Irak’lı Cemal !…

0
711

Güzel, bereketli, yağmurlu bir sabahtı. Arkadaşımla buluşmuş mükellef bir kahvaltı yapacaktık. Ne kadar canımızın çektiği yiyecek varsa aldık. Bir çay ocağına oturup sıcak pideyle çayla başladık yemeye.

Bir yerden sohbet, bir yerden kahvaltı güzel güne uyum sağlayarak geçiyordu. Kahvaltı bitmiş, son çayın verdiği zevkle yudum alırken içeri giren, simit, kelimesini bile telaffuz edemeyen küçük, daha birinci sınıfa gitmesi gereken, arkadaşlarıyla koşması, babasının, annesinin merhamet ve anlayışına sığınıp, şımarabildiği kadar şımarması, ağlaması, gülmesi gerekirken bütün bunların yerine simit satan Iraklı Cemal’le göz göze geldik. Elindeki simitler, yüzündeki o bakış, bir an beni alıp götürdü; utandım simitlerden biraz alıp hemen göndermek geldi içimden çünkü o andaki mutluluğumuzu gölgeliyordu. Aslında bu düşüncem herkesin Facebook ta, Suriyeli veya Iraklı bir çocuğu gördüğünde sayfayı hemen değiştirmesi ile aynı hareketti. Ama örnek önümde sanal değil canlıydı ona dokunabilirdim. Çay ocağındaki herkes simit almadan para verip sadaka niyetine başındaki kaza belayı def etmeye çalıştı. Simit almadan ben de mi göndersem? Ama Cemal’in bakışı “sen de mi abi “ der gibiydi. “ Ben de” demek istemedim. Kalkıp Cemal’in yanına geldim az biraz Arapça’mla adını ve memleketini sordum. Ses tonu, konuşma şekli, elinin küçüklüğü, sanki karşımda oğlum varmış gibi duygu verdi, koltuğa oturup biraz hasbihal edelim dedim.

Elini sıkı tuttuğum için kalp atışı hissediyordum. Savaşı, korkuyu, ümmetin unutmuşluğunu çok rahat hissede biliyordum avuçlarında. Daha fazla dayanamadım gözlerine bakarken. Gözlerimden süzülmeye başladı gözyaşlarım.

– Bu kadar acıyı küçük yüreğin nasıl kaldırıyor cemal?” dedim gözlerimle.
– Bir de bana sor abi, her akşam korkarak aç yatıp tekrar korkarak aç uyanmayı, dilini bile bilmediğim insanların arasında kendimi ve ailemin rızkını aramayı, neler çektiğimi bana sor abi.
– Seni anlıyorum cemal dedim.
– Abi boş ver beni, önündeki tabaklar bomboş hadi sıcak çayını yudumla gözünü kapat ben gideyim dedi.
– Cemal öyle söyleme daha fazla dayanamaz yüreğim.
– Olur mu be abi sizin yüreklerimiz ne acılara dayandı bu sözlere mi dayanmaz dedi.
– Bana çok acımasızca davranıyorsun dedim.
– Bize davranılan acımasızlığın karşısında sizinkinin lafımı olur? dedi.

Müslüman kardeşin aç ve sen toksun dedim kendime. Aklıma (Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.) ayetine muhatap olmuştum. İrkildim, bir düşümden uyandım cemal karşımdaydı hiçbir şey söylememiş, ben kendi vicdanınla konuşmuştum. Ne suçluydum ne günahkar, ne de vurdum duymazdım.

Cemal’le karşılıklı çaylarımızı içtik, çay bitince simitleri satmam gerekiyor der gibi yüzüme baktı, elini yüreğine götürüp selam edip kapıya yöneldi. Dışarıdaki yağmuru görüp simitlerini örtü, kendi Islanmasını hiçe sayarak.

Sana da selam ümmetin yetimi…

Bir Mütefekkir’in günlüğünden…

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.