DENEMELERTÜRKİYE GÜNDEMİ

‘Suriyeliler’ Kelimesini Duyduğumuz An Aklımıza Gelecek İkinci Kelime

Suriyelilerle ilgili bir konu açıldığı zaman aklınıza gelecek ikinci kelime Çanakkale olmalı. Hamalı, Humuslu, İdlibli Çanakkale şehitleri ve daha ümmet coğrafyasının birçok yerinden gelenlerin şehit düştüğü yer. Tarihsel aklımızın dumura uğramasına izin vermemeliyiz. Tarihi 1919’dan başlatma yanılgısı insanlığımıza gölge düşürmemeli. Nahnu İhvatun-Em Bırane-Bizler Kardeşiz gerçeğini unutmamalıyız. Yüzyıllar boyu süregelmiş siyasal, sosyal, ekonomik, askeri birliğimiz. Bunu nasıl gözardı ederiz? En önemlisi de İslam kardeşliği. Yani ilahi sorumluluk.

Aramıza çizilen 100 yıllık parantezin büyüsüne kapılıp sanki bir uzaylıdan bahsediliyormuş gibi yahut köle ve cariyeden bahsediyormuş gibi bir gaflet havasına girmeyelim. Onlar bizim kardeşlerimiz. İki ülkenin sınırlarında yaşayanların içinde birbirleri ile akraba olanlar var. 100 yıl önce hepimiz aynı imparatorluğun tebası idik. Yani okullarda o kadar tarih dersi veriliyor bari bugünlerde bu işe yarasın. Ama maalesef öğretilen tarih ve öğretme yöntemi bireye günlük hayatında bir fikre bir çıkarsamaya yol açmıyor. Oysaki tarihin en önemli kavramlarından biri de göçtür. Bazıları o kadar an’a boğulmuş ki ne tarihten haberi var, ne Suriye’de olup bitenden haberi var, ama bol bol keseden atıp tutuyor. Bu gibi konformist ve şuursuz tipler maalesef en önemli konularda fikir beyan etmekten de geri durmuyor. Hiçbir tarih ve inanç şuurun yoksa bile “empati” de mi yapamıyorsun sevgili kardeşim. Bombalar üzerine düşerse sende kaçarsın kardeşim sende. İstersen bir kere git İdlib’e empati yapamıyorsan.

Maalesef 90 yıldır etkisiyle asimile edildiğimiz sistem içerisinde mülkün Allah’a ait olduğu hakikati unutuldu ve ilk neslin ensar-muhacir kardeşliği unutuldu. Toplumun önemli bir kesimi bu gerçeği unutmuş değil ama göze çarpacak bir kesimi de unutmuş, farklı bir yaratığa dönüşmüş adeta. Merhamet hissinden yoksun. İnfak bilincinden yoksun. Tek bilinçli olduğu konu ırkçılık. O da hastalık zaten bilinç değil.

Ümmet şuurunda olan bir Müslüman bırakın Suriyelileri kucak açmayı, yıllarca onların çektiği sıkıntıları zaten bilir. Hama’da yaşanan katliamları bilir. Muhaberat denen istihbarat gücünün halkın nerdeyse nefesine ortak olacak kadar yakın olup takip ettiğini bilir. Suriyeli kardeşlerimiz özgür bir şekilde yaşamıyorlardı zaten. Esed hanedanına karşı bir itirazın olmayacak, bir muhalefetin olmayacak, esed rejimine karşı minik bir ifaden akıbetinin belirsiz olacağı bir sürece koyuyor seni. İhvan’ın i’sini ağzına alan kişiler yıllarca hapis yattı. Kürtlere yapılanlar apayrı bir tecrit ve zulümdü. Kürtler İslami şuurdan yoksun bırakılıp PYD örgütünün ideolojik zehirlemesine izin verildi. Yani ne olur bir Suriyeli kardeşini görüp sorsan, “Kardeş Suriye’de hayat nasıldı? Esed nasıldı?” Bir avuç Nusayri azınlığı zulüm ile ülkeye hakim olmuş. Seçim falan hikaye. Nusayri olmak tek başına asla bir suç değildir. Sorun zulüm düzeni olmasıdır. Sorun hanedana dayalı diktatoryal bir düzenin olmasıdır. Sorun halkın özgürce kendini yetiştirip inancını yaşayamamasıdır. Suriyelilerin ekmeği, un’u, elektriği, tuzu bedavaya yakın ücrete alması özgürlük açığını kapatmıyor maalesef. O nedenle patlak verdi bu olay.

Savaşın seyrini izlediğimiz zaman halkın Esed zulmüden kurtulmak istediği çok açık görülüyordu. Ama sonradan daha net anlaşıldı ki, meğer zaten devletin başında olanlar birer kukla imiş. Halkın bağrından çıkan bir yönetim değilmiş. 50 yıldır baba-oğul hanedanı yönetiyor ve gerçek bir denetimsel yapı yok. Özellikle şuurlu Müslüman yapıların gelişmesine zinhar izin yok. Oysa gerçek Müslümanların bir zalimin boyunduruğu altında yaşamasının onun için ne kadar zor olduğunu ancak Kur’an’ı Kerim’i bilenler ve Peygamberin yaşamını bilenler anlar.

Ülkemizde görüyoruz üzücü haberleri. Şunu da ifade edelim ki, olumsuz haberlerin dev aynasından yansıtıp ülkenin tamamına genellenmesi bir problem. Suriyeli muhacir kardeşlerimize kucak açan Anadolu halkı alnının akıyla kardeşlerine sahip çıkmıştır. Maalesef bununla da beraber Suriyelileri aşağılayan, dışlayan faşizan-ulusçu zihniyetlerin gayri insani haberlerini duyunca insanın yüreği şişiyor. İşte en son yaşayan Vail isminde bir çocuğun hali. Sakarya’da yaşanmış o menfur olay. Adana’da yaşananlar, Urfa’da yaşananlar… İmtihanını iyi veremeyen şuursuz kesimlerin bize yaşattıklarıdır bu olaylar.

Sosyolojik olarak elbette bazı uyuşmazlıklar olabilir, bu tolere edilebilir. Ama ırk ayrımı yaparak veya savaş mağduru bu kardeşlerimizi rencide edici bir şekilde aşağılayıp kalbini kırarak yahut mülk bize aitmiş gibi davranarak bu kardeşlerimize yaklaşmak başımıza gelecek olan belanın habercisidir. Bu nedenle bu tip olaylara kesinlikle itirazlarımızı yükseltmeliyiz. Asla sessiz kalmamalıyız. 90 yıllık sistemin marifetiyle asimile olup İman ve Kültür değerlerinden koparak muhacir kardeşlerini dışlayan bu zavallılara acımalıyız. Yanlış yaptıklarını hissettirmeliyiz.

Son olarak şunu ifade edeyim ki, Türkiye Cumhuriyeti devlet olarak insani yardım konusunda üzerinde düşeni yapmıştır. Hatta ben şahsi olarak şöyle düşünüyorum: Feto darbesine karşı halkın ve devletin direniş göstermesinin manevi gücü de Suriyelilere kucak açmamızdan ötürüdür. Az bir şey değil. O halde içimzideki konformist, ırk marazlı, faşist ulusalcılara itiraz seslerimizi yükseltelim. Adam olsunlar, kendilerine gelsinler. Vesselam.

Mustafa TOSUN

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: