DENEMELER

Ruhumda Sızı

Şey olan her şey ayrı yazılır. Şeyleşen şeyler de.

Şey: nesne, madde, eşya. Doğunun gözünde Batı, Batının gözünde Doğu şeydir. Doğu ile Batı ayrı yazılır. Adem ile Havva yasak ağacın meyvesinden yediklerinde şeyleşen Havva’dır. Havva ayrı yazılır. Zulümden önce daima “şeyleşen bir şey” vardır.

Şey, kendinden olmayana gösterilmeyen empatinin mazeretidir; bazen kendinden olana gösterilmeyen empatinin. Doğar doğmaz şeyleşen şeyler vardır. Ayrı yazılır. Kız diye yazılır.  Kadın diye okunur. Bildiğiniz şeyleri anlatmaya niyetim yok. Davul çalmak yorucu oluyor, yaşamışsınızdır, bilirsiniz. Anlayana sivrisinek saz diyenler, davul çalmaktan yorulanlardır. Anlatmak yorulmaktır. Öyle sıradan bir yorgunluk değil bu, asırlarca sürmüş bir yorgunluk. Atalarımızdan miras kalmış bir yorgunluk belki de. Darbeler, 28 Şubatlar, saldıranlar, taraf tutanlar, yeni dünyalar, eski dünyalar, inananlar, inanmayanlar… Bu ülkenin türküsünde hangi ses duyulur? Şey şey şeyleşen bir Türkiye’nin sesi bir senfoni midir, bağırış çağırış mıdır, ağır metal bir isyan mıdır, ruhumda sızı mıdır, bilmiyorum? Davulu bol bir orkestradır belki, herkesin kendi davulunun sesini duyduğu bir düğün yeri, bilmiyorum. Bir olay olur ve ben senin ne diyeceğini bilirim. Sen de benim ne diyeceğimi bilirsin. Konuşmadan anlaşacak kadar kavgamız var mazide. Birbirine bağımlı karı kocalar gibi biliriz en mahrem yaralarını birbirimizin. Şifa olmak da vardır ama kanatırız nedense? Neden yaparız bunu, bilmiyorum.

Şey olan her şey ayrı yazılır. Şey olan her şey bölünür. Atom bile şeyleştirildiğinde parçalandı, hatırlarsın. Bizi şeyleştiren şey bir fikir midir, inanç mı, ideoloji mi, hırs mı, kin mi bilmiyorum. Şeyleştirenin de şeyleştiği bu şeyleşme oyununda, umut kuran insanların derdidir, “nasıl?” Artık ne diyeceğini biliyorum ve ne diyeceğimi biliyorsun. Çocuklarımız bilir kapılarına yaklaşırken ödevlerini soracağımızı. Ardından neler söyleyeceğimizi bilirler, bilinen şeyleri söyler dururuz, kendi sözümüzün papağanıyızdır adeta. Ne diyeceğini biliyorum, ama ne hissettiğini bilmiyorum. Ne hissettiğimi bilmiyorsun. Hissettiğimi bilmen için sana bir, ne hissettiğini bilmem için bana bir empati düşmesi gerek gökten. Şeylerle empati kurulmuyor. Bağ kuruluyor ama empati kurulmuyor. Masa lambamın ne hissettiğini bilmiyorum, hissedip hissetmediğini de. Onun gibi kıpırtısız duramayacağımı biliyorum. Onun gibi hiç konuşmadan duramayacağımı. Duramadım işte. Ne diyeceğini biliyorum. Sen de biliyorsun ne diyeceğimi. Konuşmadan anlaşacak kadar tanıyoruz birbirimizi. Neden anlaşamıyoruz hala, bilmiyorum.

Vesselam.

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

mimhece

Ses-Söz-Arpacık
0 0 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx