MAKALELER

Allah’ın Sıfatları ve Mahiyeti Tartışmaları

Spotify’da dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz…

Allah her şeyi yarattığına göre Onun zatı dışındaki her şeyin yaratılmış olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda Allah, yarattığı herhangi bir şeye benzemekten de münezzehtir. Bu iki kabulden sonra ise Allah’ın mahiyeti problemi gündeme gelmekte ve Allah’ın tanımlanabilir özelliklerinin neler olduğu algılarımızı meşgul etmektedir.

Söz konusu mesele “İlahî Sıfatlar” başlığı altında klasik dönemde de tartışılmış ve konuyla alakalı birçok görüş ortaya atılmıştır. Kısaca bu görüşlerin bazılarından bahsetmek istiyorum. Bunlardan Mutezile, “Zat sıfatın aynıdır” şeklinde sistematize ettiği Allah’ın zatı ile Allah’ın sıfatlarının birbirinin aynısı olduğu görüşünü benimsemektedir. Mutezile, bu görüşle Allah’tan başka ezelî ve kadim varlık kabul etmemeyi ve Allah’ın birliğine zarar vermemeyi amaçlar. Onlara göre Hristiyanlar, Hz. İsa’yı Allah kelamı saydıklarında ilahî sıfatları yani Allah’ın kelam/konuşma vasfını Allah’ın zatından başkalaştırmış ve dolayısıyla kadim varlıkları artırarak ilahî kelam gibi vasıfları Allah’a şirk koşmuşlardır. Bu duruma düşmemek için Mutezile, Allah’ın özelliklerini Allah’tan başka bir şey saymaz ve böylelikle tevhid ilkesini muhafaza etme amacı taşır.

Ancak Ehli Sünnet ise buna karşı çıkarak sıfatların, Allah’ın zatının aynısı da gayrısı da olmadığını ifade eder. Yani Allah’ın ilahî sıfatlarının Allah’ın kendisi olamayacağını, böyle olması takdirde sıfatın kendisinin ilah kabul edileceğini belirterek Mutezile’ye karşı çıkar. Nitekim İmam Eş’ari, Mutezile’nin bu görüşünün kabul edildiği takdirde Allah’ın sıfatlarının da Allah sayılacağını belirterek bu görüşe itiraz etmiştir. Eş’ari, yine bu konuya ilişkin Allah’a istiğfar edildiğinde aslında Allah’a değil, Allah’ın merhametine istiğfar edildiğini ve aslında merhamet kavramının kendisinden af dilendiğini ifade ederek merhametin Allah yerine konduğunu ifade etmiştir. Onun Mutezile’ye olan bu eleştirilerinin de tevhid ilkesini muhafaza kaygısı taşıdığı ortadadır. Ancak bu eleştirilerin yanı sıra Ehli Sünnet’in, ilahî sıfatlar konusunda Mutezile’den etkilendiğini söylemek de mümkündür. Çünkü Ehli Sünnet’in sıfat teorisinin ikinci kısmını oluşturan “İlahî sıfatlar Allah’ın gayrısı da değildir” görüşü, Mutezile’nin kadim varlıkların çoğalması endişesinin haklı bir onayı olarak Ehli Sünnet mezhebi içerisinde yer edinmiştir. Onlara göre sıfatlar gerçekten de Allah’tan başka müstakil birer varlık kabul edilirseler ilahlık vasfı taşıyan birçok kavram ortaya çıkacak ve bu da Allah’ın birliğine aykırı bir durum oluşturacaktır.

Yine de bu tartışmaların odak noktasında yer alan temel bir problem gündeme gelmektedir. O halde Allah nedir ve hangi vasıflara sahiptir?

Mutezile, Allah’ın sıfatlarının Onun zatından ayrı varlıklar olması durumunda kadim varlıkların artacağı söylemini öne çıkararak Allah’ın birliğini korumayı amaçlamıştır. Yani Allah’ın kendi zatında bulunan görmek, duymak, bilmek vb. gibi vasıfların ve özelliklerin Allah’tan ayrı müstakil bir varlık alanları varsa o halde bu sıfatların ilahî bir yönü bulunur ve bu ilahî yön de söz konusu sıfatların ezeli ve ebedi olduğu sonucuna götürür. Ki bu durumda da sıfatların sayısı kadar ezelî ve ebedî kadim varlıklar ortaya çıkar. Dolayısıyla söz konusu ilahî sıfatların, Allah’ın zatından ayrı müstakil bir varlık alanlarının bulunmaması gerekir. Ancak bu problem Ehli Sünnet’in de karşı çıktığı üzere, sıfatları Allah’ın zatıyla aynılaştırarak çözülmez. Bilakis bu problem bizlere Allah’ın mahiyetinin gerçekten nasıl tanımlanabileceği üzerinde durmamıza olanak tanır.

