DENEMELER

Tasavvufun Gerçek Yüzü; Tasavvufta Dünya İnancı

Özellikle son dönemlerde sosyal medya kullanımının artması ile beraber her çeşit İslam dışı, çarpık açıklamalara kolayca ulaşabilir olduk.

Bu yazımı neredeyse herkesin bildiği Tasavvuf inancının her ne kadar İslam’ın bir parçası şeklinde gösterilmesine karşı tamamen İslam dışı bir inanış olduğunu ve İslam ile birleşen veya destekleyen tek bir yanı olmadığını ortaya koymak için kaleme aldım.

Eski çağlardan beri özellikle kendini tasavvuf inancına ait gördüğünü iddaa eden bir çok sufi rüyada peygamberi, Allah’ı gördüğünü idaa ederek belirli şeylere kutsiyet atfederek arkasına yüzlerce hatta binlerce insan toplamışlardır. Bunu yaparken ise kendini Allah’ın görevlendirdiğini ve sözde sufilerimiz uyku halindeyken veya rüyalarda kendilerine vahiy edilen hakikatleri insanlara bildirmek ile görevlendirildiklerini ifade etmişlerdir. Bu sayede kutsiyeti olmayan bir takım kitap ve bireylere kutsiyet atfetmişlerdir.

Tasavvufta Dünya İnancı

Sufiler’in dünyaya bakış açılarını incelememiz için öncelikle onların fikirlerinin yer aldığı kaynakları gözden geçirmek gerekir. Bunlardan en ünlü olanları Celalettin Rumi, İbni Arabi, Mola Camii, Ahmed Sirhindi’ye baktığımız zaman sufilerin dünyayı bir rüya olarak ele aldıklarını görürüz. Sufiler için dünya uykudur ve insanlar dünyada yaşarken bir rüyadadır. Bu mutasavvıfların yaşantılarına baktığımızda da dünyadan tamamen el ayak çekerek Allah’a yakınlaşmak adına kendilerini bir odaya kapatarak günlerce hatta aylarca çıkmayarak Allah’a kavuşmayı arzuladıkları anlatıları mevcuttur.  Oysa Kuran’a göre içinde bulunduğumuz dünya hayatı bir rüya değil bir hakikattir. Kuran’da insanın hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında Allahtan güzellik dilemesi anlatılır. Ayette sadece dünyalıklara bağlanarak sadece dünya hayatını isteyenlere karşıt hem dünya hayatında güzellikler, hem de ahiret hayatında güzellik dileyen insan kıyaslaması yapılır.

  • (Hacca has) ibadetlerinizi tamamladıktan sonra (bir zamanlar) atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir biçimde Allah’ı anın! İnsanlardan bazısı “Ey Rabbimiz! Bize vereceğini bu dünyada ver!” derler. Böylelerinin ahiret nimetlerinden nasibi yoktur. Fakat öyleleri de var ki, onlar “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik güzellik ver, ahirette de iyilik güzellik ver ve bizi ateşin azabından koru!” diye yakarırlar. ( Bakara 200 – 201 )

Kur’an insan için dengeli bir anlayış sergilemesini ister ve aşırıya gitmemesi konusunda uyarır. Dünya ve ahireti konu alan ayetlerde de ahiret ödülünün daha hayırlı olduğu vurgusunu yapar ama insanın dünyada da nimetini aramasını ister.

Gel sen Allah’ın sana verdiklerini doğru yolda harcayarak ahiret yurdunun (mutluluğunu) ara, üstelik dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana iyilikte bulunduğu gibi, sen de (başkalarına) iyilik yap ve sakın ola yeryüzünde haddi aşarak bozgunculuk edeyim deme: çünkü Allah bozguncuları asla sevmez!”

Dünyadan el ayak çekmeyi tavsiye eden tasavvuf öğretisini, çabalamayı ve çalışmayı emreden İslam dininden bir parça gibi göstermek mantıksızdır. Kuran ayetlerinde insanın nefsini tutmasını heva ve heveslerine uymamasını ister ama hiçbir ayette kendini dünyadan kopararak, elini ayağını çekerek bir odaya kapanıp kendisine eziyet çektirmesini istemez. Bunun aksine İslam inancı insanın çalışmasını, üretmesini insanlara faydalı olmasını ister. Hatta Kuran’da bir işi bitirince zaman kaybetmeden hemen diğer işe koyulması vurgusu yapılır.

  • Öyleyse bir işi bitirince diğerine giriş, ( İnşirah : 94 )

Diğer sufilere baktığımızda bir an önce dünyadan kurtulup Allah’a kavuşmayı isterler. Dünyayı bir rüya ve hemen gelip geçmesi gereken önemsiz bir hayat gibi görmek ise İslam inancına tamamen terstir.

Sufilerin ele aldığı dünyayı gereksiz görme ve dünyadan el ayak çekme görüşü İslam inancı ile tamamen taban tabana zıt bir durumdur. Tasavvuf inancında nefis yok edilmesi gerek bir unsurdur. Bunun aksine İslam’a baktığımızda insanın nefsine birçok atıf vardır hatta o kadar önemli bir unsurdur ki Kuran’da Allah tarafından nefse yemin edilir ve insanın nefis ile yaratıldığına vurgu yapılarak nefsin sınırlandırılması gerektiğine vurgu yapılır. Ama bunun aksine hiçbir şekilde nefsin yok edilmesine dair bir tek ayet bile yoktur. Nefis Allah tarafından kula yaratılışın bir gereği olarak verilmiş bir unsurdur. Kuran nefse zulmetmemesi için insanı birçok ayette uyarır ama onun yok edilmesini söylemez.

Sonuç olarak İslam’ın bir parçası olarak gösterilen tasavvuf inancı İslam ile tamamen zıttır. Tasavvuf inancının İslam dinine sokulması ile Müslümanlar tembelliğe alıştırılmış ve bunun sonucunda oturduğu yerden dua eden, salavat çeken ama iş çalışmaya gelince ben duamı ettim mantığı oluşan bir ümmet oluşturulmuştur.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Konunda hiç kaynak vermeden tasavvuf hakkında ithamlarda ve yargılamalar da bulunmuşsun. Bu sözlerinin kanıtı nedir. ? Tarikatı tasavvufu ne kadar biliyorsun da bu konu hakkında yazı yazıyorsun yargılama yapıyor ve islam dışı diyerek hüküm verebiliyorsun. ? Ya söylediklerin zannettiğin gibi değilse bir sürü insana iftira atmış olmaz mısın.? İftira büyük günahtır. Ahirette hesabı ağırdır.

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı
%d blogcu bunu beğendi: