DENEMELER

Normal Nedir? Normal Olan Şeyi Kim Belirler?

Nedir Bu Normal?

Normal nedir? Normal olan şeyi kim belirler?

Normalin tanımı TDK’da şöyle: Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun. Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.

Türk Dil Kurumunun yaptığı tanıma göre normali belirleyen şey, gelenekleriyle, alışılagelen davranış kalıplarıyla içinde yaşadığımız toplumdur. Normal dediğimizde aslında “bize göre”, içinde bulunduğumuz toplumun normlarına göre normal demiş oluruz. Gelenek ve görenekleri canlandıran toplum değiştikçe normlar da değişir; bu değişkenlik kuşaklar arasında yorum farkına, çatışmalara, gelişmeye yahut gerilemeye neden olur. Normal birden bire değişmez. Normali biz değiştiririz ama biz onu değiştirene kadar normal bizi üretir.

İçinde bulunduğumuz toplumun normali, -toplumu bir akvaryum sayarsak- suyun kirlilik oranını belirleyen şeydir. Suyun temizlenmesi, normal’in fıtrata yaklaşmasıyla mümkün olur, insanlığımızla, değerlerimize verdiğimiz önemle ve kavramları taşıdıkları anlamlarıyla tekrar buluşturmayla.

Büyüklere saygı, küçüklere sevgi kuralını ele alalım. Saygı kavramı, bahsettiğimiz kuralda toplum tarafından sündürülmüş ve bir anlam kaymasına uğramış. Büyüklere saygıdaki ‘saygı’, büyük ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin ona boyun eğmek olarak görülmüş. Büyükler bizden saygı beklerlerken, bir nevi el üstünde tutulmayı, kendilerine itaat edilmesini istemişler ve bu talebi, büyüklere saygı adı altında meşru görmüşler. Yani normal! İnsanlar arasındaki ilişkide, doğum sırasının bir hiyerarşi yarattığı bu kayma, kula kulluğu normalleştirmiş, istismarın yolunu açmış hatta meşrulaştırmıştır.

TDK’da saygı şu şekilde tanımlanmış: Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram. Bu tanımda yanlış olan nedir? Bu tanım, geleneklerden üreyen bir şey olduğuna göre yanlış olan şey şudur: Saygıyı yaşlılara, yararlılığa, kutsallığa atfetmesi. Normal olan ise bu değildir. Yeni doğmuş taptaze bir bebek, var olmasıyla beraber saygıyı, korunmayı, dikkatli ve özenli davranılmayı hak eder. Saygıyı hak etmek için hiçbir şey yapmasına gerek yoktur. Bir kadının eşinden saygı görmeyi hak etmesi için temizlikte, yemekte, şunda bunda kendini ispat etmesine gerek yoktur, vs. Saygı, anne rahmine düşmekle hak edilmiş bir şeydir, temel ihtiyaçtır. Saygı duymadığınız bir varlığa sevgi beslemek pek mümkün değildir. Saygı, var edilmiş olanın varlığına yönelik içsel bir onay eylemidir. Bebeğinize önem verirsiniz, kedinize, komşunuza. Dolayısı ile onları sevmek için bir yatırım hesabı açılır kalbinizde. Sevip sevmeyeceğiniz size kalmıştır. Saygı kelimesinin kökenlerine gidildiğinde “düşünce” anlamı taşıdığı ifade edilir. Düşünceli, düşüncesiz, saygılı, saygısız gibi kullanımlar birbirini besler nitelikte görünüyor.  

İslam, toplumsal ilişkilerde hiyerarşiyi takva ile belirler. Takvayı ölçebileceğimiz bir alet olmadığından, İslam’da ast üstünü uyarabilir, emri bil maruf yapabilir. Çünkü İslam kişilere itaat yerine ilkelere itaati vazeder. İnsan doğaya, Yaratıcıya, yaratılan her şeye, kavramlara, tanımlara saygı duymakla mükelleftir. Bir şeyi yerinden etmek nasıl zulümse, küçüğe saygısızlık etmeyi, onun varlığına vereceğimiz onayı şarta şurta bağlamayı meşru hale getiren bu tanımlamalar, normlar da zulümdür.

Zulüm olan şey normal olamaz. Bizler normalin içinde yüzen, kulaç atan bir türüz.   

Normali normal kılan zulümle arasına koyduğu mesafedir. Fakat normal dediğimiz olgu öylesine hassas, öylesine şekillenen yumuşak bir şey ki, toplumun ellerinde zulmü meşru gösteren, hak gösteren bir hale gelebilir. Normal, bizim zihnimizde zulümden uzaklığı –  adalete yakınlığı ölçüsünde kendi sınırlarına gelebilir. Algımızda gizli olan, bize ait olan normal ile içinde yaşadığımız toplumun normali çatıştığında, birey toplum dışına itilir. Oysa normalin ölçütü, onun zulme olan uzaklığıdır. Kirli akvaryum örneğini hatırlarsak, akvaryumun suyu yavaş yavaş balıkları zehirlerken, balıklardan birinin “bu su zehirli” demesi, o balığı akvaryumun delisi haline getirir. Bauman’ın deli hakkında söylediği söze kulak verelim: “Deli, sadece paylaşılmamış anlamlara verilen addır. Delilik paylaşıldığı zaman delilik olmaz.” Peki ya toplum deliyse ve toplumun deli dediği akıllı ise?

Kur’an’ı Kerim, Peygamberimize vahyedilmeye başlandığında, çevresindekilerin ona “Deli” denmesini anlayabiliriz. Peygamber, “Bu su kirli!” derken, elbette tek vuruşta her şeyin düzeleceğini ummuyordu. Kur’an, aşama aşama akvaryumun suyunu temizlerken, eski normallerin birer zulüm olduğu gerçeği insanlar tarafından anlaşılmaya başlandı. Su temizlendikçe, insan fıtratına döndükçe, neyin normal, neyin anormal olduğunu ilk bakışta anlayacak bir içsel cihaza sahip oldular. Acı içinde öğrenilmiş olsa da insanlık tarihi, zulme bulanmış normalin tehlikesine defalarca şahit oldu. Kur’an’ı Kerim’in mesajı, toplumda ortak bilinç haline geldiği ölçüde bu su temizlenecek. Ne demiş Çetin Altan? “Enseyi karartmayın.”

Vesselam.

Tepkinizi İfade Edin
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

* Kaynak belirtmek suretiyle alıntı yapılabilir.
* Yazarın düşüncesi, sitenin genel düşüncesinden farklı olabilir (Düşünce farklılığı zenginliğimizdir).
* Yazının tüm sorumluluğu yazarın şahsına aittir.

mimhece

Ses-Söz-Arpacık
0 0 Oy
Gönderiyi Puanla
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
0
Düşüncelerinizi bildirmek ister misiniz, lütfen yorum yapınx