektir(!), sorumlu olan kadındır(!). Böyle düşünenlere sormak isterim, sizi hayvandan ayıran özellik nedir? Eğer bir insan olarak iradenize sahip olamıyor iseniz, size verilen iradenin anlamı nedir? Kadınlara bunu söyleyenler unutmamalıdır ki, ilk tesettür emri erkeğe gelmiştir. Ayrıca iffet sadece kadınlara ait bir olgu ise, Yusuf’un koruduğu neydi?

Ekonomik Şiddet; bu da yaygın bir şiddet şeklidir. Bu sefer kullanılan şiddet aracı paradır. Kadın istese de çalıştırılmaması, çalışsa da çalışma ortamına sürekli müdahil olunması, maaş kartının erkek de olması, anne babadan gelen mal varlığına el konulması vb.. Yine son dönem de ortaya çıkan şiddet, kadın adına kredi çekip kadını büyük bir borca sokmak. Amaç kadını ekonomik olarak kendine bağımlı kılmaktır.

Bu saydığımız maddeler dışında Nisa 34. Ayette geçen “ darebe “ fiilini dövmek olarak çevrilmesinden dolayı, kadın dövmenin Allah’ın bir emri gibi algılandığını da görüyoruz.

Oysa orada söylenen bu değildir. ‘Darebe’ kelimesini anlamak için nuşuz kelimesinin ne anlamda ve ne için kullanıldığını bakmak gerekir. Nuşuz: kadın için, itaat etmemek, sorumsuz davranmak, evliliğin gereklerini yerine getirmemek olarak geçer (Bkz. Nisa 34). Erkeğin nuşuzu ise evine, ailesine bakmaması, mağdur etmesi demektir (Bkz. Nisa 128). Darebe fiili ile bu süreci yönetemeyenler için evin ayrılması gerektiğini söylenilir. Bu ayrılık süreci birbirinin kıymetini anlamak içindir. Ayrılık sürecinde bu tutum değişmiyor ise ayrılmak tavsiye edilir. Darabe, Dövün değil, bir süre ayrılın…

Aile içi şiddet, %95 oranında erkekden, kadına yöneliktir. Çoğunluk kadınlar şiddete maruz kaldıkları için, çözümlerde kadınlara yöneliktir. Şiddet gören kadınlar için, sığınma evleri, korunma, iletişim sağlanmaya çalışılmaktadır. Erkeklere yönelik şiddet %5 gibi bir oran ile de kalsa, onlar da şiddete maruz kalırlar.

Fiziksel şiddet erkeklere çok nadir uygulanmaktadır. Genel olarak kadınlar, erkeklere psikolojik şiddet uygulamaktadırlar. Çocukları babaya karşı kışkırtma, ayrıldıysa çocuklarını babaya göstermeme, eşinin başarısızlıklarını başa kakma, cinselliklerini kullanarak eşine iş yaptırmaya çalışmak vb. gibi örnekleri sıralayabiliriz.

Fiziksel yada diğer şiddet türleri ile karşılaşan kişilere psikolojik destek verilmesi gerekmektedir. Yoğun bir şekilde şiddete maruz kalan insanlarda, dışarı yalnız çıkamama, öfke kontrol sorunları, göz teması kuramama, donuk bakış, kalp çarpıntıları, ağlama krizleri, unutkanlık, güvensizlik, kendini sevmeme belirtileri gösterirler. Şiddet uygulayanlar ise, yoğun kıskançlık ve kaybetme korkusu yaşarlar, buna bağlı olarak karşısındaki kişiyi yönetmeye kalkarlar. Eşlerinden ayrılsalar bile onları malı gibi görür, kendi istek ve arzularının daha önemli olduğuna inanırlar. Duygu ve düşüncelerini frenleyemedikleri için öz güvenlerini yitirebilir, kendilerini suçlu görebilirler.

Aile içi şiddet çocukları da olumsuz etkiler. En güvenli olması gereken yerde, korku içinde yaşar çocuk. Şiddet göstereni teskin etmeye çalışırken, şiddet göreni teselli etmeye çalışır, hep arada kalır hatta bu şiddetten bazen o da nasibini alır. Şiddet için de büyüyen çocukların 3/4‘ünün ilerde eşlerine şiddet gösterdikleri tespit edilmiştir.

Her aile, her insan özeldir. Kimsenin kimseye şiddet uygulama hakkı yoktur. Öfke normaldir, herkesin hissettiği bir duygudur. Duygular ise yönetilebilir o yüzden vücudunuzu dinlemeyi bilirseniz, öfkenizi fark eder ve onu denetlemeyi başara bilirsiniz. Kontrol edilmeyen öfke patlamaları ne kadar büyük ise, sonrasında yaşanan çöküş o kadar büyüktür. O yüzden öfkeleneceğimizi bildiğimiz durumlardan uzak durmaya çalışmalıyız.

Aile içi şiddet toplum nazarında hâlâ mahrem alan olarak kabul edildiği için saklanmaktadır. Kadınlar şiddetin bitmesi ister, ama evlilikleri bitsin istemezler, o yüzden dayanmaya çalışırlar. Şiddet hakkında toplumda bir bilinç oluşturulmalı, şiddeti durdurmak için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Saldırgan ve saldırıya uğrayanın rehabilite edilmesi gerekmektedir. Tüm bu müdahillikler toplu olarak yapılmalıdır. Eğer başarılı olunmak isteniyorsa şiddet vakaları konusunda sessizliğin bozularak, olaylar kişiler deşifre edilmeli, bunu yaparken de medya aracılığı ile şiddetin yaygınlaştırılmasının önüne geçilmeli, aile içi şiddet uygulayanlara yaptırım getiren cezalar uygulanmalıdır.

Şiddeti görmezden gelerek, giden canları geri getiremiyor, şiddeti durduramıyoruz. Aileyi şiddet uygulayarak ayakta tutamayız. Aileyi ayakta tutan, sevgi, güven, şevkat ve iletişimdir.

Sevgi dolu aileleriniz olsun, şiddet sizden uzak dursun.

Yeşim Mızrak Gemici

Daha Fazla Göster

Yeşim Mızrak Gemici

1971, Şubat, Bursa doğumlu Yeşim Mızrak Gemici; 26 senelik evli, 2 çocuk annesi, ilişki ve evlilik danışmanıdır. Ayrıca 20 yıldır Kur'an Talebesidir. Okumayı, seyahat etmeyi, psikoloji ile ilgili araştırmaları sever. İnsan ayetini okumaya meraklı, dünya da yolcu...

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: