DENEMELER

Yılbaşı Üzerine Müslümanca Beyin Fırtınası

Miladi takvime göre yılbaşı yaklaşıyor. Başlangıç noktası İsa Peygamberimizin doğumu kabul edilmiş “teslisçi(tevhid dışı)” hıristiyanlar tarafından.

Bizim ülkemizde ise Cumhuriyet öncesinde hicri takvim yürürlükte idi. Yani Hz. Muhammed’in(as) ve sahabesinin Medine’ye hicret tarihini başlangıç noktası yapan bir takvim. Müslümanların bu takvimi kullanıyor olması son derece normal ve gerekli.

Başlangıç noktası ne olursa olsun takvimler nötr olarak zamanı ölçer. Ama işin içine semboller girince elbette ki herkes kendi takvimine yönelir.

Asıl sorun 100 yıl önce batıcı/pozitivist/seküler/profan bir yapının Osmanlı’yı düşmanca bir şekilde yıkıp ve halka yönelik olarak seküler yöne doğru sosyal mühendislik yaparak halkın kültür ve inanç kodları ile oynaması ile başladı. Her şeyi körü körüne batıdan alma taklidçiliği takvim için de vaki oldu. Bu arada batı da, Hıristiyan inancından kopup daha çok seküler ve din dışı bir pozisyona evrildi. Ancak dini ritüeller ve sembolleri kaldı yerinde. Böylece yılbaşını kutlama veya yeni yıla girme etkinliğinin içeriği dua, tevbe, ilahi gibi dini ritüeller yerine daha çok hazza ve hevaya hitap eden behimi bir kutlamaya dönüştü. Böyle bir dönüşüm olmakla birlikte yine Hıristiyan kültürüne ait semboller de tümüyle yok olmadı bu kutlamalarda. Zaten hıristiyanlar 25 Aralık tarihlerinde noel adıyla daha çok dini içerikli ayinler yapıyorlar. Yılbaşı ise daha seküler, behimi bir ayin tarzında.

İşte bizim batıcı/pozitivist/seküler kurucular batının bu çarpık ama daha çok hazza dayalı kültürünü bu topraklara taşıdılar. Dayatılan bu ahvali kerih görerek şuurunu korumaya çalışan müslüman halk buna karşı direnç gösterdi. Bu tarz kutlamaları benimsemedi. Üstelik milli piyango (kumarı) eğlencenin bir parçası yapıldı. Halkın yılbaşı kutlamalarına karşı olması son derece haklı ve dini şuurdan kaynaklanan bir dirençtir. -Her ne kadar zaman içinde asimile olanlar olsa da- Evet halk günahkar olabilir ama dini anlamda sembol yüklü bu tür kutlamalara karşı direnç gösteriyorsa aynı zamanda halkın ıslah edilebilir olacağının bir işareti.

Hasıl-ı yılbaşı nötr olarak elbette ki bir şey değil ama adet olarak muharrif bir dinin ve sonrasında profan bir kültürün zemininde olgunlaşan hazza ve kumara dayalı bir etkinlik süreci olduğu için müslüman halk haklı olarak direnç gösteriyor. Halkın başka günahlarını gündeme getirip bu direncini yok saymak bir çeşit uyanıklıktır ve ıslah dili değildir.

***

Yılbaşı Nasıl İdrak Edilir veya Edilir mi?

İnanç ve kültürümüzle yoğrulmuş bir geçiş etkinliği olabilir. Örneğin en başta zaman muhasebesi ve ardından tevbe, verilen nimetlere şükür, gelecek zamana dair planlama, İsa Peygamberin yaşamını ve tevhid mücadelesini ayetler üzerinden aile fertlerine anlatma. Buna benzer etkinlikler uygulanabilir. Tabi ki bunun yanında medeni/helal bir şekilde çay-pasta muhabbeti de olabilir. (ki her sohbetin buluşmanın kaçınılmazıdır yiyecek ve içecek). Önemli olan kritik farkların belirgin olması.

Ancak halk, kendine bir alternatif üretemese de seküler kutlama biçimlerimi kerih görmesinin sebebi, batıl yaşam biçimlerinin ürettiği kültüre benzememesi ile alakalı bir kaygı, işte burada sembolik dayanakların gücünü ve koruyuculuğunu görüyoruz. Yılbaşı kutlamaları konusunda müslümanların böyle bir adeti olmamasında kaynaklı boşluğu hakim paradigma olan seküler kemalist yaşam biçimi dolduruyor ve ister istemez kitle düzeyinde olan müslüamanları etkileniyor, tv, gazeteler üzerinden. Hassaten Türkiye’nin batısında anormal derecede içkili ve kızlı- erkekli karışık eğlence ortamları içerisinde olması bu kutlamanın örnekliği oluyor ve bizim nesilleri olumsuz etkiliyor. Nesillerimize bu konuda açıklama yapalım veya alternatifler uygulayalım veya nötr geçirelim.

Bir de bu konunun ne kadar din ile alakası yok dense de miladi takvim batılıların (bir papazın) oluşturduğu ve zaman içerisinde kutlamalarını da kendi modellerine göre şekillendirdiği bir adet olduğundan dolayı müslüman halka iğreti geliyor, doğal olarak. Bunun anlaşılmasının zor bir tarafı yok. Çünkü hareket noktaları farklı iki farklı toplum var.

Mesela, bizim hicri yılbaşı gelse biz vur patlasın, çal oynasın yapmadan dua, tevbe, hicret ve ilahi-ezgiler ile geçirebiliriz. Dediğimiz gibi bizim asıl asıl problemimiz karşı olmakla birlikte, inanç kodlarımıza uygun sürekliliği olan bir uygulama üretememektir. Çünkü dini bilincimiz iç dünyamızda özne olmaktan çıkarıldı, kemalist sistem tarafından.

Hasıl-ı kelam, zemin onlara ait bir zemin ve biz o zeminde olmak istemiyoruz, diyoruz. Ama bizim yerli/batıcı/kemalist sistem, milli piyangosu ile içkisi ve kızlı erkekli göbek atması ile yıllarca o zemini popüler yaptı ve gözümüzün içine soktu.

Yapan yapsın. Ama müslümanım diyen kardeşlerimizi dikkate, tefekküre, şuura davet ediyoruz. Bu din, Kitabı ve Peygamberi olan ve medeniyeti olan bir din. Gündemini bu parametrelere göre belirlemelidir müslüman. Aksi halde ne olduğu belli olmayan bir kişilik görüntüsü vermiş olur. Yahut tezatlar dolu bir kişilik.

Vesselam.

Mustafa TOSUN
tosun.mustafa16@gmail.com

Daha Fazla Göster

Mustafa Tosun

Mustafa Tosun 1987, Adıyaman doğumlu. Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Bilgisayar Öğretmenliği Bölümü mezunu. Şanlıurfa'da öğretmen olarak görev yapıyor. Evli ve iki çocuk babası. İslami okumaları lise yıllarında başladı. Fizilal-i Kur'an Tefsirini ilk lise yıllarında okuyan yazar, Üniversite yıllarında ise okumalarına/yazmalarına aralıksız olarak devam etti ve Özgün İrade, Söz ve Adalet, Bilge Adamlar, Kur'ani Hayat, Haksöz Dergilerini takip etti. Hoca ayrımı yapmadan İslami okumalarına devam etmektedir. Kur'an Merkezli Sünnet paradigmasını, İslam Kardeşliğini ve Ümmet Bilincini önemseyen yazarımız, Mezhepçiliğe ve ırkçılığa da karşı duruşu ile mücadelesine devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: