İslam ve Modern Bilim | Çeviri

0
614

Shahbaz Khan 01/09/2017

Einstein, Newton ve Galilei; herhangi bir Amerikan bilim sınıfı öğrencisine sorduğunuzda kesinlikle bu isimlerden en az ikisini bilir. Neden bilmesinler ki? Üç isim de modern bilime büyük katkılarda bulundu. Üçünün de çevremizdeki dünyayı anlamak için hala kullandığımız teorileşmiş kavramları ve fikirleri var. Üçü de beyaz.

Tamamı olmasa bile modern bilimsel kanunların büyük çoğunluğunun, beyaz adamın araştırma ve yayınlarının sonucu olduğu kolaylıkla düşünülebilir.

Öğrendiğimiz her şey beyaz adamın hayatı ve mirası olduğu için, dolaylı olarak tarihte bütün önemli figürlerin beyazlardan olduğu öğretildi bize. Bunu, diğer kültürlerin geri ve ötekileştirilmiş olarak hor görülmesiyle birleştirdiğinizde beyaz milliyetçilik ve beyaz üstünlük için sağlam bir temel elde etmiş olursunuz.

İslamî kültürde de, bu konuda meraklı öğrenciler kendilerini üniversite düzeyinde bile entelektüel olarak kısır bir ortamda bulacaklardır.

Washington Üniversitesi Tarih Bölümünde doçent olan Joel Walker’a göre: “İslam Bilim Tarihi alanında gerçek bir uzmanımızın olmayışı, kampüsteki kaynaklarımız açısından acı bir boşluk. İslami entellektüel tarih, İslam medeniyetinin bir parçası olarak öğretilir, ancak çoğu zaman Batı geleneğindeki gibi derin bir uzmanlığa sahip değiliz”.

Bağdat

Bu makale öncelikle İslam toplumunun bilime olan katkılarına odaklanmaktadır ancak bu katkıların -bilimde her zaman olduğu gibi- başka kültürler tarafından yapılan çalışmalar olmaksızın yaygınlaşamayacağını belirtmek gerekir. Matematikte yedili Romen rakamının yerini alan onlu Arap rakamı sistemi, Hint rakamlarından türetilmiştir. Bu kültürler arası iletişim, Abbasi Halifeliği’nin başkenti Bağdat’ta, İslami Altın Çağ’da (7. yüzyıl ortasından 13. yüzyıla kadar) zirveye ulaştı.

Walker’a göre, İslam’ın bilime yaptığı katkıların önemli bir kısmı yerli Arap’lardan değil, ikinci dili Arapça olan çeşitli dini ve etnik kökenden gelen göçmenlerden geliyordu. Bu makalede ele alınan yenilikçilerin ve ilerlemelerin birçoğunun kökeni, halifelerin de bilimsel gelişmeleri desteklediği Abbasi dönemi Bağdat’ına kadar götürebilir.

Harezmi ve Cebirin Yeniden Doğuşu

Muhammed İbn Musa el-Harezmi olarak bilinen İranlı bir adam 820’li yıllarda, “El’Kitab’ül-Muhtasar fî Hisâb’il-Cebri ve’l-Mukabele – Cebir ve Eşitlik Üzerine Özet Kitap” adlı eseri yayınladı. Kitap, altı temel denklemi çözmek için sayısız yöntem içeren ikinci dereceden denklemler hakkındaydı. Kitap negatif sayıları göz ardı etse de, modern matematik tarihçileri Harezmi’nin kitabını modern cebir için bir fırlatma rampası olarak niteliyor.

Harezmi, birçok bilgi ve beceriye sahip bilge bir insandı. Bugün Batı Özbekistan’da kalan Harezm’de doğan El-Harezmi, 9. yüzyilda hayatının ve kariyerinin çoğunu geçireceği Bağdat’a taşındı. “Cebir ve Eşitlik Üzerine Özet Kitap” adlı eserinden sonra 825 yılında, “Hint Hesabı Üzerine” adlı kitabı yazdı ki Hint rakamlarının daha sonra Arap rakamı olarak kullanımına popülerlik kazandırdığı değerlendirilir.
(Çevirmenin notu: Bugün Latin rakamı olarak kullanılan rakamlar aslen Arap numerik sistemi olup, Arap dünyasının kullandığı rakamlar ise aslen Hint rakamlarıdır)

Harezmi, matematiğe ek olarak coğrafya, haritacılık ve astronomiye de büyük katkıda bulunmuştur.

El-Sufi ve Astronominin Gizli Kökeni

Altair, Deneb ve Betelgeuse (İkizlerevi) gibi yıldızların isimleri, diğer birçok astronomik terim gibi, orijinal Arapça isimlerinin latinleşmiş halidir. Müslümanlar her zaman gece gökyüzünü büyük bir titizlikle gözlemlemişlerdir. Güneş tabanlı Gregoryen takviminden farklı olarak, İslami takvim ay temellidir. Tüm İslami tatiller ve olaylar, Ay’ın ve Dünya çevresindeki yörüngesinin safhaları dikkate alınarak belirlenir. Bu nedenle Gregoryen takvimin 365 günlük yılı yerine İslami takvimde 354 gün yer alır.

964 yılı civarında İranlı astronom Abdurrahman el-Sufi, “Kitab Suvar el-Kavakib- Sabit Yıldızların Kitabı” nı yayınladı. El-Sufi’nin kitabı Batlamyus’un 48 takımyıldızı hakkındaki çalışmalarının derlenmiş ve düzeltilmiş halini oluşturmaktadır. Kitap takımyıldızlarının gece gökyüzünde nasıl ortaya çıktığı, gökkürenin dışında nasıl oluştukları ve her bir takımyıldızında yer alan her bir yıldızın isimlerini, yerlerini, renklerini ve büyüklüklerini listeleyen çizimleri de içeriyordu.

El-Sufi’nin kitabı, İslam dünyasının astronomi alanında çalışmasının temelini oluşturdu, birçok dile çevrildi ve sonunda Avrupa’ya ulaşmadan önce bütün İslam dünyasına yayıldı. El-Sufi’nin ekliptik (Güneş’ in gökyüzünde yıllık görünür hareketinin oluşturduğu çember) hesaplamaları, İslami astronomların evrenin jeo-perspektif görünümünü sorgulamalarına neden oldu. Onların çalışmaları, nihayetinde Kopernik tarafından 16. yüzyılda evrenin heliosentrik modelini oluşturmak için kullanıldı.

El-Sufi’nin kitabının İngilizce çevirisi hiç yapılmadı, ancak 2012’den itibaren, James Cook Üniversitesi profesörü İhsan Hafez bu konuda çalışmalara başladı. Kitabın bir elyazması versiyonu Kongre Kütüphanesinde korunmaktadır.

İbn-i Heysem ve Optik Alanındaki Görüşleri

Belki de bu makalede değineceğimiz bilim adamlarının en ileri görüşlüsü olan İbn-i Heysem de, 10. yüzyılda Kahire’deki Fatimi yönetiminde yaşamış Arap-Müslüman bir bilim adamıydı. Birçokları tarafından ilk teorik fizikçiler arasında olduğu kabul edilen İbn-i Heysem’in bilimsel yöntemi, Avrupa Rönesansı bilim adamlarına yaklaşık 200 yıl boyunca öncülük etmiştir. Bir matematikçi, filozof ve astronom olan Heysem’in en önemli ve kalıcı mirası “Kitab el-Manazir – Optik Kitabı”, 1011-1021’den yayımlanan yedi ciltlik bir eser.

Heysem, zamanının en yaygın olan emisyon temelli “görüş” teorisine karşı çıkmıştı. Bu teoriye göre gözlerden yayılan radyasyon insanların renk, derinlik, boyut ve şekil algılamasına izin veriyordu. Aynalar, mercekler, kırılma ve yansıma ile bir dizi optik deney yaparak, Heysem “görme” ile ilgili şu anki anlayışımıza çok daha yakın bir sonuca varmıştır. Heysem, nesnenin; gözle görüntünün netleşmesi için diğerlerine egemen olan dik yönden gelen ışıkla, yüzeydeki tüm yönlerden ışık yaydığını öne sürdü.

(Çevirmenin notu: İbn-i Heysem gözün kısımlarını şöyle adlandırmıştır: “El-sebakiye” (retina), “el-kurniye” (kornea), “el-sa’il el-ma’i” (göz sıvısı), “el-sa’il el-zucaci” (ing. “vitreous humor”; gözün retinayla çevrili boşluğunu dolduran pelte koyuluğundaki saydam ve renksiz sıvı)

Görme konusunda İbn-i Heysem’e kadar geçerli olan kuram, Eukleides ve Batlamyus’un ortaya attıkları ve görme olayının, gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuramdı. İbn-i Heysem bu kuramı reddederek olayın bunun tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak o cismi gördüğünü ortaya attı.)

Heysem argümanını daha da güçlendirmek için, gözün anatomisini inceleyerek, yapısını üç salgısal yapı olarak belirledi: en açık sulu salgı (korneanın arkasında), merkezi kristal salgı (mercek) ve en son vitröz salgı (gözün büyük odasının içinde). Heysem’in modelinde, kristal salgı, görüntünün en önemli rolünü oynar, nesnenin görüntüsünü alır ve onu optik sinire iletir.

Heysem’in modeli kusursuz değildi. Işığın sadece dik olarak algılanabileceği fikri, imgelerin neden bulanık olarak görülmediğini tam olarak açıklayamadı. Yine de kitabı, “görüş” üzerinde zamanının en kapsamlı teorisiydi ve kısa bir süre sonra Batlamyus’un emisyon temelli kuramının yerini alarak kabul gördü. Daha sonra ise “Optik Kitabın” Latince ve İtalyanca çevirileri, Avrupa Rönesansı sırasında optik bilimlerin ilerlemesinde son derece etkili olacaktı.

Günümüz

Çoğu insan, İslam kültürünün bilime katkılarının İslami Altın Çağı’ndan sonra sona erdiğini düşünmektedir. Çoğu İslam ülkesinin, gözle görülür şekilde radikal yapıda olması hesaba katıldığında, insanların böyle düşünmesi kolay görünmektedir. Ancak İslam toplumları tek parça değildir. 1,6 milyardan fazla Müslümanın küreselleşmesiyle, İslam kültürü, Orta Doğu’nun ötesine, dünyanın çeşitli ülkelerinin dokularına katılmak üzere yayıldı.

Bugün, dünya çapında Müslüman öğrenciler bilimsel alanlarda derece yapmak için çalışıyor ve STEM [STEM; Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik)] tabanlı kariyerleri takip ediyorlar. Neden böyle olmasın? Müslüman öğrenciler de insan. Öz farkındalık olduğu sürece, etrafımızdaki dünyayı anlamak için doğuştan gelen bir istek herkeste mevcuttur. Bilim sadece kullanabileceğimiz başka bir yol, herkesin kullanabileceği.

Görsel: scienceislam.com

Kaynak: http://www.dailyuw.com/features/article_e0d6d7e2-d61f-11e6-8563-eb7004ee8ad5.html

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.