“Sen Aydınlatırsın Geceyi”

0
500
“Yarayla alay eder yaralanmamış olan
Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden
Sen çok daha parlaksın çünkü
Sen tüm göklerdeki yıldızların ilki
Sen aydınlatırsın geceyi”
Böyle bitiyor Shakespeare şiiri. Sen aydınlatırsın geceyi…
Yazımıza konu ettiğimiz filmin ismi de bu. Gelin görün ki sinema, bu satırların yazarının ihtisası olan bir alan değil. Yine de sadece sinemasever olmam özrüme bahane kabul edilir diye umarak deneme kabilinden, bir heyecanla yazıyorum Onur Ünlü filmini.
Onur Ünlü “Güneşin Oğlu”, “Polis” filmleriyle kendine has -absürt- çizgide çıtayı yükseltmeye devam ediyor. Kendisi meşhur Leyla ile Mecnun dizisinin de yönetmeni, ekleyelim ki okuyucuyla tanışlık olsun.
Absürtlük, başka bir açıdan anti-kahramanlık unsurunun bu tonda ele alınması -nedendir bilmiyorum- Onur Ünlü yapıtlarına tuhaf bir cazibe katıyor.
Belki filmlerde gördüğümüz şey içimizdeki kahramanın istemeyerek de olsa gülümsemesine sebep oluyor. Çaktırmadan, bıyık altından… Kendisinden şakalar beklenen bir adamın şakasından daha komik olan şey, kendisinden şakalar beklenmeyen adamın komikliği, öyle değil mi? Ciddi bir bünyeden çıkan gayri-ciddilik komiktir.
Sahi biz insanlar neye güleriz? Galiba güldüğümüz şeylerin temelinde olağan dışılık var. Çelişki, beklenenin dışında hareket edilmesi… Göle maya çalınması mesela… Bebeklerin yetişkince sözleri ya da yetişkinlerin bebekçe sözleri..
İşte absürtlük sözüm ona bildiklerimizle-inandıklarımızla-düşmanlarımızla-sonsuza kadar bize ait olacağını sandığımız her şeyimizle hayata karşı rol keserken düştüğümüz komik durumu yüzümüze vurmada etkili yöntem. İnsanız, bir yumak çelişkiyiz, gülüncüz. Ağlarız gülünecek halimize.
Hoş, “Sen Aydınlatırsın Geceyi” çok fazla güldüren bir film değil. Ayrıca siyah-beyaz. Bununla birlikte bana hissettirdiği şey, filmde temelsiz kahramanlıkla dalga geçmenin pek kahramanca bir yolu bulunmuş: herkesin bir kahraman olması!
Evet, filmdeki karakterlerden her birinin farklı bir kahramanlık özelliği var. Bir tanesi dev, 4 metre boyunda. Bir tanesinin gözünden sürekli kan damlıyor. Bir tanesi duvarlardan geçiyor. Bir tanesi zamanı durdurabiliyor. Bir tanesi eliyle kurşun atabiliyor. Birisi yarı saydam. Birisi ölümsüz.
Yönetmenin kadroyla özdeşleşmesi sinerjiyi bütün yapıtlara taşıyor kanaatimce. Onur Ünlü’nün Leyla ile Mecnun’dan, Beş Kardeşler’den tanıdığımız kadrosu bu filmde de iş başında.
Onur Ünlü’nün “İtirazım var”ında ayyuka çıkan takip etmekte zorlanılacak kadar çok olay serisi bu sefer yerini sadeliğe-sessizliğe bırakmış gibi. Böylesi gerçeküstü olayların böylesi gerçekçi bir üslupla aktarılmasının absürtlüğüne diyecek yok, aşk ola.
Ölümün çığlık koparan hakikati, insanın tükenmez varlık soruları film boyunca önümüzde boy gösteren temalar. Modern zamanlara-mekanlara hasredilen depresif ruh hali, anti-depresan arayışlar yerel bir saflıkla izleyiciye sunulmuş.
Filmin esas oğlanı Cemal (Ali Atay) bir yangında ailesini kaybetmiş. Motosikletiyle ilçe sokaklarında gezinip duran bir berber çırağı. Aynı zamanda yan hakem. Hep düşünceli. Fazla düşünceli. Öyle ki düşünceleri onu derin bir durgunluğa ve sonunca intihara sürüklüyor. Yine de yerel şiveyle ifade ettiği düşünceleri pek anlamlı. “Olmasadık ya biz…” tiradı benim favorim oldu.
Esas kız Yasemin (Demet Evgar) rolü, sahiciliğin hakkını vermiş. Kasabanın bir başka yaralısı. Ve “yaralanmamış olanlar” tarafından anlaşılmaması mukadder. Esas oğlanla birlikte gerçeküstülüğü zorlayan saf bir gerçeklik üzerine, türlü hadiseler yaşarlar. Manisa şivesiyle Shakespeare şiiri hoşluğunda.. Acı ve tatlı…
İlerleyen dakikalarda ve filmin nihayetinde iyi ruhlu insanların bitmeyen çaresizliği, kötü ruhlu olanların konforlu dünyaları -vurulsalar da ölmüyorlar!- bir kötü his olarak içimize işliyor. Belki de Serkan Keskin-İsmail Abi’nin tavsiyesini dinlemek lazım: “Çok fazla kurcelemecen meseleleri, eninde sonunda ölcek olan birisin, bu dünyanın derdinin çözülmesine imkan yok”
Hasılı kelam, ben pek sevdim bu filmi. Yapacak daha iyi bir şeyi olmayana zaman ayırması tavsiye edilir. Bilerek bahsetmeyi sona bıraktığım, film boyunca sık sık çalınan, bağımlılık yapan, Arapça bir müzik,Ya Mreyte’nin linki ve Türkçe anlamı şuracıktadır:
Aynam Aynam
aynam, aynam ..
sana hikayemi anlatacağım. söylesene bana kimim ben?
ne kadar büyürsen büyü, ne kadar değişirsen değiş ;
sen bensin ben de sen.
benim gözümde zaten altı yaşındasın ah aynam.
sana hikayemi(masalımı) anlatacağım
bana onların hepsinden daha çekici (zarif) olduğumu söyle
ve daha cazibeli (nazlı) olduğumu söyle
bak bana ve gördüklerini söyle. ah, aynam..
sana hikayemi anlatacağım
söyle bana, neden saçlarım sarı değil?
veya makyajla nasıl güzelleşebilirim o çekici kıyafetlerin içinde
söyle bana kimim ben?
ne kadar büyürsen büyü, ne kadar değişirsen değiş, sen bensin ve ben de sen
benim gözümde zaten hala altı yaşındasın, ah aynam
söyle bana kimim ben..
söyle bana kimim ben
ah aynam, ah aynam, ah aynam..

Görsel: Sen aydınlatırsın geceyi film arşivinden
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.