Yorum Yorar; Bakınız: Deizm

0
322

” -Olan-hakkında bir fikri bulunmayan, -olacak- hakkında bir öngörü, -olması gereken- konusunda da bir kanaat üretemez…”

Böyle demiş İhsan Fazlıoğlu hoca. Devam ettirebiliriz;

-olan hakkında bilgisi olmayanın, olan hakkında fikri olması beklenmez,

-olanla ilgili merakı olmayanın, olan hakkında bilgi sahibi olması beklenmez

-olanla bir şekilde tanışmayanın olanı merak etmesi beklenmez.

Egzajere edilmiş bir örnek üzerinden söylediklerimizi açımlamaya çalışalım.

Adama sormuşlar: At yarışı haram mıdır? Cevap vermiş: sünnettir, tavsiye edilir.

Câri olan “tümden gelim” (fıkıh usulündeki karşılığıyla -kıyas-) yöntemine göre yukarıdaki örnekte hüküm verme aşamaları şöyle gerçekleşir:

a. büyük önerme: Resulullah ata binmiş ve bunu tavsiye etmiştir. (sünnet)

b. küçük önerme: At yarışı insanların ata binmesidir.

c. hüküm: At yarışı sünnettir.

Burada hata edilen kısım tam olarak küçük önermeyle ilgilidir. “At yarışı” olarak hakkında soru sorulan şeyin insanların para yatırmak suretiyle, riziko alarak yatırdıklarından daha fazla para kazanmak umuduyla oynadıkları bir şans oyunu olduğunu bilmemek hükmü isabetsiz kılmıştır.

Hükmü veren kimsenin olaylara uygulanacak normu bilmekte bir kusuru yoktur. Yani doğrudur, ata binmek tavsiye edilmiştir. Ama kendisine sorulan hadisenin kendisini tanımakla ilgili bir kusur söz konusudur. At yarışı oynamak, ata binmekle epeyce farklı iki şeydir.

Hüküm verenin bu gâliz hatayı yapma sebebi soru sahibi insanların dilinde ihtilafsız ve basit bir anlamı olan olguya yabancı olmasıdır.

İşte isabet etmek için sadece değerleri, doğruları, kuralları değil meseleleri, olayları, dünyayı bilmek gerektiğinin bir örneği.

Bir de tarihi örnek. Muaviye ve Hz. Ali’nin savaşını sonlandıran meşhur hakem olayı. Muaviye taraftarlarının mızraklarının ucuna mushaf parçaları takip yaptıkları itiraz şuydu: aramızda Kur’an hükmetsin. Ama işin nihayetinde Kur’an canlanıp sorunun cevabını veremeyeceğinden yapılan istişarede hileyle Muaviye’nin halifeliği ilan edilmiş oldu. Şöyle formüle edelim.

a. büyük önerme: Aramızda Kur’an’la hükmedelim.

b. küçük önerme: (iştişare sonucuna göre) Kur’an’la hükmetmek üzere çalışan heyete göre Muaviye halifedir.

c. hüküm: Kur’an’a göre Muaviye halifedir.

Hz. Ali’nin “Kendisinden batıl kastedilen hak söz” diye ifade ettiği yargısal ifadenin (büyük önerme: Aramızda Kur’an’la hükmetsin) doğru olması maalesef bu hükmün doğru şekilde, doğru meseleye uygulanmasının garantisi olmamıştır.

* * *

Nasıl bir dili konuşmak için o dilin gramerini bilmek şart değilse akıl yürütmek için de akıl yürütmeye dair süreçleri/yöntemleri/bunların şekillerini bilmek şart değil. Buna göre vardığımız sonuçlar fark etmesek de bir kaç farklı şekilde gerçekleşiyor.

Mantık-dilbilim uzmanlarının tarif ettiği iki çeşit önerme var. Deskritif/betimsel/tasviri önermeler.. Normatif/yargısal önermeler. Şöyle örneklendirilmiş:

“Durumun şu anda ne olduğunu söyleyen önermelere deskriptif önermeler denir. Örneğin;

Bardağın yarısı dolu.

