BAŞ ÖRTÜSÜ ÜZERİNE

1
1268

Ülkemizde başörtüsü zulmü, başörtüsü konusunu en önemli gündemimiz yapmıştır.

Evet, bu yasak [zora] dayanmaktaydır.

Başka hiç bir dayanağı yoktu.

ANCAK BU MAKALEMİZDE ASIL KONUMUZ BU DEĞİL..

Öte yandan bir İSLAM devletinin [aslında adalet devletinin] insanlara KUR’AN’da geçiyor diye başörtüsü dayatma hakkının olup olmadığı veya başörtüsünün zamanı geçmiş tarihsel bir hüküm olup olmadığı ayrıca ele alınması gereken konulardandır …

Bu makalemizde bunlarada değinmeyeceğiz …

Zora dayanan bu yasak öyle noktalara geldi ki, malüm dayatma yetmiyormuş gibi kimileri de çıkıp [Zaten Kuran’da başörtüsü diye bir şey de yok] demeye başladı ! ..

Bu konuda aldığımız yığınla mesaj (e-mail) üzerine artık bize de yazmak şart oldu …

Önce, var mı yok mu, doğru bir şekilde anlayalım …
Öncelikle ne deniyor, serahaten ortaya koyalım …

KUR’AN’da bu konuya tekabül edebilecek birkaç kavram var.
Konuyu onlar üzerinden ele almaya çalışacağız. Bunlardan dördü;
1= Himar
2= Cilbab
3= Tebberrüc ve
4= Kavl-i ma’ruf
kavramları ile ifade edilen ve doğrudan kadınların baş ve vücut örtülerini, dışarı çıkmalarını ve konuşma tarzlarını düzenleyen ayetlerdir.

Bunlarla ilgili açıklamaları elini vicdanına koyarak ve arka planını kavrayarak okumak, ne dendiğini seraheten [apaçık bir şekilde] ortaya koyacaktır…
1- HIMAR ;

Bu kavram doğrudan kadınların [başlarını] örtmeleri ile ilgilidir.

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Görünmesi zarurî olan yerler dışında cinsel cazibelerini sergilemek için açılıp saçılmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar” [Nur suresi 24/31]

Bu tür ayetlerin o günkü Medine’de yaşanan [yürürlükteki duruma] cevap olarak geldiği unutulmamalıdır.

Demek ki o günkü toplumda;

-1- Bakışlarını sakınmayan..
-2- Irz ve namuslarını korumayan..
-3- Görünmesi zarurî olan yerler dışındaki yerlerini de cinsel cazibelerini sergilemek için açıp saçan..
-4- Başörtülerini yakalarının üzerine salmayan bir takım kadınlar vardır..

Ayet MÜMİN kadınlara bunlar gibi olmamaları çağrısında bulunuyor.

İLK ÜÇÜ ANLAŞILABİLİR OLDUĞU İÇİN BİZ DÖRDÜNCÜSÜNDEN BAŞLAYALIM

Ayette [başörtülerini] diye çevirdiğimiz [HUMURUHİNNE] kelimesi [HAMR] kökünden gelir ve tam anlamıyla [başörtüsü] manasına gelir.

KELİMENİN KÖKÜNÜ BİRAZ DEŞERSEK;

HAMR: Sözlükte [Örtmek, kapamak, mayalamak] demektir.

-Örtünmek, örtmek, kapanmak [İHTİMAR]
-karışmak, alışmak [MUHAMERE]
-mayalamak, örtmek [TAHMİR]
-mayalanmak, örtünmek, kapanmak [TAHAMMÜR]
-başı döndürüp karıştıran, aklı örten, şarap, içki [HAMR]
-baş döndüreni satan, şarapçı [HAMMAR]
-başı döndürme, aklı örtme yeri, şaraphane [HAMMARE]
-şarap rengi, koyu kırmızı [HAMRİYYUN]
-hamurun içine örtülüp karışan, maya [HAMİRA]
-mayalı, örtülü, kapalı [MAHAMMER]
-örtülmüş, mayalı, mayhoş, sarhoş [MAHMUR]
-içkinin verdiği baş ağrısı [HUMAR]
-başı beyaz koyun [MUHAMMERA MİNE’Ş ŞİYAH]
-başörtüsü, yemeni, eşarp [HIMAR]
kelimeleri bu köktendir…

Görüldüğü gibi ayette geçen başörtüsü [HIMAR] kelimesinin en önemli özelliği [BAŞ] ile ilgili olmasıdır.

NİTEKİM BU AYETLER BAŞI AÇIKLIĞIN YAYGIN OLDUĞU BİR TOPLUMA İNMİŞ DEĞİLDİR;

O günkü toplumda değil kadınlar erkekler bile, kimisi sıcaktan, kimisi Arap örfünden zaten başlarını bir şekilde örtmektedirler. Yani ERKEK-KADIN hemen hiç kimse [başı açık] dolaşmamaktadır.
SARIK KAFTAN TÜL RENKLİ BEZ vs .. başlarına bir şeyler dolayıp sararak veya alarak dışarı çıkmaktadırlar…

On bin nüfuslu MEDİNE’de yaşayan Yahudiler, Evs ve Haçreçliler, Muhacirler vs…
dışarıdan bakıldığında üstlerinde [baş]larında bir takım örtüler olan insanlardır.
Fakat özellikle kadınlarda bu örtü, örtünmek amacıyla değil, daha da çekici ve egzotik olmak amacıyla, [az aç-az kapa] tarzında olmaktadır.

PEKİ, ÖYLEYSE AYET NE DEMEKTEDİR ?..

Dikkat edilirse [Başörtüsü takın, başınızı örtün] denmiyor da [Başınıza aldığınız o örtüleri boyunlarınıza, omuzlarınızdan aşağıya da salın] deniyor. Bunun sebebi, o dönem kadınlarının başörtülerini arkadan bağlayarak, omuzlarını ve göğüslerine kadar boyunlarını açıkta bırakmalarıydı.
Böyle daha çekici olacaklarını düşünüyor olmalılar…

Buradan [Başörtüsü değil, boyun örtüsü emrediliyor] diye bir sonuç çıkarmak, işi yokuşa sürmek ve anlamamak için diretmekten başka bir şey değildir. İfade de [res/baş] kelimesi geçmiyor demek, kazakta kollar ve gövde geçmiyor, gömlekte karın geçmiyor, pantolonda ayak geçmiyor demek gibi birşey…

Çünkü KUR’AN’ın çoğu emri zaten böyledir ! ..

Yani ayetler çoğunlukla [YÜRÜRLÜKTEKİ DURUM] üzerine gelir ve onu düzene sokar.

Örneğin, [CUMA NAMAZI KILIN] demez de, [Zaten kılmakta olduğunuz o cuma namazı var ya, işte onun için çağrıldığınızda alışverişi bırakın] der.

Yine örneğin, [Namaz (salât) diye bir şey icat edin, kurban (nahr) diye bir uygulama başlatın] demez de.

[O yapılmakta olan namaz (salat), kesilmekte olan kurban (nahr) var ya, işte onu siz ALLAH için yapın] der.

Yine örneğin, [DÖRDE KADAR EVLENİN] demez de.
anlam olarak [O onar, on beşer evlenip de geçindirmek için yetimin malına el uzatmaya kalktığınız eşleriniz var ya, işte onları dörde, üçe, ikiye, hatta bire indirerek evlenin, yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız böylesi daha iyidir] der.

çünkü bilindiği üzre o günkü arap toplumu zaten çok eşliydi [değilmi]
elleriyle yaptıkları putlara kurbanlar kesiliyordu [değilmi]
yine o putların önünde secde edilip çeşitli ritüel ibadetler yapılıyordu [değilmi]

Demek ki bu tür ayetler yürürlükteki duruma müdahale etmek, yanlış taraflarını düzeltmek, ıslahat yapmak amacıyla gelmektedir. DÜZELTTİĞİ ŞEKLİYLE DE KALICI EMRE DÖNÜŞTÜRMEKTEDİR…

Başörtüsünün de böyle olduğunu düşünürsek, denmek istenen;

[O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte onları aşağıya doğru da salın, başınıza toplayıp da boynunuzu, omuzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın] demek olur…

İlginçtir, kadınların o günkü giyim tarzı bugün Fransızca’dan Türkçe’ye geçen [dekolte] kelimesi ile aynı manayı çağrıştırmaktadır…

Çünkü dekolte Fransızca’da boynu açıkta bırakan giysi [DECOLLETE] demek.
Bu sözcüğün kökü Latince’de boyun [COL,COLLUM] kelimesinden geliyor.
Türkçe’ye de geçen, boyunda taşınan [KOLİ], boyna sarılan [KAŞKOL], boyuna takılan [KOLYE] kelimeleri de bu kökten…

Anlaşılan o günkü kadınlar saçlarını arkadan bağlayacak şekilde başörtüsü ile örtüyorlar, omuzlarını, göğüslerine kadar boyun kısımlarını gayet [dekolte] bir kıyafetle açıkta bırakıyorlardı.

Bugünün tabirleri ile [derin göğüs ve sırt dekoltesi] ile dolaşıyorlardı..

İşte ayette bu tarz örtünmenin bir anlamının olmadığı beyan ediliyor…

[Örtünecekseniz doğru dürüst örtünün. O başlarınıza taktığınız başörtüsünü sırt ve göğüs dekoltenizi tamamlayan bir aksesuar olarak değil, örtünmenin mantıki sonucu olarak iyice aşağıya salın, boynunuzu, göğsünüzü, sırtınızı örtecek şekilde yakalarınızın üzerinden salın ki örtünmüş olasınız..] denmek isteniyor.

2- CİLBAB ;

Bu tabir de doğrudan kadınların [vücutlarını] örtmeleri ile ilgilidir.

[Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle; dışarı çıkarken üzerlerine örtülerini alsınlar. Tanınıp da eziyet edilmemeleri için en uygun olan budur. ALLAH çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. [Ahzap suresi 33/59]

Ayette [örtülerini] diye çevirdiğimiz [CELABİBİHİNNE] kelimesi CELB kökünden gelir ve [teşhir edip dikkat çekmek için vücudun açılmasına mani olan dış örtü] demektir.

KELİMENİN KÖKÜNÜ BİRAZ DEŞERSEK;

CELB: Sözlükte [getirmek, kazanmak, çekmek, celbetmek] demektir.

-Getirmek, celbetmek [İSTİCİLAP]
-çekici, büyüleyici, albenisi olan [CELLAP]
-ithal edilmiş, yabancı mal [CELEP]
-dürtü, münasebet, sebep olan şey [MECLEBE]
-entari, uzun gömlek, genişçe başörtüsü [CİLBAB]
-kendine doğru çekmek [CELB İLA NEFSİNİ]
-atı teşvik için haykırmak [celb alâ fersihi]
kelimeleri bu köktendir …

Görüldüğü gibi [CİLBAB], bir kadının erkekleri kendine çekmesi, celb etmesi, kışkırtması, vücut güzelliği ve cinsel cazibesi ile tesir altına almasına mani olmak için üzerine aldığı genişçe örtü demektir…

Böylece bir kadın erkekleri cinsel cazibesi veya dişiliği ile [kendine çeken] veya onları [kışkırtması ile tanınan] birisi olmaktan çıkacaktır…

İlginçtir, bugünkü İngilizce’de kadın artistler için kullanılan [ünlü, şöhret, meşhur, çekici] anlamındaki CELEBTRITY kelimesi de hem anlam hem yazılış bakımından aynı şeyi çağrıştırır.

Demek ki Müslüman kadınlara dışarı çıkarken tanınıp eziyet edilmelerine, kendilerine lâf atılmasına, peşlerine düşülmesine karşı üzerlerine örtü [CİLBAB] almaları emrediliyor.

Cinselliklerini ve vücut güzelliklerini ön plana çıkarmamaları isteniyor.

