Geçen hafta Cuma namazında, imam iki rekatta iki kısa ayet okumuştu ama hayatımdaki en etkileyici Cuma idi diyebilirim. İlk rekatta okuduğu ayetin anlamını temel Arapça bilgimle çat pat çıkarmıştım: “Ey iman edenler, sabır ve namazla O’ndan yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 153). İkinci rekatta okuduğunu ise çıkaramamıştım. Çıkışta yanımızdaki Arapça bilen abimize sordum anlamını ve emin olun o olmasa gidip imama soracaktım. Anlamı şu dedi: “Ey iman edenler, neden söylediklerinizi yapmıyorsunuz?!”. O sırada birkaç kişiydik ve anlamı duyunca bir-iki saniyeliğine toplu bir şok yaşadık veya ben öyle hissettim. Hâlen şoktan kurtulmuş sayılmam ve kurtulmak da istemiyorum. Sürekli okuyorum bu âyeti. Kısa bir araştırmayla Saf Suresinin 2. âyeti olduğunu öğrendim. Meallerdeki anlamı biraz daha farklı ama aynı kapıya çıkıyor:  “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir öfke ile karşılanır.” ( Saf 2-3).
Sanırım her öğretinin, ideolojinin, her inanç mensubunun en temel problemi bu: inandığı gibi yaşa(ya)mamak. Bu da takipçileri, söylediklerini yapmayan veya yapmayacaklarını söyleyen boş topluluklar haline dönüştürüyor. Getirilen her esas bir süre sonra ritüele dönüşüyor, amacın aslında ne olduğu bilinmez hale geliyor. Bazı kurallara inandığımızı, değer verdiğimizi; hayatımıza yön veren bazı erdemlerin, siyasi görüşlerin vs. olduğunu söylüyoruz ama ilk fırsatta onları manipüle eden yine biz oluyoruz. Bu nedenle hayata dair kurduğumuz her yapı “naylon” oluyor. Yani daha açık konuşalım: Yalancıyız! En basit ikili, üçlü, onlu insan ilişkilerimizden ülkeler arasında diplomatik ilişkilere varana kadar kendini gösteren bu yalancılığı görmek için dâhi olmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.
Bu Cuma farklı bir camideydim. İmamın, klişe olarak, yaklaşan Ramazan ayının önemi hakkındaki son derece iyi “yazılmış” hutbesinin sonunda okuduğu dua şuydu: “İlahî, orucu tuttur bize! İlahî, oruca tuttur bizi!”
Her sene olduğu gibi bu sene de “hakkıyla oruç tutmak” üzerine bir torba laf edilecek. Bu fırsatın kaçırılmaması ile ilgili… Ama her sabah kendisine yeni bir fırsatın verildiğini fark edemeyen bizler, senede bir defa gelen bu fırsatı değerlendirme konusunda acaba klişelerden kurtulup, söylediklerimizi yapma konusunda bir adım olsun ileri gidebilecek miyiz, yoksa hem kendimizi hem etrafımızı kandırıp duracak mıyız?
Hüseyin Mecit Beşik

Aslen Erzurum, doğma büyüme Ankaralı. Gazi Üniversitesi kamu yönetimi bölümü mezunu. Şimdi ise Bursa'da ikamet eden bir memur. Evli ve bir oğul babası.

Paylaş
Paylaşan
Hüseyin Mecit Beşik

Yeni Gönderiler

Feminizm Bizim Neyimiz Olur?

Spotify'da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz... Umuda dönüp diyorum ki, deli olma. Umut bana dönüp diyor…

3 yıl önce

Elde Var Bir

Spotify'da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz... Profil tanımlama ve yüz analizi, karakter ve kişilik analizi ve…

3 yıl önce

Tam Ortasındayım Yolun

Spotify'da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz... “Mutlu olmak için kimseden bir şey beklemeyin. Beklentilerinizi sıfıra indirin.…

3 yıl önce

Bugün de Doymadım Anne…

Spotify'da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz... Bugün de Doymadım Anne Terzi kendi söküğünü dikemez. Dikse, terzi…

3 yıl önce

Onu Gör, Beni Gör… Seni Görüyorum…

Spotify'da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz... Uzak diyarlarda kendi aralarında bir türlü anlaşamayan bir belde halkı…

3 yıl önce

Çöpün Konuştukları

Spotify'da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz... Kişiyi ya da kişileri nerelerden-nasıl tanırız?Nasıl bir ailede doğduklarındanNasıl bir…

3 yıl önce