DENEMELER

İkilemler Arasında Varoluş Mücadelesi…

Varlık alemindeki yaşamımızda…
Güçlü mü güçsüz mü…?!
Neye göre?
Kime göre?
Bunun kıstası nedir?
Baz aldığımız ve durduğumuz gerçek ne?
Salt biz kendimizi merkeze koyduk diye, gerçekten de merkez orası mı, biz miyiz?
Neden her şey bizim düşündüğümüz ve/ya planladığımız doğrultuda ilerlemek zorunda?
İnsan; tüm varoluşun kalbi mi beyni mi?…
Buna kim karar verebilir? Biz insanlar mı, hayvanlar mı, doğa mı, boyut dışı varlıklar mı…? Yoksa herkesin ve hepsinin de üzerinde ve ötesinde; her şeyi var eden Yaratan mı…?

Doğadaki her tür evrim içindedir ve ilk andan itibaren bu şekilde dönüşerek, gelişerek, ölerek, doğarak ve yeniden yaratarak devam ediyoruz… Bu yaşamsal evrim ilkeleri sürecinde de tutunabilenler ve de uyumlananlar hayata devam edenlerdir… Uyumlanamayanlar ise elenenlerdir!…
Mahlukât alemindeki bu hakikati bir haksızlık, eksiklik, yanlışlık olarak değil de yaşamın sürdürülebilirliği açısından elzem görenlerdenim…

Bırakalım yaşam döngüsündeki önemli yerini, en küçük gruplar ve/ya ortamlarda dahi uyumlanamayanlara karşı, grupsal/ kitlesel gayeli hareketlerde aykırı ve aşırı tutumlarının dışlanma, ötekileştirilme, grubun yararının gözetilmesi vb gibi tutumları ilke edindiklerine şahit oluruz. Bu yaşamsal bir içgüdüdür. Zira varoluşları buna bağlıdır… Varlıkların en güçlü güdüsü ‘hayatta kalabilmektir!’ Aslında bu vb tartışmaların dahi temelinde işte bu güdümüz yatmaktadır ya zaten…

Peki bu yanlış veya eksik bir tutum mudur? Üremeyi, çoğalmayı, fırsat ve olanakları, yaşam kaynaklarını vb düşünürsek aksine elzem bir durumdur… Tersine çevirmek istersek de kendimizi, yaşamımızı ve sistemimizi sabitlemek ve bazı yetilerimizi terketmemiz gerekirdi ki o zaman da bu konuşmaları yapamaz durumda olurduk… İşte o zaman bu bir soru/n da olmazdı ama bu sefer de bizler şimdiki gibi ol/a/mazdık…

Dolayısı ile yaratılış yasalarına müdahale etmek istediğimiz zaman yine tavuk ve yumurta paradoksunun içine düşeriz…

Yaratılışa müdahale etmek isteyen zihniyet ilk insanlık çağlarından beri var ki sürekli bir şeyler değişiyor ve dönüşüyor… Bazı türler yok olurken yeni türler oluşuyor… Bizim çağımızda da her türe ciddi müdahaleler ve beraberinde oluşturulmuş/ oluşturuluyor olan yeni türler mevcut… Biyonik robotlar da bunların dijital çağ versiyonları… Biz biyolojik insanlar için de yeni çağı idrak ederek uyumlanmamız bu noktada elzemdir… Aksi takdirde uyanış gerçekleşmezse yapılmak istenenler aşikârdır…

Bütün bunlar birer korku projesi ve/ya korkutacak şeylerden ziyade çağın an’daki karşılığıdır… Bu vesile ile çağdaş olmak yani çağı çok iyi okuyarak ona ahenk içinde mümkün olan en yüksek hayır, yarar ve iyilikler açısından uyumlanma gerçeğini idrak etmemiz ve bilinçlenmemiz gerekiyor…

Kuşak değişikliği, nesiller arası çatışma, çağın farklılıkları, değişen ve dönüşen varlıklar, diller, kültürler, inançlar ve değerler… Bunlar birer yasadır; kaçınılmazdır! Direnç göstermek, çağdışı kalmak yerine uyuyakalmadan uyumlanmak ve içini değerli kılarak çağdaş olmak esastır…

Hepimiz için de tüm güzellikler ve hayırlar en kolay, en iyi, en adil, en neşeli ve bereketli haliyle barış içinde gelsin…

Sevgiyle kalın güzel insanlar…🌹🌹🌹
Peri’han Taşdemir Taylı…💫🦄💫

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

0 0 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx