Ben daha kaç yaşındaydım da geçirdin tankları üzerimden.

0
1178

Bir 28 şubat dönemi mağduru olarak bir de ben bakmak istedim o günlere. Ama bugünün aklıyla değil o günkü Neslihan Hümeyra’nın aklıyla.

Bu ülkede devletiyle sorun yaşamamış grup yoktur galiba. Bizde devlet olgunlaşmamış baba gibi, çocuklarıyla sürekli kavga ediyor. Onları potansiyel tehlike görüyor. O yüzden de düşmanı hiç bitmiyor. Doğum da karısını kaybeden baba gibi, hırçın ve suçlu arıyor.

Bense babasının kör baktığı kız çocuğuyum. Eğitim hayatım tam bir facia. Dindar bir aileyle, laik olduğunu iddia eden ve bunu ispatlamak için kurban arayan devletimin arasında kalmışım. Eğitim hakkı bir vatandaşın hele benim gibi daha vatandaş bile olamamış kız çocuğunun en doğal hakkı. Başörtüme siyasi simge diyorlar, iyi diyorum, öyle olsun. Bu ülkede siyaset yapmak yasak değil. Koca koca adamlar, kadınlar yakalarında siyasi parti rozetleriyle geziyorlar, sandıklar kurup oy istiyorlar. Meydanlarda birbirlerinin canına okuyorlar.

Ama ben küçücük bir kız çocuğuyum sadece okumak istiyorum. Hayallerim var, gazeteci olacağım. Hem de savaş muhabiri. 10 yaşımdan beri Mehmet Ali Birant’ın 32.gün programını izliyorum. O fon müziği damarlarımda çalıyor. Ama devletim beni istemiyor. Açsam başımı inatlaşmasam diyorum bazen, ama bu bir inat değil, gencecik bir kızın “ben böyleyim, bu benim özgür ruhum onları değiştirirsem elimde hiçbir şey kalmaz.”  Ve herkes bilir ki 18 yaşındaki insana laf anlatmak zordur. Devlet bu ülkede o yaştaki her gençle kavga etmiştir, huysuz baba gibi. Sağcısın diye, solcusun diye, dindarsın diye. Ben okumak istiyorum ama kimin kapısını çalsam, okuma diyor. Cemaatlerden bazıları “aç, oku” diyor, kaçıyorum onlardan dertlerini daha o günlerden hissediyorum. Din adına köşeleri tutmuş farklı gruplar, cemaatler var:”Kızlar başörtüsü sorunu yaşıyor, farkında mısınız” diyorum. ”Sizin evlatlarınızın orada ne işleri var” diyorlar. Eğitim sadece onların açtığı adına da “medrese” koyduğu  kurumlarda alınırmış. Ciğerimi yakıyor bunlar, kime hizmet ediyorlar anlayamıyorum.

Devletse beni hiç istemiyor. Eğitim hakkım için eylemlere katılıyorum. Trende giderken de kitap okuyorum gelirken de… Belki de o günlerden elimde tek kalan şey bu. Halkımın arasında bu sorunu dillendirmek istiyorum. Ama herkes ortak karar almış; belli, susuyorlar, ne olumlu ne olumsuz, çıt çıkmıyor. Benim halkımın en belirgin özelliğidir. Yüzlerce yıldır devletiyle yaşadığı sorunlarda susmayı tecrübe etmiştir. Bu da ayrı bir incitici durum. Nevzat Tarhan Bey’in dediği gibi “insan en çok yok sayılmayı affedemiyor.”

Bugün eline silah almış birçok grubun haklılık nedenlerini anlatanlar var. Ben acıyı anlarım ama onu çözmek için eline silah almayı ve başka bin çeşit acıya yol açmayı anlayamam.  Eğitim hayatım yandı, çalışma hayatım yandı, hayallerim yandı ama şiddete bulaşmadım. Aynı senelerde kardeşim asker oldu. İzmir Yeni Foça Jandarma komando er dediler. Az biraz askerlikle ilgili bilgisi olan ne demek istediğimi anlar. Kızlarını okula gönderemeyen ailem, oğullarını askere gönderdi. Gündüzleri benim için ağladılar, geceleri oğulları için.

Belki de devlet bizim sadece fedai olan yanımızı sevdi.

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.