Çoğu bilgisayar kullanıcısı lisanssız ürün kullanmakta.

Çoğu ebeveyn çocuklarının bilgisayarda oyun oynamasından hoşnut değil.

Şu anki durumun aslında nasıl olması gerektiğini söyleyen önermeler normatif önermelerdir.

Bilgisayar kullanıcıları lisansız ürün kullanmamalı.

Kitaplardan alınan vergiler daha az olmalı.

Öğretmenler ders anlatabilme konusunda daha yetenekli olmalı.”

Deskritif önermelerin yöntemi tahmin edileceği üzere gözlem, tecrübe, nedensellik ilişkisi bağlamında “olan”la alakalı iken normatif yöntemde bir şeye inanmak, soyut bir akıl yürütmede bulunmak suretiyle “olması gereken”den bahsedilir.

Desktirif yöntem olması gerekeni bize ifade etmese de eğer doğru yapılabilirse dürüst ve cesaretli bir şekilde gerçeğe ulaşmanın yöntemidir. Olması gerekenle ilgili normatif yargının samimi/sahici ve kaliteli olması başta doğru bir “olan” üzerine kurulmasıyla mümkündür.

Dini metinlerle ve islam medeniyet tarihiyle tüm nesnelliğiyle yüzleşmek; “olan”ı ortaya koyma meselesidir. Yoksa kurguladığımız normatif dini düşünce ve ideoloji ile yaklaşarak gerçeği eğip bükmek en basit ahlaki zaaf olup bundan sonra “olması gereken” üzerine konuşmanın değeri şüphelidir.

Örneklerini birçok meselede, en çok “islam’da kadın” üzerine yorumlarda gördüğümüz üzere, dürüst bir okumayla -yani Arapça’nın-tarihin-mantık/dil bilim kurallarının yardımıyla- varacağımız bazı -işimize gelmeyen- nesnel sonuçları, yaşadığımız çağın kabulleriyle, ihtiyaca cevap versin diye “İslam’da olması gereken kadın” üzerinden yapılan çıkarsamalarla sümen altı etmek ma’kul kabul edilemez.

Ne var ki bizde “kahve köşesindeki onlarca başbakan”ın, otobüs duraklarındaki uzman kişiliklerin, Tanrı’nın iradesini gerçekleştirmeye memur türlü din adamlarının, kaza anında her tarafta bitiveren bir dolu tıp hekiminin ortak noktası “olan”la ilgili bilgiye uzak oldukları oranda “olması gereken”le ilgili fikre çok net bir şekilde sahip olabilmeleridir.

* * *

Yıl 2018, Türkiye cumhuriyeti… İslam inancının özellikle son dönemde her vesileyle biteviye yorumlandığı -daha çok yorulduğu- bir vasatta adeta ‘haddini aşan her şey zıddına inkılap eder’ tezini doğrularcasına inananların hem de imam-hatip liselerindeki genç inananların islam inancından esaslı bir kopmayla koptuğundan dem vuruluyor. Ne kadar ciddi olduğunu ilerleyen zamanlarda test edeceğimiz “deizm” gündemi can sıkıcı bir endişe olarak konuşuluyor.

Ajanslar yakın zamanda uzaya turistik gezilerin yapılacağı haberlerini geçiyor. Robotların sağlayacağı iş gücü ile bir çok insanın varlığını gereksiz kılacağının tartışılıyor. Sosyal medya denilen kendimize alternatif birer kimlik sahası oluşturduğumuz hadise hayatımıza gireli henüz on yıl kadar bir zaman geçmiş durumda. Uzmanlar yediğimiz gıdaların bizi hastalandırdığını adeta haykırıyorlar. 3. Dünya Savaşı iddiaları- küresel ısınma/yok olma iddiaları yabana atılır gibi değil.

