Din, insanlıkla aynı yaştadır..

En ilkel çağlarda yaşayan insanların dahi kendi toplumlarında bir dinin, dini inançların, ibadethanelerin var olması dinin doğumunun insanlıktan çok da uzakta olmadığını bizlere gösterir. Yani bakıldığında dini veya dinleri olmayan, dinin kendisine ulaşmadığı tek bir ülke, tek bir devlet bile yok. Bu gerçek karşısında yerçekimi kadar kuşatıcı bir olguyla karşı karşıya olduğumuzu düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Dinin insanlıkla beraber ortaya çıkması, insanın hayat serüvenine adımını attığı ilk andan itibaren dine ihtiyacının olduğunun kanıtıdır. Çünkü görülür ki din, ilk çağlardan beri insanlara hep onların ihtiyacı olan bir şeyi sunar. İçeriği itibariyle insanın bir şekilde kendisine meyilli olduğu şeylerden bahseder. Ödül vaat eder; iyiye, doğruya, güzele yönlendirir; kendi varlığına bir anlam kazandırır. Din tarafından insana kazandırılan bu anlam insanın yaşama amacını ortaya koyar. Kendisinden çok yüce bir güce sığınma, tapınma ihtiyacını karşılar.

Dindar bir insanın hayata yaklaşımı ile din bağlarını koparan bir insanın hayata yaklaşımı da aynı değildir. Manevi yönden ruhunun sorunlarına çözüm bulamayan bir birey, tüm hayatını boşluk içinde geçirebilir. Ve inanın bu, taşınılmayacak kadar ağır bir felakettir.

Ve bugün her ne kadar sağda solda modernleşme ve sekülerleşmenin tabii bir sonucu olarak bu tanrıtanımaz inançlarla karşılaşıyor dahi olsak, bu inanç hareketleri tarih boyunca çok tutulmayan, mensubu fazla bulunmayan inanç hareketleri olarak karşımıza çıkar. İnanç diyorum, çünkü ideolojik konusunu inançsızlık üzerine kuran bu hareketler de temelinde bir inanca dayanır. Bazen inançsızlığa inanç, bazen tesadüfe inanç, bazen ise maddeye inanç..

Kısacası tarih boyunca istisnasız her insan, bir din çatısı altında kutsal ile iletişim kurmak için içlerinden gelen bir dürtünün peşinden koştular. Onları arayışa sevkeden birtakım şeyler oldu. Ve onlar da insanı sarsan bu Yaratıcı fikrinin peşinden gittiler..

İngiliz astrofizikçi Paul Davies’e göre, Büyük Patlama sırasında 1/10 üzeri 60 oranında dahi bir sapma olmamıştı. Başka bir deyişle eğer patlamanın şiddeti 1/10 üzeri 60 oranında dahi farklı bir şekilde cereyan etmiş olsaydı evren bugün algıladığımız şekliyle karşımızda olmayacaktı. Michael Poole, Paul Davies’in bu oranını somutlaştırarak şöyle bir örnek verir: “Yirmi milyar ışık yılı uzaklıktaki bir hedefe atılan kurşunun hedefi bulma olasılığı da 1/10 üzeri 60’tır.”

Paul Davies’in yaptığı bu analizden sonra 2 ayrı alıntısını vermek konuya uygun düşecektir.

1-“Fizik kanunları son derece saf bir tasarım ürünü gibi görünüyor. Evrenin bir amacı olmalı.”

2-“Bana göre bütün bunların arkasında çok güçlü bir delil var. Öyle görünüyor ki biri doğanın rakamlarını, evreni yaratmak için hassas bir ayara oturtmuş.”

Yani Büyük Patlama ile evrenin ortaya çıktığı ilk “an”a geri döndüğümüzde hassas ayarlar sonucu “oluşan” bir evreni görürüz ki, bir şey eğer oluşmuşsa onu oluşturan mutlaka bir şey vardır. İşte bu yüzden konuyla alakalı destekleyici kanıtlar bulan George Smooth “Eğer dindarsanız bu, Tanrının yüzüne bakmak gibi bir şey.” dedi. İşte bu yüzden NASA fizikçisi Robert Jastrow meseleyi “bilim adamlarının cehalet tepesini aşıp en yüksek tepeye tırmandığı ancak orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştığı” şeklinde yorumladı. Çünkü elde edilen veriler insana hayranlık verici bir düzeni gösteriyor ve açıkçası Yaratıcı fikrinden başka bir seçenek bırakmıyordu. Patlama dediğimiz kaos ortamı normal şartlarda yıkımı ve düzensizliği beraberinde getirirken nasıl olur da İlk Patlama evreni ve yaşam için uygun şartları beraberinde getirebildi?

Allan Rex Sandage’ın dediği gibi “Pek çok bilim adamını inanca kendi elleriyle yaptıkları zorluyordu.”

Düşündüğümüz zaman geçmişte dinin hakim olduğu birçok dönem olmuştu ama muhakkak bu kadar çok bilimsel kanıtın hep birden Tanrıya işaret ettiği başka bir dönem daha olmamıştı..

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.