Alanları Terk Etmeyin, Meydanları Boş Bırakmayın!

0
79

Kur’an’ın inişi sürecinde Hz. Peygambere anlatılan ilk kıssa Kalem suresinde geçen Hz. Yunus kıssasıdır. İlgili ayetlerde Allah, Hz. Peygambere Hz. Yunus gibi acele etmemesini, onun gibi kavmini terk etmemesini öğütlemekte ve Hz. Yunus’un yaşadığı pişmanlığı dile getirmektedir. Unutulmamalıdır ki Kur’an’da geçen her kıssa Hz. Peygamberin hayatından bir kesit taşır.

Hz. Peygambere ilk olarak bu kıssanın hatırlatılması manidardır. Hz. Peygamber kavmine yaptığı tebliğden dolayı dışlanmış, eziyet ve hakaretlere maruz kalmıştır. Hz. Yunus’un aklına gelen “söz dinlemeyen toplumdan, hakka gelmeyenlerden uzaklaşmak, kaçmak” fikri Hz. Peygamberin de aklına gelmiş olmalı ki bu uyarıya maruz kalmıştır. Hepimizin bu manidar kıssadan alacağı birçok ders vardır.

Hz. Yunus kavminden uzaklaşınca balığın karnında karanlıklarda kalmış ve pişmanlıklar yaşamıştı. Hz. Yunus’a bu ceza, meydanı boş bıraktığı, tebliğ alanını terk ettiği için verilmişti. Bu kıssa ile bizlere; “meydanları terk etmeyin, alanları boş bırakmayın” mesajı verilmektedir. Meydanları boş bırakmamız, alanları terk etmemiz halinde Hz. Yunus gibi karanlık bir dünyaya gömülmemiz ve pişmanlıklar yaşamamız kaçınılmaz olacaktır.

Kainat boşluk kabul etmez, onun için olmalı ki Allah bizleri başıboş bırakmamış, sorumluluklar yüklemiş, boş işlerden kaçınmamızı istemiştir. Boş bırakılan tarlaları yabani bitkiler, boş bırakılan beyni yalan yanlış düşünceler istila eder. Onun için alanları boş bırakmamalı, meydanları terk etmemeliyiz. Bu sözlerimden elbette ki dışarıda avare avare gezelim, varlığımızı fark ettirelim anlamı çıkarılmamalıdır.

Boş bıraktığımız alanları yeniden doldurmalı ve hakka şahitliğimizi her alana taşımalıyız. Bulunduğumuz her alanda, her makam ve mevkide Müslüman olduğumuz gerçeğini hatırlamalı ve ona göre davranmalıyız. Bazen alanlar fiziken değil manen terk edilir. Davayı terk etmek, davanın gerektirdiği gibi davranmamakta alanı terk etmektir. Siyasette, ekonomide, ticarette, sanayide, askeriyede, güvenlikte, eğitimde kısacası hayatın her alanında bulunduğumuz alanı kale gibi korumalı ve kulluk alanını işgal ettiğimizi unutmamalıyız. Unutulmamalıdır ki Müslüman bulunduğu her alanı güzelleştiren, farkını fark ettiren kişidir.

Hz. Yunus’un karanlıklar içinde “ben zalimlerden oldum” yakarışını yapması da manidardır. Zira cehaletle, zulümle savaşmamak, kolay olanı kaçmayı tercih etmek zulme ve cehalete meydan vermektir. Dolayısı ile zulümdür. Bu kıssadan sadece zalimin zulmünün değil mazlumun suskunluğunun ve puskunluğunun da zulüm olduğunu öğrenmekteyiz.

Hz. Yunus kavmini terk ettikten sonra kavmi imana gelmişti. Allah bu durumla bizlere; “kimin hidayete gelip gelmeyeceğini siz bilemezsiniz, size düşen tebliğde bulunmaktır, hidayete elçilik yapmaktır” mesajını vermektedir. Aynı zamanda Hz. Yunus’un kavminden uzaklaştıktan sonra kavminin imana ermesinde; “bu dava siz olmasanız da yaşar” mesajı vardır. Dolayısı ile hiçbirimiz islam davasının olmazsa olmazları değiliz aksine islam davası bizler için olmazsa olmazdır.

Hz. Yunus’un dava hayatı bizlere şartlar ne olursa olsun tebliğ etmekten, hakkı haykırmaktan, hakka şahitlik etmekten, zulme karşı durmaktan kaçınmamamız gerektiğini öğretmiştir.

Unutma kardeşim! Biz hakkı dile getirmek, mazlum halka ses olmak, adaleti tesis etmek, islam’ın güzelliklerini yaşamak ve örnek olmakla yükümlüyüz.

Unutma kardeşim! Ebu Cehillerin saltanatı ve cehalet hakikat erlerinin haykırışı ve korkusuz duruşu ile sallanacaktır.

Unutma kardeşim! Hiçbir dava zorluksuz olmaz, hiçbir hakikat saldırısız kalmaz. Dava erlerine düşen çatışmak değil çalışmaktır.

Unutma kardeşim! Sen alanları, sosyal medyayı, meydanları tevhid ile donatmazsan, konuşmaktan, tebliğde bulunmaktan kaçınırsan, korkar uzaklaşırsan buralar şeytanların istilasına maruz kalır, şirke meydan olur.

Dr. Cahit Karaalp