Şöyle ki, Wittgenstein’in ortaya attığı dil felsefesine göre bir kelimenin anlamını onun dil içerisindeki kullanımı belirlemektedir. Dolayısıyla herhangi bir kelime, belirli kullanım alanının içerisinde kendisine has bir anlam kazanabilir. Bu durumda günlük hayatta gerçek anlamıyla kullanılan bazı kelimeler ile terim anlamıyla kullanılan bazı kelimeler aslında aynı olmalarına rağmen karşıladıkları anlam birbirinden farklı olabilir. Örneğin günlük hayatta kullanılan anahtar kelimesinin akılda oluşturduğu anlam ve çağrışım ile sanayide iş hayatında kullanılan anahtar kelimesinin akılda oluşturduğu anlam ve çağrışım birbirlerinden farklıdır. Veya bir aslanın kükremesi ile bir insanın konuşması aslında öz itibariyle ikisi de bir mesaj içerir fakat bu mesajların her birisi yalnızca kendi dil ve varlık alanları içerisinde anlam kazanır. Dolayısıyla örneklerde yer alan her bir kavramın veya iletinin kendi kullanım alanı bulunur ve her bir kelime bu kullanım alanı içerisinde mesaja uygun ve anlamlı hale gelebilir.

Wittgenstein’de görülen bu dil felsefesinin bir benzerini ilahî alan için de düşünmek gereklidir. Çünkü ilahî alan ile insani alan birbirinden çok farklı alanlardır ve insanın ilahî alana dair herhangi bir tecrübe ve deneyimi de bulunmaz. Dolayısıyla insanın algı ve kapasitesinin üzerinde yer alan bir alem, insanların kullandığı kelimelerle ancak sınırlı ve dar bir şekilde tanımlanabilir. Sıfatlara veya başka bir ifadeyle Allah’ın mahiyetine dair yaşanan problemi biraz bu açıdan değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Allah’ın mahiyeti meselesi, insan algısının üzerinde bulunan bir meseledir. Dolayısıyla bu meselede en doğru bilgi, ilahî alan içerisine giren Allah’ın bilgisidir. Ayrıca yine bu sebepten ilahî mahiyet yalnızca sıfatlar meselesi üzerinden tartışılarak anlaşılmaya çalışılmamalı, ilahî varlık alanı göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.

Yeniden söz konusu tartışmaya dönecek olursak Ehli Sünnet ise bu tartışmaya, ilahî sıfatların Allah’ın zatıyla aynı şey olamayacağını söyleyerek katkıda bulunmuştur. Bu cümleden tezahür eden doğal ve zorunlu sonuç şudur ki, Allah’ın dışındaki her şey Allah tarafından yaratılmıştır. O halde Allah’ın zatından ayrı, müstakil varlıklar sayılan sıfatların da Allah tarafından yaratılmış olmaları gerekir. Allah ise yarattıklarına benzemekten münezzehtir. Yani Allah, kendisine atfedilen tüm özelliklerden başka ve farklı bir varlıktır. Tam bu noktada Allah’ın mahiyeti meselesi hem dil felsefesi hem de sıfatların yaratılmışlığı açısından değerlendirildiğinde Allah’ın mahiyetini, insanların yaratılmış olan kavram ve kelimeleriyle tarif edebilmenin zorluğu ve sınırlılığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ise Allah’ı tarif edebilmenin ve onu anlatabilmenin en iyi yolu -kendi şahsi görüşüm olmakla beraber- tenzihî bir dil ve anlatım kullanmaktan geçmektedir. Yani Allah o kadar mükemmel bir varlıktır ki; Onun bu mükemmelliğinin, yaratılmış olan ve eksikleri bulunan kavram, lugat ve kelimelerle anlatılması bu mükemmelliğin karşılığı için yeterli gelmemektedir. İnsanların bilincinde bulunan hiçbir kelime, Allah’ın ilahlığını anlatmaya yetecek donanımda değildir. Bu açıdan Allah, insanın zihninde ve dilinde yer alan bütün kelime ve bütün anlamlardan ancak tenzih edilerek anlatılabilir. Yine Allah, kendisini kendi katında nasıl tarif etmişse öyledir ve bütün övgüler yalnızca kendisine aittir.

Müslüm Zunluoğlu 

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

0 0 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx