Zikir yaptığımız işte Allah’ı hatırlamaktır.

0
61

Zikir, Arap dilinde anmak ve hatırlamak anlamına gelir. Arap “zakara” dediği zaman, bunun anlamı “andı, hatırladı” demektir. Hatırlamak ve anmak ise anlamak için yapılır. Nitekim müzakere karşılıklı fikir alışverişi yaparak anlaşmak içindir. Öyleyse zikir bir şeyi daha iyi anlamak için onun hatra getirilmesi yani zihinde canlı tutulmasıdır. Kur’an’ın bir isminin de “Zikir” olması sürekli unutmakla malul olan insana hatırlatıcı bir nitelik arz etmesindendir. İnsan; fani olduğunu, aciz olduğunu, muhtaç olduğunu, kusurlu olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini unutur. Onun için bir hatırlatıcıya ihtiyacı vardır. İşte insanın kendisini de hatırlayarak, Rabbi’nin kudretini, rahmetini, azametini zihninde canlı tutmasına “Zikir” denir.

“Besmele” zikirlerin en güzelidir. İnsanın yaptığı işinde Rahman ve Rahim Allah’ı hatırlamasıdır zikir. Besmele, iki temel ahlaki güzellik verir. Zira besmele “Yaptığım işi Allah için yapıyorum” demektir. Bunu demek, insandaki samimiyet ruhunu uyandırır. İnsan kim olduğunu, derhal hatırlar ve o işi niçin yaptığının bilinciyle hareket eder. Bu durum aynı zamanda kişinin yaptığı ise odaklanmasına ve mesleğini coşkuyla icra etmesine sebep olur. İnsana kazandırdığı ikinci güzellik ise vefa ahlakıdır. Zira besmele “Ben bu işi Allah sayesinde yapıyorum” demektir. Zira varlığını tamamıyla Allaha borçlu olan insan yaptığı her hareketinde O’nu hatırlamalıdır.

İnsan’ın her hareketinde Rabbini hatırlaması O’nu kudretini zihninde daima diri tutmasıyla mümkündür. O durumda baktığı her yerde Allah’ın esmasını görür. Varlık anlam kazanınca hayat bereketlenir nurlanır. İnsana iki ayaklı canlı olarak değil, emanet nazarıyla bakmaya başlar insan. Hayvanlar alemi bize emanet edilmiş hilkat kardeşlerimiz olur.

Aslında mahkumlara da sürekli hatırlatırım. Suç işlemek veya haram olanı irtikap etmek çoğu kez besmelesizlikten kaynaklanır. İnsan “Rahman Rahim Allah’ın adıyla” kolay kolay zulüm irtikap etmemesi lazım gelir.

Lakin bu dediklerim adi suçlar için geçerlidir. Uydurulmuş dini öğretilerle, insanlar ne dediklerini bilmeden ve hissetmeden içlerindeki nefreti ve gayzı, kutsala fatura edebilirler. Zaten insanlık tarihinin en acı taboları da bu sebeple olur. Toplu katliamlar, soykırımlar, savaşlar zulmün envai çeşidi kutsala fatira edilerek olur. Lakin bu kimseler dillerindeki hissetmeyen bedbahtlardır. Zira zikir ve besmele, tüm insanlığın hatta varlığın hilkat kardeşimiz olduğunu hatırlatır. Zaten Kur’an’ın da vurguladığı gibi “.. fe la udvane illa alezzalimin” yani zalimlerden başka düşmanımız yoktur bizim.

Allah’ı zihninde her daim hatırlayan insandan daha huzurlu kim vardır ? O dem insan, haram olmayan hangi işle iştigal ederse etsin ben hilkat kardeşlerime bu hayat-ı dünyeviyede hizmet vermekle sorumlu Allah’ın bir kuluyum der ve aşk ve sorumluluk içinde hayatına devam eder. Madem ki herkes Allah’ın eseridir, onları yaratandan ötürü sevmek ve bağrımıza basmak gerekir. Zulme olan öfkemizin temelinde dahi şefkat, sevgi ve rikkat vardır.

Her insan yaptığı işte, besmelenin gücünü hissetmeli ve işine öyle motive olmalıdır. Zira baktığımız ve gördüğümüz her şeyde ve her yerde Allah’ın kudreti ve azameti, rahmeti ve inayeti vardır. Sözümü bir şiirimden beyitle bitireyim :

Yeryüzünde ne varsa el Vedud’un tecellisi
O’nun güzel isimleri gönlümün tek tesellisi.