Gerek dünyanın gerekse içinde yaşadığımız coğrafyanın hızlı bir düşünsel dönüşüm geçirdiği söyleniyor. Bütün bu süreci bütün sonuçlarıyla kestiriyor gibi ya da tarihin etkisine maruz kalmıyor edasıyla konuşmak doğru olmaz. Ama görebildiğimiz kadarıyla deizm furyası, islami ortodoksiye doğal bir tepki olarak görülebilir.

Şöyle bir misal verelim…. Ahmet başı ağrıyan kardeşine çilek yemesini tavsiye eder. Kardeşi sorar: “Baş ağrısını geçiriyor mu?” Cevap şöyledir : “Geçirmiyor ama tadı güzel”

-Tartışılan fetvalarıyla- temsil makamında oturan kimselerin yaklaşımlarındaki asıl motivasyonun temel kaynaklara olan ölümüne sadakat olduğu görünüyor. Öyle ki adeta bu sadakati ilan etmek adına hükümlerde bulunuyorlar. Böyleyken dinin -özel anlamıyla fıkhın- “çözüm üretme” hüviyeti rafa kaldırılmış görünüyor. Oysa hayatın-olan bitenin aciliyeti nazar-ı dikkate alındığında “tadı güzel” de olsa mesele çözmeyen aksine mesele çıkaran yaklaşımlar kendiliğinden yokluğa mahkum ediliyor.

Bahşedilen eşsiz kabiliyetler vasıtasıyla insan, tarih, toplum, tabiat, kozmos okumaları yapmak yerine, yapılan şerhe yapılan şerhe şerh yapma mesabesinde zamandan soyutlanmış yargılarda bulunmak: tadı güzel ama baş ağrısına iyi gelmiyor. Ya “olan”ın bir hayli uzağında olduğumuzdan “olması gereken”e ilişkin teklifler anlamsız ya da teklifler anlamsız olduğundan “olan”ın uzağına savruluyor.

Piaget’in gelişim kuramında şöyle bir tanım mevcut:

“Naif idealizm: Ergenler ideal bir dünya tasarlayıp gerçek dünyayla ideal dünyayı karşılaştırırlar. Gerçek dünya ideal dünya karşısında sönük kalmaktadır. Bu nedenle ergenlerin gerçek dünyadan hoşnutsuzlukları çok yüksek olur ve dünyayı değiştirmeye karar verirler. Politik ya da dini bir örgüte katılan bir ergen ait olduğu grubun fikirlerini öylesine yüceltir ki böylelikle dünyadaki tüm kötülüklerin son bulacağını düşünebilir.”

Netice itibariyle herhalde birçok büyüğün kabul edeceği şekilde -evet- günümüzde gençler patavatsız, bağsız, sükûnetsiz, hercai ama yetişkinlere göre daha doğrucu, daha samimi, daha cesaretli. -Evet- naif bir idealizm esasında ergenlere yakışır ama bugün onları değersiz bir yaşam felsefesine sürükleyen şey belki de büyüklerinin çoğu zaman ergence tutulduğu “naif idealizm”in verili dünya gerçekleriyle olan büyük çelişkisi, bu çelişkinin yorgunluğu… Aynı şekilde en romantik dönem olarak kabul edilen, inançların en güçlü hissedildiği gençlik için deizmin erken ve düşünsel olmaktan çok duygusal bir yönelim olduğu söylenebilir.

Yorum yorar. Nihayet deizm, hiç alakası yokken hayatta karşımıza çıkan her meselede bir de düşük bir kalitede ve de hoyrat/içtensiz bir üslupla yapılan dini yorumlarla dinin yorulmasının tabii bir sonucu gibi görünmektedir. Bahsettiğimiz çelişkilerin, dini yorum malzemesi olmaktan çok yaşanan bir olgu olduğu sahici zemine taşıyan gelişmelere vesile olmasını umarız.

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.