ÇÜNKÜ O GÜNKİ TOPLUMDA BUNLARI YAPAN;

yani erkekleri vücut güzelliklerini ve cinsel cazibelerini bir silah gibi kullanarak etkilemeye çalışan, onları kendine çeken, davetkar tarzda dekolte giyinen, erkeklerin başını döndürmeyi, büyülemeyi, kendine celbetmeyi [celebtrity olmayı] adeta meslek edinmiş kadınlar vardır…

İşte KUR’AN, mümin kadınlara, bunlar gibi olmamalarını, üzerlerine genişçe örtü olarak [dişiliklerini] geri planda tutup, [KİŞİLİKLERİNİ] ön plana çıkarmalarını öğütlüyor…

{İYİCE DÜŞÜNECEK OLURSAK İNSAN RUHUNU DERİNLEMESİNE BİLEN YÜCE BİR BİLGELİK KAYNAĞI İLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU APAÇIK GÖRÜYORUZ}

Erkek karakterinde varolan [BAKMAK SEYRETMEK İSTEMEK SAHİP OLMAK] karşısında, ona kendini tutmayı öğütleyerek [Bakma, olanla yetinmesini bil] diyor…

Kadın karakterinde varolan [İSTEMEK BEĞENİLMEK İLGİ ÇEKMEK ARZULANMAK KENDİNE CELBETMEK] karşısında da, ona bütün bunlara karşı kendini tutması (imsak), dışarıya çıktığında (kamusal alanlarda) çekici, kışkırtıcı, celb edici davranışlarda bulunmaması, toplumsal yaşamda kültürü ve ahlâkî meziyeti ile yer alması gerektiği hatırlatılıyor.

Yani ilahi hitap erkeğe ve kadına en zayıf oldukları yerden sesleniyor.
İnsan olmak, tam da [KENDİNİ TUTMASINI BİLMEK] ile ilgili bir şey değil midir?..

3- TEBERRÜC ;

Bu kavram da kadınların [dışarıda nasıl dolaşmaları gerektiği] ile ilgilidir.

[Evlenme arzusu kalmamış yaşlı kadınların, açılıp saçılarak dikkat çekme niyetleri olmamak şartıyla, örtünmeden dışarı çıkmalarında bir sakınca yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur. Allah her şeyi duyuyor, her şeyi biliyor. [Nur suresi 24/60]

Ayette [AÇILIP SAÇILARAK DİKKAT ÇEKMEK] diye çevirdiğimiz [muteberricat] kelimesi BURC kökündendir ve [vücudu göstermek, ortaya çıkarmak] manasına gelir.

KELİMENİN KÖKÜNÜ BİRAZ DEŞERSEK;

BURC: Sözlükte [Yükselmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak] demektir.

-Kule yapmak, burç dikmek, yüksekçe yapı kurmak [İBRAÇ]
-kale yapmak [TEBRİÇ]
-süslenip püslenmek [TEBERRÜÇ]
-kule, burç [BURC]
-yayın kulesi [BURCU’L-İRSAL]
-güvercin yuvası [BURCU’L HEMAM]
-saat kulesi [burcu’s-saa]
kelimeleri bu köktendir…

Aramice’de burgâ, Eski Yunanca’da pyrgos, Hind-Avrupa dil kökünde bhrgh yüksek yer, hisar anlamına gelir. Bugün Türkçe’ye girmiş olan burç, burgaz, burjuva, burjuvazi kelimeleri bu köktendir…

Avrupa’daki kimi şehir isimleri de bu kökten gelir; Ham-burg, Petes-burg, Stras-burg vs..
Demek bu şehirler yüksek tepelerde kurulmuş veya buralarda etrafı duvarlarla çevreli şato ve villalarda yaşayan insanlar varmış. Onun için bunlara burjuvazi, yaşadıkları şehirlere de sonu [burg] ile biten isimler konulmuş.

Bu durumda [proleter] de burçların dışında kalan, kenar mahallelerde yaşayan, yükseklere çıkamayan demek oluyor…

Yine Araplar, üzerinde örtüsü bulunmayan apaçık gemi [SEFİNETUN]
üzerine saray resimleri yapılmış çok güzel elbise [SEVBUN MUBERREC]
kendi güzelliklerini göstermesi açısından kadının saraya benzemesi [TEBERRECETİ’L MER’ETU]
kişinin sarayından çıkması [zeheret min burcia] derlerdi…

Yukarıdaki ayette yaşlı kadınların dışarı çıkarken dış elbiselerini üzerlerine almamalarında bir sakıncanın olmadığı beyan edilirken [ZİYNETLERİNİ TEBERRÜC ETTİRME DIŞINDA] ifadesinde kullanıldığı gibi, ayete geçen teberruc, saklı ve gizli tutulup gösterilmemesi gerekli olan şeyi ortaya çıkarmak anlamında kullanılıyor…

Demek ki teberruc, süslü ve ihtişamlı bir şekilde kendini gösteren saray [BURJ] gibi, veya bu saraylarda yaşayan [BURJUVA] kadınları gibi, kadının süslenip püslenerek, açılıp saçılarak kendini göstermesi, vücudunu ortaya dökmesi, açması, cinselliğini fark ettirmek istemesi manasındadır.

Türkçede [açılıp saçılmak, açık saçık giyinmek, dekolte kıyafetlerle dolaşmak] dediğimiz şeyi çağrıştırır.

4- KAVL-İ MARUF ;

Bu deyim ise kadınların [KONUŞMALARI] ile ilgilidir.

[EY PEYGAMBER eşleri! Siz kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer ALLAH’a saygınız varsa hafifmeşrep edalara bürünerek konuşmayın ki kalbinde hastalık bulunan kötü bir ümide kapılmasın. Ağırbaşlı olun, yerli yerinde konuşun. Vakarınızla evlerinizde oturun. Eski cahiliye devri kadınları gibi açılıp saçılarak ortalıkta salınmayın. Canı gönülden namaz kılın, zekat verin. ALLAH’a ve peygamberine itaat edin. EY PEYGAMBER ailesi ALLAH sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. [Ahzap suresi 33/32-33]

Ayette [AĞIR BAŞLI YERLİ YERİNDE KONUŞMAK] diye çevirdiğimiz [kavlen ma’rufa] tabiri KAVL/URF kökünden gelir ve [herkesçe iyi kabul edilen, aklı başında, yerli yerinde söz] manasına gelir.

Demek ki Hz. Rasulün eşleri üzerinden tüm müslüman hanımlara hitap olarak anlaşılması gereken bu ayetler özellikle iki konuda kadınların dikkatini çekiyor:

1- Konuşurken hafifmeşrep kadınları andırır tarzda, çekici ve davetkar bir edayla değil, ağırbaşlı, yerli yerinde, uygun bir şekilde konuşun..

2- Dışarı çıkmak gerektiğinde cahiliye kadınları gibi cinsel cazibesini sergilemek için açık saçık, dekolte kıyafetlerle değil, kendinize yaraşır tarzda örtünerek çıkın..

Öte yandan ayette geçen [VAKARINIZLA EVLERİNİZDE OTURUN] ifadesini kadınları eve hapsetmek olarak anlamamak gerekir..

Çünkü ayette [KONUŞMAYIN HEP SUSUN DEĞİL] değil, [Maruf ile (ağırbaşlı, yerli yerince) konuşun] deniyor. [DIŞARI ÇIKMAYIN HEP EVDE OTURUN] değil, [Cahiliye kadınları gibi çıkmayın] deniyor…

Görüldügü gibi hamr, cilbab, teberrüc ve kavl-i maruf kavramları çerçevesinde izah etmeye çalıştığımız ayetlerde, gayet makul bir kadın-erkek ilişkisi öngörülüyor. Burada, kadın ve erkeklerin birbirinden [KAÇMA-GÖÇME] tarzını göremeyiz…

Çünkü başörtüsü, vücudu örtme, göz hapsine alıp bakma, açılıp saçılarak cinsel cazibeyi bir silah gibi kullanma, lafla ve sözle taciz gibi KADIN-ERKEK ilişkilerini insani bir vasattan çıkarıp, cinsellik panayırına dönüştüren söz ve davranışlar men ediliyor…

Bütün bunlar kadınlarla erkekler [BİR ARADA] olacağı için vardır…

Eğer kadınlarla erkeklerin birbirini hiç görmemesi istenseydi bütün bunlara gerek olmazdı…

Bunlar, bir arada olan bir topluluğun yaşacağı sorunlardır ve onlara yönelik akla ve vicdana hitabeden düzenlemelerdir…

Bu ayetler MEDİNE’de nazil olmuştu ve her toplumda olduğu gibi o toplumda da kadınlarla erkeklerin bir arada olması kimi sorunların doğmasına neden olmaya başlamıştı.

MEDİNE’de yeni bir toplum kuruluyor ve KADIN-ERKEK ilişkileri yeniden düzenlenerek bir {ŞEHİR KÜLTÜRÜ] inşa ediliyordu…

Şehirli bir toplum kurmaya yönelen KUR’AN, çağlar boyunca sorun olmaya devam etmiş ve edecek gibi de görünen KADIN-ERKEK ilişkilerini, ileride, aklı başında ve ortak akılla hareket edecek her topluma ışık tutsun diye böyle gayet makul çözümlerle ele alıyor…

Unutulmamalı ki dünyanın bütün toplumları sokağa örtünerek çıkar..

Ormandaki hayvanlar gibi üryan ve natural yaşayan bir toplum yoktur..

Dünyanın bütün şehirlerinde kadınlar ve erkekler [üzerine örtü alarak] cadde, sokak ve işyerlerinde dolaşır. BU SON DERECE İNSANİDİR

Ancak üzerine bir şeyler alarak dışarı çıkmak yetmemektedir ! ..

Kadınların ve erkeklerin konuşmalarına, bakışlarına, hal ve hareketlerine dikkat etmeleri gerekmektedir.

Erkeklerin, kadınlara nazaran doğuştan avantaj sağlayan FİZİKİ güçlerini, kadınların da erkeklere nazaran doğuştan avantaj sağlayan CİNSEL cazibelerini bir silah gibi kullanmamaları, bunu üstünlük vesilesi saymamaları, dahası bunun üzerinden geçinmeye kalkmamaları, doğuştan değil, sonradan kendi çabaları ile elde ettikleri meslek, kültür ve ahlaki meziyetleri ile toplumda kendilerini göstermeleri gerekir.

Çünkü insanın emek sarfederek, bizzat çalışıp kazanarak [sa’y] elde ettikleri dışında, doğuştan gelen avantajları aslında kendine ait değildir. [ONA EMANET OLARAK VERİLMİŞTİR] İnsan doğuştan gelen avantajlarını silah gibi kullanarak değil, emeği ile kişilik sahibi olabilir.

Emeği olmayanın kişiliği de yoktur..

Yesrib’i [Medine] yapma yolunda gelen ayetleri bir de bu çerçevede düşündüğümüzde, aslında KUR’AN, cinsel cazibe gibi doğuştan gelen bir takım avantajlarını kullanarak toplumda üstünlük sağlamaya, bundan rant devşirmeye çalışanların önüne set çekmektedir…

Gerçek anlamda MEDENİ toplum bu değilse NEDİR ? ..

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.

1 Yorum

  1. Kur’an’in kadinlara vakarla evde oturun, demesi konusu, bence daha detayli ortaya konmasi gereken bir konu. Burada cahiliye kadinlari gibi acilip sacilip cikmayin anlami tasimaz sadece. O zaten ayetin devaminda olan ikinci bir aciklama. Bence evlerinizde vakarla oturun demesi daha detayli incelenmeye muhtac. Ikinci olarak ayetin basinda yer alan peygamber eslerine olan hitap seklide daha acilmali. Mumin kadinlar demeyip, peygamber esleri diye hitabinin nedenleri daha detayli ele alinmali. Onun disindaki aciklamalariniz guzel olmus. Tesekkur ederiz….

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.