DENEMELER

Üç Paragraf Git Sağa Dön

Doğru muyum ki size yol göstereyim? Doğru söylemi bulmak doğruyu bulmaktan daha önce geliyor bazen. Söylediğinle söylediğini anlamak arasına yıllar girdiği oluyor. Gelecekten gelen mektuplar gibi elimize geçiyor bazı düşünceler. Ama bazıları geçmişten geliyor. Doğru muyum ki size akıl vereyim? Haddim değil. Öyle ise girmeyin araya, kendim söyleyeyim, kendim işiteyim. Payınız varsa payınıza düşeni almaktan çekinmeyin, vesselam.

Tarih tekerrürden ibaret değil. Tarih trak atıyor. Çizik bir cd gibi. Atlayamadığı, geçemediği bir yer var o zarif iğnenin. Şarkıların su gibi akıp gittiğine aldanma, elindeki telefonla tartışıyor benliğin, elindeki arabayla, taş bebekle. Devrek simidi gibi kokuyor çocukluğun, Devrek simidini otuzlarında tatsan da, öyle. Deniz yüzü görmesen de bir deniz özlemi duyumsarsın ya, o özlem yerini bulmuş gibidir yüreğinde, yadırgamazsın. Sözler duyarsın, hikayeler okursun, yadırgamazsın. Aynı dili konuştuğunu düşünürsün denizle ve Devrek simidiyle. Bir şey dürter seni sonra, cd trak atmaya başlar. Dünya bir yere çeker seni, ses etmeye, kaçmaya, uçurumdan atlamaya yahut susmaya. Dalmaktan usandığın suların işi bitmemiştir seninle: “sen beni daha anlamadın, sen beni hala anlamadın!”

Fotoğraf çekmek için evden çıktım. Yürüdüm. Fotoğraf çektim. Eve döndüm. Bazı haberlerin fotoğrafları kalır hatırımda, bazılarının hikayeleri. Ne kadar uzun bir yol gittim üç paragraf boyunca. Öfkeli insanlar dizilmişler yola. Sataşmalar oluyor, kavga çıkacak, belli. Fotoğraf çekip bakıyorum çektiğim fotoğrafa. Basit görünüyor, son derece sade. Basit olan nasıl karmakarışık dağılıyor hayata? Çok uzun yol gittim. Biliyorum. Tatlı tatlı gidelim istiyorum yol boyunca, sıkılma istiyorum. Sadedi istiyorsun, hemen istiyorsun ve ben üç paragraftır ömründen çalıyorum. Buna haddim yoktur değil mi, ömründen üç paragraf bile çalmaya hakkım yok, öyle ise gel şu sınırdan içeri bir girelim. Diyeceklerimi dinle hele.

Duvarların içinden geçemem. Çeşme akmazsa su dolduramam. Suyu tutamam çanak olmadan ve beni dinlemezsen sana anlatamam. Zamanımız sınırlı, ömrümüz sınırlı, anlayışımız, sabrımız, coşkumuz… Sınırların içine hapsolmuş varlığımızı gürleştirenin, besleyenin de sınırlar olduğunu fark etmek insanı nasıl da şaşırtıyor. Sınırsız imkanlarının, imtiyazlarının olduğu bir yer düşünsene, cennet gibi geliyor kulağa, değil mi? Sınırsız bir sorumluluk düşüncesi hiç erişmiyor kulağına. İşte, annesin, babasın. Allah bağışlasın. Bir anne babanın çocuğu üzerindeki hakları sayfalar sürer, çocuğunkiler kısa. Buna inanma. Dünyanın en uzun hikayesini getiriyorum sana; en zelil, en şerefli, en güzel, en zor, en zorba. Haddini bilmeyenlere dünyanın gösterdiği cömertliğe aldanma. Sınırsız yetkinin sınırsız sorumluluğu olur, haddini bilmeyenin hadsiz günahı.

Ebeveynlik suçu diye bir suç olur mu? Olur. Yetkiyi kötüye kullanma suçu oluyorsa bu da olur. Dallanıp budaklanır hukuk, yeni adlar bulunur. Her hadsizliğe bir kulp bulunur. Din sorunu olur, medeniyet sorunu olur, kültür sorunu olur, olur da olur.

Utanmadıktan sonra dilediğini yapan, dilediğini yapmak için yol da bulur, din de bulur, hukuk da bulur.

Vesselam.

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

mimhece

Ses-Söz-Arpacık
5 1 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx