Sessiz Gündem: YEMEN – 2

0
365

Yemen dosyamızın ikinci kısmını oluşturan bu yazımızda Zeydilik, Husiler, Yemen’in sürekli sorunları ve neden paylaşılamadığı konularına değineceğiz.

Zeydilik
Yemen’deki Müslüman nüfusun yarıya yakınını Zeydi mezhebi mensupları oluşturmaktadır. Zeydîlik Şii mezhebinin üç kolundan birisidir. Bu kollar temelde Hz. Ali’den sonra gelen imamların durumu hakkında düşülen ayrılık sonucu oluşmuştur. Bunlardan on iki imamı benimseyenlere İmamiye (İsna aşeriye), yedi imamı benimseyenlere ise İsmailliye denilmektedir. Zeydiler ise dördüncü imamdan sonra (Ali, Hasan, Hüseyin ve Ali) imametin Muhammed el Bakır’a değil, 740 yıllarında Emevilerle savaşırken şehit düşen kardeşi Zeyd bin Ali’ye geçtiğini iddia ederek, diğer Şii guruplardan farklılaşmışlardır.

Zeydilik ilk olarak Hz. Ali’nin bir müddet yaşadığı Kufe’de ortaya çıkmıştır. Zeydiler başlattıkları iktidar mücadelesinde başarılı olamayınca nüfuz boşluğu bulunan Taberistan (Hazar Denizinin güneyi) ve Yemen’de hâkimiyet kurdular. 900’lerin başında İmam Hadî Yahya b. Hüseyin, Yemen’de Zeydi hâkimiyetini sağlamıştır. Dağlık ve siyasi otoriteden uzakta “Yukarı Yemen” olarak bilinen bölgedeki kabileler arasında ilgi gören bu yeni inanç biçimi aynı zamanda onlara siyasi bir birliktelik de sağladığı için hızla taraftar bulmuştur. Yemen’de hükmeden Emevi, Abbasi, Eyyübi ve Memlük idareleri, bu mezhep mensuplarının direnci ile karşılaşmıştır.

Osmanlı idarecileri de sık sık Zeydi kabileler ile mücadele etmiş ve uzun yıllar Zeydileri kontrol etmeyi başararak en azından şehirlere uzanan idarelerine son vermiştir. Onlar da sistemden uzak kalmak için erişilmez dağlık alanları mekân tutmuşlardır. Fırsat bulduklarında Osmanlı idare merkezlerine karşı savaş açmaktaydılar. 1635 yılında Kuzey Yemen’deki Zeydîlerin kısmen diğer Yemenliler ile de yaptıkları ittifaklarla Osmanlı kuvvetlerine karşı galibiyetler elde etmesi Zeydi İmamlığını yeniden güçlendirdi. Bu süreçte bölgede idareyi doğrudan yürütmenin mümkün olmadığını gören Osmanlı Devleti de geri çekilerek, vassal bir yönetim tarzını benimsedi.

Zeydilik Şii doktrinine dâhil edilse de, pek çok yönü bakımından Sünni itikadına daha yakındır (Hz. Ali’den önceki halifelere karşı tutumları daha olumludur). Bu nedenle, Kuzey Yemen’de 1962’deki darbe ile başlayan süreçteki problemlerin temelde mezhep farklılığından kaynaklandığı söylenemez.

Husiler
Yemenin kuzeyindeki Sa’da bölgesi kadim Zeydi yurdudur. Ortaçağda İran taraflarında tutunamayan Zeydi imamlar ilk defa buraya gelerek hâkimiyet tesis etmişlerdir. 15’ten fazla Zeydi imamın mezarı bu bölgededir. Bu yüzden tarih içinde Zeydiliğin yurdu veya dayandığı bölge hep Sa’da olmuştur. Modern tarihin son Zeydi İmamı da Cumhuriyetçiler tarafından 1962 yılında bir darbe ile indirilince bu bölgeye kaçarak iddiasını sürdürür. Son Zeydi İmamı Muhammed el-Bedr buraya sığındığında ve Sana’ya karşı savaşmak için müttefik kabilelere ihtiyaç duyduğunda burada Husi ailesinden yardım alır. Böylece Husiler siyaset ile tanışmış olurlar. Yani Husiler, Yemenin Eski Zeydi kabilelerinden olup buraya dışarıdan gelmemişlerdir.

İmam Bedr, uzun yıllar süren isyan ve iç savaşta bu gurubun şeyhi olan Hasan el Husi’nin ciddi yardımlarını alırken ileride oluşacak yapıda kendilerine geniş haklar tanıyacağını da vadetmişti. Nitekim bölgeye sevk edilen Mısır askerlerine bunlara dayanarak karşı gelmişti. İronik bir biçimde, bugünkü manzaranın aksine İmam Bedr ve dolayısıyla Husiler, o zaman hem Suudi Arabistan’dan ve hem de Mısır’ın baş düşmanı İsrail’den yardım alıyorlardı. İddialara göre İran’dan finans ve silah desteği alan günümüzdeki Husilerin bunu ne kadar bildikleri meçhul ama babalarının uzun yıllar Mısır kuvvetlerine karşı -özellikle 1964-1966 yılları arasında- bu yardımlar ile savaştığını tarih kaydetmiştir. Kuzey Yemen’deki iç savaşta Mısır, Cumhuriyetçileri desteklerken Suudi Arabistan da Zeydi kabilelere yardım etmişti. 1967 yılındaki Arap-İsrail Savaşı’ndan yenik çıkan Mısır, Kuzey Yemen’de Cumhuriyetçilere olan desteğini devam ettiremeyince, Cumhuriyetçiler İmameti savunan gruplarla iktidarın paylaşımı konusunda anlaşmayı tercih ettiler.

Geleneksel Zeydi anlayışına sahip iken, zaman içinde Yemen merkezi idaresinin kendilerine uyguladığı izolasyon veya görmemezlikten gelme siyaseti Husileri İran’dan destek almaya itmiş olabilir. Doğal olarak bu süreç, onların Zeydi anlayıştan İran’daki İmamiye anlayışına yaklaştıkları iddialarını da beraberinde getirmiştir. Her ne kadar kendileri bu iddiayı reddetseler de İran ile olan ilişkilerini reddetmemektedirler. Tıpkı İran’ın Ortadoğu’daki diğer Şii guruplar ile olan ilişkileri gibi bunlar ile de ilişki içinde olduğu bir gerçektir. Ancak bu ilişkinin Husilerin inanç dünyalarından ziyade siyasi talepleri üzerine yansımış olması daha muhtemeldir.

Husiler, Zeydi âlim Bedreddin Emiruddin el Husi’nin öğretisine dayanmakta olup, Zeydilerin içinde bir dini ekol oluşturmuşlardır. Bu hareket, 1986 yılında Sa’da’da “Gençler Birliği” adı ile bir eğitim kurumu kurarak, Şeyh Bedreddin’in fikirlerini öğretmeye başlamıştır. Yemen’de siyasi hayatın kısmen başlaması ve partileşme sürecinde bu hareket de Şeyh Bedreddin’i parlamentoya göndermek için “Hak Partisi” altında örgütlenmiştir. Dolayısıyla artık kabilevi bir birlikten çok dini-siyasi bir harekete dönüşmüştür. Esasında “Husiler” olarak isimlendirilmeleri bu tarihten sonradır. Ancak kısa sürede hareketin içinde bazı dini içtihatlar yüzünden ihtilaflar çıkmış ve özellikle oğul Hüseyin El-Husi’nin partiden ayrılmasını sağlayacak baskılar yapılmıştır. Neticede Hüseyin’in burada gördüğü baskılardan kaçarak bir süre İran’a gittiği rivayet edilir. Döndükten sonra Hüseyin “Mümin Gençlik” adı ile yeni bir hareket başlatmıştır.

Washington ile Salih hükümeti arasında artan işbirliğinden rahatsız olan radikal grupların yanı sıra, Husiler de ikili ilişkilerden rahatsız olduklarını ifade etmeye başladılar. ABD ile ilişkiler, 11 Eylül sonrası “teröre karşı savaş” konusunda ortaklığa terfi edince, Sa’da’da ABD, İsrail ve Suudi Arabistan aleyhinde sloganlar atan kalabalıklar sık sık görülmeye başlandı. Gösterilerinin amacı Filistin’de devam eden İkinci İntifada’ya rağmen San’a’nın Washington’la olan sıkı ilişkilerini protesto etmekti. Salih hükümeti, yaygınlaşan gösterilerden sorumlu tuttuğu Hüseyin el-Husi’yi gösterileri sonlandırması için uyardıysa da, mitingler artmaya devam etmiştir. Tırmanan gerginliğe paralel, gösterilere katılan kişiler tutuklanmaya başlamış ve 2004 yılında Yemen ordusu ile kendilerine “Ensarullah” diyen Husi militanları arasında çatışmalar baş göstermiştir. Aynı yıl içindeki çatışmalarda Husi hareketinin lideri Şeyh Hüseyin’in öldürülmesi, beklenildiğinin aksine Husiler’in silah bırakmasını sağlamamıştır.

Sa’dah’taki Zeydi nüfusun Amerika ile artan işbirliğine muhalefet etmesi, ülke genelindeki İsrail karşıtlığının doğal bir yansıması olsa da, Suudi Arabistan’la olan ilişkilere yapılan muhalefetin altında yatan sebep farklıdır. Yemen ekonomisinin petrolden sonra en büyük kaynağı haline gelen dış yardımların önemli bir kısmını karşılayan Riyad’ın Şiilere yönelik tutumu, San’a’nın Zeydiler’e karşı tutumunu etkilemektedir. Suudi Arabistan, kendi sınırları içindeki Şii nüfusa da tesir edebilecek, muhtemel bir Şii hareketinin, krallık rejiminin geleceğini tehlikeye düşürebileceği endişesiyle, Husiler’in nüfuzunun artmasını istememektedir.

Lübnan’daki Şii nüfusun, Hizbullah’ın bu ülkede etkisinin artmasıyla giderek İran Şiiliği’ne yaklaşması, Yemen’in kuzeyinde de benzer bir değişimin olabileceği korkularını artırmaktadır. Nitekim Sa’da’daki Şiiliği korumak amacıyla açılan okullarda Hasan Nasrallah gibi Şii liderlerin videolarının izletildiği söylentileri ve Genç İnananlar Hareketi’nin, İsrail aleyhindeki tutumunun İran’ınkine benzemesi bu endişeleri güçlendirmiştir. Yemen Devlet Başkanı Abdullah Salih, henüz ispatlanmamış olsa da, Husiler’in Tahran tarafından desteklediklerini iddia etmektedir.

Husiler ise Salih iktidarının Suudi Arabistan ile Yemen’de Selefi-Vahhabi doktrininin yayılması için işbirliği yaptığını iddia etmektedir. Yemen’deki dini okulların büyük bir çoğunluğunun finansmanının Riyad tarafından karşılandığı ve Yemen’in Suudi Arabistan’dan aldığı dış yardımın miktarı hatırlanırsa, Husiler’in iddialarının mesnetsiz olmadığı anlaşılabilmektedir. Husiler, devam eden çatışmalarda kendilerini Yemen ordusuna karşı savunduklarını ve Salih iktidarı tarafından Zeydiler’e uygulanan ayrımcılığın bitmesi için mücadele ettiklerini söylemektedirler.

Özetle, Husi meselesi, Yemen’in iç siyaseti bağlamında bir mezhep çatışmasından çok, Salih iktidarının ekonomik çıkarlardan hareketle Zeydi nüfus üzerinde kurduğu baskıdan dolayı bugünkü boyutlarına varmıştır. Kendisi de Zeydi olan Salih’in, ülkesinin kuzeyinde etkisi artan bir Şii hareketine yönelik sürdürdüğü savaşın hedefi; Zeydiler’in iç siyasetteki nüfuzunu azaltmaktan ziyade, San’a’nın müttefikleri ile olan ilişkilerine vereceği zararı önlemektir.

Sorunun Selefilik ve Zeydilik arasındaki bir mezhep mücadelesine bürünmesi de Suudi Arabistan’ın kaygıları ile doğru orantılı gelişmiştir. Husiler, 2004-2009 yıllarında aralarındaki ihtilaflardan dolayı birbirleri ile de savaşmışlardır. Burada Yemen’in birliği için en büyük tehdit; Salih iktidarının ekonomide dışa bağımlılığının yan etkilerini içeride otoriter bir yönetimle gidermeye çalışmasıyla, ülkeyi oluşturan unsurların aidiyetlerinin zedelenmesi idi. Salih iktidarı sona erdikten sonra Husiler bir süre Salih ve yandaşları ile Hadi hükümetine ve koalisyon güçlerine karşı birlikte çatıştıktan sonra Aralık 2017’de Salih’i öldürerek bir dönemi kapatmış oldular.

Yemen’in Kronik Sorunları
Tarih boyunca çatışmaların hiç eksik olmadığı bir ülke olan Yemen’in bu çatışmaların haricinde de önemli sorunları bulunuyor. Bunları şu şekilde sıralamak mümkün:

1. Devlet geleneğinin zayıflığı ve toplumsal çatışmaların neden olduğu istikrarsızlık
Ülke mezhepsel, ideolojik ve özellikle kabilesel olarak bölünmüş olduğundan çok kolay iç çatışma ve isyan çıkmaktadır.

2. Askeri harcamaların yüksekliği ve kontrol edilemezliği

3. Yetersiz eğitim sistemi

4. Sürekli dış müdahaleler
Mısır, Suudi Arabistan, İngiltere, ABD, İran ve SSCB döneminden kalma Rusya etkisi dahi mevcuttur. Son yıllarda ise koalisyon üyesi olmasına rağmen BAE dahi kendi desteklediği Güneyli ayrılıkçı grupları koalisyon destekli Hadi hükümetine karşı çatıştırmaktadır.

5. Altyapı sorunları

6. Fakirlik-Sermayenin sadece belirli küçük bir grupta toplanması

7. Adalet, yolsuzluk

8.Somali ve diğer zayıf komşular
Göçmen akınları ve korsanlık ile terör ve diğer suç türlerinin artması

9. Susuzluk ve Kat üretimi
Su konusunda dünyada en fakir 10 ülke arasında, Ortadoğu’da ise birinci konumdadır. Başkentte dahi birçok eve on günde bir su verilebilmektedir. Geleneksel yöntemlerle sulama yapılması ve özellikle de kat üretimi, su kullanımında israfa neden olmaktadır. Suya ulaşmak içinse her yıl daha derin kuyular açılması gerekmektedir.
Kimi kaynaklara göre Yemen suyunun %40’ı, kimi kaynakalra göre ise %60’ı, suyu aşırı tüketen bir bitki olan kat üretimine harcanmaktadır. Kat, bağımlık yapan ve uyuşturucu etkisi olan bitkidir ve Yemenli erkeklerin yaklaşık %80’ni tarafından düzenli olarak kullanılır. Kadınlar arasında da oldukça yaygın olduğu bilinmektedir. Ucuz bir bitki olmadığından tıpkı sigara gibi ciddi bir ekonomik kayba neden olmaktadır. Ancak diğer tarım ürünlerinden daha çok para getirdiği için de çiftçiler tarafından tercih edilmekte ve ülke tarımını bir kısır döngü içine sokmaktadır.

10. Adının terörle anılır olması
Özellikle El-Kaide’nin varlığı nedeniyle ülke, turizm gelirlerinden mahrum kalmaktadır.

11. Göç
Ülke hem dışarıya göç vermekte hem de Somali ve Etiyopya gibi Doğu Afrika ülkelerinden kontrolsüz şekilde göç almaktadır.

NEDEN YEMEN?

Suudi Arabistan ve İran’ın uğruna savaşa girdiği Yemen’in asıl önemi, sahip olduğu Bab’ül Mendeb Boğazı.

Husiler, Arap Baharı sonrası ortaya çıkan otorite boşluğu imkânı ile 2012 yılından itibaren kurdukları bazı ittifaklar sayesinde San’a’ya kadar gelip, oradan nüfuzlarını Babulmendeb’e doğru uzatmak istediler. İşte belki de ipler burada koptu. Zira dünya petrol taşımacılığının yaklaşık %30’unun yapıldığı bir bölgeye herhangi bir gurubun hâkim olması “medeniyet”in işine gelmezdi.

Bab’ül Mendeb Boğazı, kelimenin tam anlamıyla Ortadoğu’nun can damarı. Ortadoğu petrollerinin transferi açısından stratejik bir noktada yer alan Yemen, işte bu sebeple paylaşılamıyor. Yılda 40 bine yakın geminin geçtiği Bab’ül Mendeb Boğazının yıllık 2 trilyon dolar civarında bir ticari hacmi bulunuyor.

Afrika ile Asya kıtalarını birbirinden ayıran bu boğaz dünya petrol ticaretinin göz bebekleri arasında. 32 km genişliğindeki boğaz, Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlıyor ve bu boğazı kullanan on binlerce gemi Asya’dan Afrika’ya geçebiliyor. Bu boğazı kullanmayan gemiler Ümit Burnu’nu dolaşıp 4 kat fazla mesafeyi göze almak zorunda. Boğaza, Kızıldeniz’i Süveyş Kanalı’na bağladığı için Mısır ve İsrail de önem veriyor. İran’ın Husiler aracılığıyla bu boğazı kontrolüne alması demek Ortadoğu ülkelerinin ‘boğazını’ sıkmak demek olacaktır.

Kaynaklar: Yemen Dosyası (Fakirlik Ve Terör Kıskacında Bir Ülke) BBC, Sputniknews, Stratejik ortak, Anadolu Ajansı, El-Cezire, Bilgesam , Yemen Data ProjectHaber 7

Fotoğraf: www.aljazeera.com

Serinin 1. yazısı için:

Sessiz Gündem: YEMEN – 1