Huzur zandan kaçınmakla mümkündür.

0
273

Hayata dair notlar 5 :

Delillere dayanan kesin bilgiye “yakin” denirken her hangi kesin bir delile dayanmayan bilgiye “zan” denir. İnsanoğlu’nu en çok hayatın gerçekleri değil gerçek olarak vehmettiği zanlar üzer.

Oysa ki Kur’an Hucurat 12’de“ Ey inananlar ! Zandan çok sakının !” diyerek bizi delille düşünmeye ve davranmaya davet eder. Ne ki insan, çoğu kez “zan” ile hem kendini hem çevresini üzer.

Hapishanede manevi rehber olarak çalıştığım için oradan başlıyayım. Duvarların ardında mahkumlar kendilerini hem suçlarlar hem de özgür olmadıkları için üzerler. Onları üzen aslında orda bulunmaları değil dışarda olduklarında daha mutlu ve huzurlu olacaklarını zannetmeleridir. Bu kimi zaman doğru olabilir ama her zaman değil. Ben bazı mahkumların dışarı çıktıktan bir müddet sonra intihar ettiklerini de duydum , uyuşturucu müptelası olup aşırı doz kullanmaktan hayatlarını kaybettiklerini de. Oysa ki içerde mahkum iken gayet iyilerdi. Evet zanlarımız her zaman doğru olmayabilir.

Bir başka kimse eşinden boşanmıştır veya sevdiğinden ayrılmıştır. Bunu kafasına çok takar. Zira bu takıntının sebebi beraber olsalardı daha iyi ve mutlu olacaklarını zannetmesidir. Oysa ki bu zan, her zaman doğru olmayabilir. Amerika’da aklı başında bir müslüman iş adamı bir aile kavgası neticesinde eşini öldürmüştü ve herkes bu başarılı iş adamına hayret etmişti. Zira çevresince çok saygı duyulan makul kişiliğe sahip bir kimseydi. Onun için zanlar çoğu kez insanları yanıltır.

Bizler yakınlarımız vefat ettiğinde üzülürüz ki bu normaldir. Lakin kendisini perişan edenler vardır. Onlar şayet yakınları yaşasaydı daha mutlu olacakları zanni içindedirler. Bazen öğrenciler arzu ettikleri yeri kazanamadıkları için hayıflanırlar ama nice istedikleri bölümü okuyan insanlar vardır ki işlerinde ya başarısız veya mutsuzdurlar.

İnsanlar çoğu kez kendilerine hakaret edildiğini zannettikleri için öfkelenirler. Oysa ki her zaman öyle değildir.Yıllar sonra taraflar barıştığında birbirlerini mazide yanlış anlamis olduklarını anlarlar. Kimileyin insanları, kafamızdaki gerekçelerle yargılarız. Ben vefat etmiş bir İlahiyacı profesör hocamızı çok asabi bulurdum ve öyle aydın bir insana o sinirli çıkışları ve tepkileri yakıştıramazdım. Lakin ne zaman ki ona kan kusturan bağnaz tiplerin aynısı kendime yakın bulduğum insalara karşı da yapıldığını görünce o merhum hocamızın asabi tepkilerini anlayabildim.

Sizi üzen, aslında o olgu değil zanniniz olduğunu düşünün. Zira yanlış anlamış olabileceğiniz ihtimali olmakla beraber muhatabınızın geçmişinde neler yaşadığını, niçin öyle davrandığını bilmiyorsunuz. Bazen mahkumları dinlediğimde onların işlemiş olduğu suçları meşru görmesem de içinde bulundukları ortamdan dolayı onları anlayabiliyorum. Trafikte biri arkadan korna çalşa biz öfkeleniriz. Oysa ki arkamızdaki insanın halet-i ruhiyesini, o gün neler yaşadığını, işinden kovulup kovulmadığını, eşiyle kavga edip etmediğini bilmiyoruz. Bizim o esnada öfkemizi yönetmemiz, güzel düşünmemiz ve acaba neler yaşadı da böyle davranıyor diyerek hoşgörülü olabilmemiz gerekir.

Akılcı Duygusal Davranış Terapisi Albert Ellis’in terapi yöntemidir. Ona göre insanın üzüntüden, korkudan, öfkeden kurtulmasının reçetesi olgulara değil insanın kendisine yoğunlaşarak o konudaki kanaatlerini değiştirmesidir. Bazen insanların yanlış yolda olduklarını görmek bizi üzer. Bu üzüntüden kurtulmanın yolu o konudaki kanaatimizi değiştirmektir. Mesela ben şöyle düşünüyorum. Bu kardeşimiz belki de içinde bulunduğu o ortamın doğru bir ortam olmadığını bizzat kendisi anladığında belki de o yanlışın kötülüğünü benden daha iyi tecrübe edecek. Bir yakınımızın mahkumiyet alması bizi üzebilir ama şayet o ortamda kendisini bulacak, kaybettiği kişiliğine kavuşacak ise bu durum daha çok sevineceğimiz bir şey olmalı.

O halde insan, kaybettiği şeylere üzüldüğünde şöyle demeli : “ Hiç bir şey hikmetsiz değildir. Belki de karşıma öyle bir şey çıkacak ki şimdiye kadar tüm kaybettiklerim için şükretmeme vesile olacak. İyi ki kaybetmişim diyeceğim” Ben hapishanede müslüman olmuş nice mahkumdan iyi ki hapishaneye gelmişim dedilerini çok duydum. Öyleyse huzur, kendimiz veya öteki için zannettiğimiz yargılardan yani zandan kurtulmakla mümkündür.

Bizi üzen yaşadığımız olgular değil bilakis kendi varsayımlarımız.