DENEMELER

Fussilet Suresi 37. Ayeti Üzerinden Bu Çağa Tevhidi Mesaj

• Gece ve Gündüz Yüce Allah’ın ayetlerindendir (LEYL VEN’NEHAR).
• Aynı şekilde güneş ve ayda (ŞEMS vel KAMER).

Güneş’e secde ederek Allah’a secde edenlerin yanılgı içerisinde olduğu ve kulluk edilecekse direk Allah’a, dolaysız bir şekilde kulluk etmek. (IYYAHU TE’BUDUN). Günümüzde ise Allah’ın ayetlerini incelediğimi düşündüğümüz olan BİLİMİN putlaştırılmaması gerektiğine vurgu yapıldı tefsir dersimizde. O gün secde edilen güneşi, bugün BİLİM temsil ediyor, desek yanlış olmaz. İnsanlar bilimsel gelişmeleri basamak olarak kullanacakları yerde oraya oturuyorlar ve böylece en yükseğe oturduklarını sanıyorlar. Oysa “en yüksekte”(doğru ifadesi yüce) olan Allah’tır. (Mekânsal olarak değil). Allah’ın ayetlerine karşı MÜLHİD ve MÜSTEKBİR olanlar baltayı taşa vurmuş oluyorlar. Bu şekilde yüksekte olduklarını sananlar alçakta kalmaya mahkumdurlar.

Son olarak ise can alıcı bir soru ile karşılaşıyoruz: “Ateşe atılan mı yoksa kıyamet gününe emin olarak gelen mi? O halde herkes yapsın istediği ameli.”

Sonuç sadece işte bu ikisi. Kim hangisine gidecek?!.

SABIR ve FAZILETTEN PAY SAHİBİ OLAN emin olacak.

MÜLHİD ve MÜSTEKBİR olanlar ise nar’ın (ateşin) içinde olacak.
Birilerinin “ben bu ayetlere inanmıyorum” demesi onu sonuçtan muaf kılmayacak.

*

Güneş, geçmiş zaman insanının (tapanlar için) en güçlü ve en ulaşılmaz nesnesi olarak algılanırdı ve bu da zamanla inanç olarak kendini gösterdi. Tıpkı rüzgâr ve şimşeklerden korkulması gibi. Zamanla “korku ve hayret” duyguları inanca evrilir ve bu nesnelere tanrı muamelesi yapılır. Üretilen bu inancın kendini göstereceği eylemler (ibadetler) türetilir. Örneğin ritüel anlamında secde. Ayrıca insanda “korku” ile birlikte fayda gördüğü nesneye/özneye karşı “teşekkür etme” güdüsü vardır. İşte bu güdü, kişinin kendisine en faydalı gördüğü nesneye/özneye bir zaman sonra “tanrı” rolü verdirebilir. Eski zaman insanlarının hayatında, kendini sürekli gösteren ve hayat kaynağı denilecek çapta bir enerji taşıyan şey güneş idi. Hala da öyle. Böylece hem “korku” hem de “şükür” güdüsü insanı güneşe secde etmeye sürüklemiş. Başka şekilde ise mülkü/egemenliği elinde bulunduran firavunlar ilah konumuna yükseltilir buna benzer gerekçelerle. (örneğin, günümüz Türkiye’sinde ise m.kemal için “vatan kurtardı” denilerek ilahlaştırılması ve layusel görünmesi gibi). İşte yaşanan bu inanç evrimi, bilimi putlaştıran kesimler için de böyle gelişiyor dememiz yanılgı olmaz. Çünkü insan psikolojisinin zamansal düzlemde değişmeyen yönleri vardır. Bugün bilimden fayda uman ve tevhid/ahiret bağlantısı olmayan kesimler rahatlıkla kendilerini bilime ve onun gerisinde olan bilim adamlarına haddinden fazla önem atfederler. (Bilim salt olarak asla kötü değildir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir. Kasdım bu değil.) Nitekim 18 ve 19. yüzyıllarda bu durum kendini “pozitivizm” adıyla bariz bir şekilde gösterdi: “Laboratuvara girerken önlüğümü giyererim, dinimi/tanrıyı askıya asarım” veya “Tanrıyı neşterimizin altına görmedikçe ona inanmayız” tarzında ilhad fikirler popüler hale gelince insanlar manevi bağdan kopuk yaratıklar haline geldi. Din adı altında kilise tarafından olumsuz sonuçlar üretişmesi din,tanrı, peygamber gibi kutsi kavramları mutlak anlamda çöpe atma düşüncesini mazur hale getirmez. İki yanlış bir doğru etmez. Kilise’ye karşı çıkayım derken, batılı insan kendini yaratana sırtını döndü, bunu da bilimden güç alarak gerçekleştirdi.

Bilimle uğraşmak asla tek başına yanlış değildir. Ancak gerçek ilahı tanıyıp O’na yöneldikten sonra bilimle uğraşan kişi bilimi asla putlaştırmaz, bilimi mutlak kriter yapmaz ve bilimin alanı olmayan şeyleri yok sayıp inkar etmez. Günümüzde bilim, seküler ve materyalist düşüncenin hakimiyeti altında olduğu için sekülerizme ve materyalizme hizmet etmektedir. Oysa aslında muvahhid ve mü’min bir kişi iman ferasetiyle bilime bakarak, onun Yüce Rabbimizin gücünü, kudretini, sanatını, eşsizliğini ortaya koyan müthiş bir imkan olarak görür. Bilimsel keşifler, Rabbimizin aslında koyduğu ölçüyü bize tanıtmaktadır. Eski insanların güneşe karşı düştüğü duruma bugünkü insanlar da bilime karşı düşmektedir. Bizim altını çizdiğimiz nokta şudur, güneşe değil onu yaratana secde et, bilime değil, bilimin laboratuvarı olan tabiatı ve onunla uğraşan beyni yaratan Yüce Allah’a secde et. Güneş nesnedir, iradesizdir. Bilim ve bilim adamları da gücü her şeye yeten değildir. Kalbini önce Yüce yaratıcıya bağla ve O’nun adıyla oku, O’nun adıyla laboratuvara gir, O’nun adını ve şanını yücelt. Mülhid ve inkarcı değil, Mü’min ve muvahhid ol. Çünkü inansan da inanmasan da senden de hesap sorulacaktır. Vesselam.

Mustafa TOSUN
Mail Adresim: tosun.mustafa16@gmail.com
Görüş ve yorumlarınız bize fayda sağlayacaktır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: