GÜNDEM

Kur’an’ın Devlet Talebi Yok(muş)! Oh Ne Ala!

“Kur’an’ın devlet talebi yoktur” söylemine bir Kur’an Talebesi şu soruyla yöneliyor: “Peki Kur’an’ın “vakıf kur” talebi ya da “kanal kur” talebi var mıydı?”

Çok net görüyoruz ki, aslında Peygamberin örnek alınmaması, Kur’an’ı nesneleşme sürecine sürüklemektedir.

Kur’an, direk “devlet kur” dememiş ama Müslümanın izzeti, tevhidi duruşu ve kendisine, toplumuna ve Allah’a karşı olan sorumluluğu onu devletten bigane bırakır mı hiç? Peygamber’in siretinde devlet olgusu hiç yok muydu? Yaşanan süreçler onu devlet yapmadı mı? Peki neden Nebi’nin siretini görmüyoruz?! Şûra denen olgu aslında devleti kapsayan bir olgu değil mi? “Onların işleri şura iledir” ayetinin yazıldığı meclis, uygunsuz bir görüntü mü vermiş oluyor? Şura dediğimiz şey, birbirimize hangi arabayı hangi evi alalım ve benzeri işler için geçerli sadece?

Dikkat edersek, tek başına zekat farizası bile bizi devlet  olgusu üzerinde düşünmeye itiyor. Kısas gibi hükümlerin icrası da aynen. Müslümanın zoruna gitmesi gerekmez mi kısasın uygulanmıyor olması. Müslümanın günümüzdeki imtihanı modernizm ile bölük pörçük bir zihne düçar olması değil midir? Yenilgi psikolojisinin travmaları insana neler söyletir desem abartmış olur muyum acaba?

Madem devlet talebi yok, o halde devletin yapıp ettiklerine karışmasın Müslümanlar, neden eleştiriyoruz devleti? Bazıları İslam’ı kitap yazmaya, tefsir yazmaya ve sadece konuşmaya indirgemiş galiba. Bu yüzden mi yeni El Bennalar yetiştiremiyoruz?!

Kur’an merkezli olarak ifade edeceğimiz Müslümanların bir kısmı, (hepsi değil) ümmetin ve hayatın sorunlarını kuşatacak ve çözecek bir vizyon ve kurumsal yapı geliştiremiyorlar. Bununla birlikte büyük önermeler geliştirmekten de vazgeçmiyorlar. Hele hele spesifik/baskın devlet yapılanmalarının olduğu bu çağda “Kur’an’ın devlet taleb yok” diyerek Müslüman şahsiyeti devlet karşısında savunmasız veya devleti idare etme rolünü ıskalatma moduna sokuyorlar. Oysaki devlet denen aygıt, şu an her haliyle insanı kuşatmış ve İslam ise alemlerin Rabbinin dini iken, İslam devlete karışmaz nasıl denilebilir? Alemlerin rabbi diyoruz ama devlete karışmayacak diyoruz. Sizce bu tezat değil mi? Aslında bu tezat modern yenilginin bir tezahürü denilebilir birileri için. Büyük imtihandayız.

Şu an dünyada Müslümanım diyenlerin bir kısmının devlet yönetimindeki haksız uygulamaları teorik anlamda bizi bundan uzak mı tutmalı? Bu mu çözüm? Bu dediğimiz zaman daha iyisini yapmak için kolları sıvamamız gerekmez mi?! Peki Müslümanların dışında olan kesimlerin devlet yönetimi çok mu ideal çok mu insancıl? İlahi sorumluluğu üstlenen bir insan nasıl olur da toplumun yönetiminden kendini uzak görür? Nisa 75’e nasıl muhatap olacağız peki?

Ümmeti ve hayatı kuşatan sorunlarla ilgilenmek yerine Müslümanın düşünce ve eylem alanını daraltmak hatalı bir davranıştır. Bugün Müslümanların başına ne geliyorsa birlik olamamaktan dolayı geliyor ve tabi birlik olmayan da devlet olamıyor. Bu gibi tespitleri yapacak yerde, buna yönelik cehd içerisine girecek yerde vahyin hayat perspektifini daraltmak asla sağlıklı değildir.

Son Nebi ve sahabeleri birlik olabildiği için devlet olabildiler. Tam tersine “devlete gerek yok, Medine krallığına heveslenen  münafık biri var o başımıza geçsin, iç ve dış işlerimizi, eğitimimizi, ekonomimizi İbni Selul yönetsin” demedi. Başta dedik ya, sireti/sünneti gözardı edenler, aslında Kur’anı masabaşı nesnesi yapmış olmuyorlar mı?

Kuşatıcı kurumsal vizyon geliştiremeyenler, şûra olgusunu kendi içinde bile uygulayamayanlar devlet gibi büyük kavramları hakkında konuşmamalılar. Müslümanları yanıltmaktır bu. Lut peygamber’in (aleyhisselam) siyasal gücü olmadığı için “gücüm olsaydı siz bana bunu yapamazdınız” dediğini unutmayın. Evet bu güç siyasi/askeri ve duruma göre caydırıcı bir güçtür. Elbette ki güç, hakkın emrinde olmalı. Birileri Hakkın emrine vermiyor diye biz güçlü(devletli) olmaktan neden vazgeçelim?!

Ha bu arada ümmeti ve hayatı kuşatamayan Kur’an merkezli yapıların şimdilik görünen tek işi, rivayet merkezli geleneksel kesimleri aşağılayıp rahatlamak ve sonra da yerlerine oturmak. Nahl 125’teki davet perspektifinden uzak olduklarını hatırlatmamız gerekir. En çok Kur’an Kur’an diyenin daha çok Kur’an ahlakına sahip olması gerekmez mi? Ben o kuşatıcı Müslüman vizyonunu göremiyorum.

Son olarak, İslam’ın pak yolunda gitmek isteyenlere “Kur’an Merkezli Sünnet” bilinci ya da diğer tabirle “Kur’an Merkezli Islah” vizyonu üzerinde kafa yorup bu minvalde pratikler geliştirmelerini tavsiye ederim. Vesselam.

Mustafa TOSUN
tosun.mustafa16@gmail.com

Daha Fazla Göster

Mustafa Tosun

Mustafa Tosun 1987, Adıyaman doğumlu. Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Bilgisayar Öğretmenliği Bölümü mezunu. Şanlıurfa'da öğretmen olarak görev yapıyor. Evli ve iki çocuk babası. İslami okumaları lise yıllarında başladı. Fizilal-i Kur'an Tefsirini ilk lise yıllarında okuyan yazar, Üniversite yıllarında ise okumalarına/yazmalarına aralıksız olarak devam etti ve Özgün İrade, Söz ve Adalet, Bilge Adamlar, Kur'ani Hayat, Haksöz Dergilerini takip etti. Hoca ayrımı yapmadan İslami okumalarına devam etmektedir. Kur'an Merkezli Sünnet paradigmasını, İslam Kardeşliğini ve Ümmet Bilincini önemseyen yazarımız, Mezhepçiliğe ve ırkçılığa da karşı duruşu ile mücadelesine devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: