ARKADAŞ PEYGAMBER

0
958

KUR’AN’da peygamber isimlerinin İBRAHİM MUSA NUH MUHAMMED şeklinde alabildiğine TEK ve YALIN kullanılması öteden beri çok dikkatimizi çekmiştir.

Acaba bu tür isimler KUR’AN’da neden yalın geçiyor ? ..

Biz bunun bilinçli bir kullanım ve mesaj olduğunu düşünebilirmiyiz ? ..

OYSA DİNİ KÜLTÜRÜMÜZDE BUNUN TAM TERSİ BİR DURUM VAR.

MAZHAR-İ MEVCUDAT SEYYİD-İ KAİNAT SERVER-İ FAHR-İ ALEM vb. bir dizi ünvan ve lakaplar sıralanmadan ve özellikle de ”sallallahu aleyhi ve sellem” (s.a.v) demeden peygamber ismini anmak saygısızlık sayılıyor.

Halbuki bu türden abartılı ifadeler BİZANS ve SANSAİ imparatorluk geleneğinin modasıydı.
EMEVİ ABBASİ ve Osmanlı imparatorluklarına da olduğu gibi geçti. Padişahların ve sultanların adı HALİFE-İ RÜY-İ ZEMİN DEVLETLÜ HAŞMETLÜ AZAMETLÜ padişahımız efendimiz hazretleri ..” vs. denilmeden telaffuz edilemezdi.

Keza Yahudi dini kültüründe de örneğin DAVUT diyemezsiniz. DAVUT AMELEH demek zorundasınızdır. Aksi halde hakaret damgası yersiniz ! ..

Şİİ kültüründe de masum imamların adı anılınca üstelik ayağa kalkarak SALAVAT getirmek zorundasınız. Aksi halde imamlara hakaretten dava açılabilir ..

Tasavvufta da velilerin ismi anılınca KADDASELLAHU SIRRIHU diyeceksiniz. Aksi halde çarpılabilirsiniz.

BİR ARKADAŞIMIZ ŞÖYLE BİR ESPRİ YAPMIŞTI Sizin isminiz sıradan duruyor.
Şöyle dini karizma sağlayacak bir isim bulmamız lazım: HOCA MUHİTTİN İBN MUAMMER EL İHSANİ EL CABBARİ gibi. Aman kalsın, meraklısına ver onlardan demiştik.

Dikkat ederseniz büyüklüğü ve erdemi böyle cafcaflı ve tumturaklı isim, ünvan ve imajlarda arayanlar, kendilerine doğrudan isimleriyle hitap edilmesine bozulurlar ..

Oysa KUR’AN, kendi peygamberlerinin isimlerini anarken çarpıcı bir yalınlıkla İBRAHİM MUSA SÜLEYMAN NUH MUHAMMED vb. şeklinde anarak, işbu cafcaflı ve tumturaklı unvan ve imaj edebiyatını dümdüz ediyor !..

KUR’AN’da MUHAMMED ismi dört yerde geçiyor.
Dördünde de onun elçi (resül) olduğu vurgulanıyor.
Daha bir çok yerde haber getiren NEBİ, elçi RESUL, arkadaşınız SAHİBİKUM, o HUVE, onunla birlikte olanlar MEAHU, sen ENTE, kulunu ABDİHİ diye bahsediliyor. Diğer peygamberlerden de kardeşleri EHAKUM şeklinde bahsedildiğini görüyoruz. Hepsini birden anmak gerektiği yerde de elçilere selam olsun SELAMUN ALE’L-MÜRSELİN deniyor.

KUR’AN’ın hiçbir yerinde MUHAMMED ismi geçtiğinde özel bir hitap, unvan ve lakap zikredilmediğini görüyoruz. Sadece Resulullah ALLAH’IN ELÇİSİ şeklinde hatırlatma yapılıyor. Peygamberimizin tabiri caizse RESMİ adı ve ünvanı KELİME-İ ŞEHADETTE’ki gibi ALLAH’IN KULU VE ELÇİSİ dir. Bu bile mesajla yüklüdür.

Peki dini kültürümüzde çok yaygın olan SALAVAT GETİRMEK nereden geliyor ? ..
Yani peygamberimizin ismi anıldığında ”sallallahu aleyhi ve’ssellem” demek zorunda olmak ..

Bunun KUR’AN’da emredildiğini söylüyorlar ..

Madem öyle biz de DUR HELE diyelim ve buraya bir mim koyalım.
Çünkü bunun Müslüman milletlerce üretilmiş tarihsel bir ÖRF olduğunu söylemek başka, KUR’AN’da ALLAH böyle emrediyor demek başkadır ..

Kanımızca SALAVAT AYET’İ diye bilinen ayetin DOĞRU ÇEVİRİSİ ŞÖYLEDİR ;

Hiç kuşkusuz ALLAH ve melekleri peygamberi destekliyor. EY İMAN EDENLER Siz de onu içtenlikle destekleyin. (AHZAB SURESİ 56. AYET)

BU AYET’İ ŞÖYLE ANLIYORLAR ;
ALLAH ve MELEKLERİ peygambere SALAVAT GETİRİYOR, ey İMAN EDENLER siz de SALAVAT GETİRİN

Bu anlayışa göre sanki ALLAH melekleriyle halka oluşturmuş, tarikat meclislerindeki HATM-İ HECEGAH veya teravih namazlarındaki salavâtlar gibi ”ALLAHÜMME SALLİ ALA ..” diye SALAVAT getiriyor !..
Ve bizim de öyle yapmamızı istiyor, ÖYLEMİ ? ..

Burada SALAVAT GETİRMEK veya SALATU SELAM OKUMAK şeklinde bir dizi seremonik TÖRENSEL ÖNÇEDEN BELİRLENMİŞ ifadelerin anlaşıldığını, ayette geçen SALAT kelimesinin esaslı bir anlam kaymasına uğradığını görüyoruz ..

BAKIN BU NASIL OLUYOR ..

SALAT kelimesi insan için kullanıldığında ATEŞE ODUN ATMAK fiilinden gelir.
Bu ise bir destekleme eylemidir. Ateş sönmesin, ocak tütsün diye ateşe odun veya kömür atarsınız, böylece ateşi desteklemiş olursunuz. SALLAT’ı kime yapıyorsanız onu destekliyor veya desteğini istiyorsunuz demektir.

ALLAH’a SALAT etmek yani dua edip namaz kılmak onun desteğini ve yardımını talep etmek demektir.

Nitekim ALLAH’tan SABIR ve SALAT ile yardım isteyin (2/152) ayeti bunu gösterir.

Keza (Kıpkızıl bir ateşe SALAT edilecek ATILACAK seyeslâ naren zate lehebin (111/3) ayetinde de bu manadadır.

BU KÖKTEN TÜREYEN KELİMELERDE DE BU MANANIN OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ ;

Ateşte yanmak, ateşe maruz kalmak SALLA, bir şeyi yakmak için ateşte bırakmak TASLİTEH, ateşte ısınmak ISTILA, ateşte yanma, ateşte kalma ES SILLİ, destek isteme yeri, namaz yeri, seccade MUSALLİ, atın yarışta kazananı desteklercesine ardınca gitmesi TASLİYETE’L FERES, destek talebi, yardım isteği, dua etmek TASLİYE kelimeleri bu köktendir ..

Görüldüğü gibi SALAVAT birine destek veya birinden destek ve yardım isteme manasında kullanılmaktadır. Zamanla ALLAH’ın sevdiği kullarını desteklemesinden mülhem olarak Müslümanların İBRAHİM ve MUHAMMED gibi peygamberleri desteklediklerini, yollarında yürüdüklerini ifade için kullanılır olmuştur.

Kelime kökünden hareketle ALLAH’ın ve meleklerin nebiye SALAT etmesi ve bizim de öyle yapmamızın istenmesi şu demek oluyor:

EY İMAN EDENLER Peygamberin tutuşturduğu İYİLİK, GÜZELLİK, DOĞRULUK, HAK ve ADALET ateşinin sönmemesi için ONU DESTEKLEYİN.

DESTEKLEYİNKİ DAHA BİR GÜR YANSIN. Alev alev YÜKSELSİN. Bunun için ONUN GETİRDİĞİ DİNİ YAŞAYIN YAŞATIN. Kendi çağınıza, mekanınıza ve zamanınıza taşıyın ki onu desteklemiş ONA SALAT ETMİŞ OLASINIZ olasınız. Aksi halde bu ocak söner. ALLAH ve MELEKLERİ bunun sönmemesini istiyor ve onu destekliyor siz de öyle yapın ..

KANIMIZCA AYET’İ CELİLE’DEN DE BİZDEN İSTENEN BUDUR

MUHAMMED ismi her geçtiğinde SALAVAT GETİRMEK diye tabir ettiğimiz, önceden belirlenmiş bir takım ARAPÇA EZBERLERİ OTOMATİKMEN TEKRAR EDİP DURMAKLA ALAKASI OLMADIĞI KANAATİNDEYİZ ..

Ayeti OTOMATİK SALAVAT emri olarak anlayanların çoğu bile ŞAFİİ HARİÇ namazda teşehhüd oturuşundaki SALAVAT’ı okumanın müstahap olduğunu, okumayanın namazını iade etmesinin gerekmeyeceğini söylerler. Yine ayeti böyle anlayanlar arasında bile, MUHAMMED isminin geçtiği her yerde otomatik salavâtın vacip olduğunu söyleyenler olduğu gibi, defalarca geçse bile bir defanın yeterli olacağını, hatta ömürde bir defanın bile yeterli olacağını söyleyenler vardır. (bakınız kaynak Kurtubi, Razi)

FAKAT BİZ SALAT ETMEYİ BÖYLE ANLAMAMAKTAYIZ. Anlasaydık bile ömürde bir defa SALAVAT getirmenin veya yazıyla (s.a.v) yazmanın yeterli olacağı görüşünü tercih ederdik …

Demek ki SALAVAT GETİRMEK dini bir vecibe değil ;
Müslümanların ürettiği bir kültür ..
Hem edebiyat, hem musiki değeri var, doğru ..
Söylenişi gayet güzel, doğru ..
Itri’nin camilerde söylenen salavât bestesi dini müzik açısından da son derece orijinal, tamam ..
Camilerde kitle halinde söylenmesi çocukluğumuzdan beridir çok hoşumaza gider.
İRAN’da buna benzer SALAVAT BESTESİ DİNLEMİŞTİK.
Onlar da kitle halinde söylüyorlardı ve sonunda özellikle AL-İ MUHAMMED vurgusu yapıyorlardı.
Hatta bizdekinden güfte ve beste olarak daha etkileyiciydi ve kulağa hoş geliyordu.

Ama bunlar sonuçta üretilmiş KÜLTÜR ve ÖRFTÜRLER. Hatta Müslüman duyarlılığın edebiyat ve musiki yaratıcılığıdır, yeniliktir. Kanımızca MEVLİD’DE ÖYLEDİR. Hatta yenileri bestelenmeli ve yapılmalıdır.
Biz bunlara karşı değiliz ! ..

Bizim itirazımız OTOMATİK SALAVAT’ın KUR’AN’ın bir emri olduğu iddiasıdır.

Hadi kimileri de öyle anlıyor diyelim ki farklı anlayışlar zenginliktir ona da saygılıyız.
Fakat böyle anlamayanların sanki KUR’AN’ın bir emri inkar ediliyormuş, peygambere saygısızlık ve küstahlık yapılıyormuş gibi yaftalanmasına, hele de SALAVAT TERÖRÜNE varan üste çıkmalarla O SENİN MAHALLE ARKADAŞINMI HADİ ÇABUK SALAVAT GETİR DUYACAĞIM pozlarına girilmesine DUR DİYORUZ

ALLAH’ın resulünün saygınlığını koruma hassasiyetine tüm kalbimizle katılırız.
HATTA BU HASSASİYETİN KAYBOLMAMASINI İÇTENLİKLE DİLERİZ. Fakat bu biraz hassasiyet değil hassasiyet gösterisi oluyor. Böyle yapmakla ALLAH’ın RESULÜNÜ yakınımıza getirmiyoruz, iyi düşünürseniz UZAKLAŞTIRIYORUZ ..

Demek ki toplumun yaygın, makul ve genel kıyafetinden ayrıca ve özel bir din adamı kıyafeti olamayacağı gibi, ayrıca ve özel bir din adamı dili de olamaz. Çünkü din dili diye bir meslek dili yoktur.

ÇÜNKÜ DİN BİR MESLEK DEĞİLDİR. Bu nedenle de DİN dilinin YAŞAYAN DİLLE BÜTÜNLEŞMESİ araziye çıkması, sokağa inmesi, saray ve molla dili olmaktan kurtulması, eski çağlar söylemi olmaktan çıkması, ağdalı ifadelerden arınması, alabildiğine sadeleşmesi, ulaşılamaz ve yakınımıza gelemez halden kurtulması gerekmektedir.

Yukarıdaki ayette geçen SALAT etmekten ayrı olarak SELAM etmek, söz konusu desteği SALATI içtenlikle yapmak veya TÜRKÇE’de kullandığımız o bildiğimiz selam etmektir.

Örneğin sevdiğimiz ve saydığımız birinden bahsederken cümle arasında Kİ KENDİSİNİ BURADA SAYGIYLA ANIYORUM VE SELAMLARIMI GÖNDERİYORUM vs. deriz.

Ve bunu otomatik olarak her defasında yapmayız, yeri gelir söyleriz.
Söylenmediği zamanda kimse NİYE SÖYLEMİYOR SAYGISIZA BAK demez.

Peygamberin ismi geçtiğinde de olması gereken budur.
KUR’AN’daki kullanım da böyledir, yeri gelir peygamberine selam gönderir. Fakat bu otomatiğe bağlanmış değildir. DOĞAL OLANDA BU DEĞİLMİ ? ..

Bahis konusu ayet hicri altıncı yılda nazil olan AHZAP SURESİNDE GEÇER.
AHZAP SURESİ BU AÇIDAN İLGİNÇTİR. Peygamberin evlatlığı, eşleri, ehl-i beytinin kim olduğu, onlara nasıl bakılması gerektiği konuları işlenir.

Bu cümleden olarak söz peygambere getirilir ve ALLAH VE MELEKLERİ ONU DESTEKLİYOR SİZDE DESTEKLEYİN yani onun yanında olun, onunla beraber hareket edin, şanını şerefini koruyun, evlatlığı, eşleri vs. ile ilişkileri hakkında kötü şeyler aklınıza gelmesin, o üzerinize titreyen, çok müşfik, sevgi ve merhametle dopdolu can yoldaşınız, arkadaşınız denmek istenir ..

Peki, peygamberimizin arkadaşları SAHABELER ona nasıl SALAT etmişlerdir ? ..
YANİ ONU NASIL DESTEKLEMİŞLERİDR ? ..

İSMİ ANILDIĞINDA SALAVAT ÇEKEREKMİ ? ..

YOKSA ONU CANIYLA MALIYLA DESTEKLEYEREK ONUN YANINDA YER ALARAK GETİRDİKLERİNİ UYGULAYARAK SAVAŞ MEYDANLARINDA OMUZ OMUZA SAVAŞARAK VURUŞARAKMI ? ..

Peygambere SALATetmenin ne demek olduğunu, en iyi, savaş meydanında etrafında etten duvar örerek koruyan genç sahabeler veya süikast yapılacağını bile bile yatağına yatan ALİ veya TAİF’den taşlanarak kovulduğu sırada önüne atlayarak taşlar ona değmesin diye kafası gözü yarılan ZEYD açıklar.

ÇÜNKÜ ONLAR PEYGAMBERLE BİRLİKTE VURUŞANLARDIR. Hepsi yan yana, omuz omuza ona ARKADAŞ SAHABE olmuşlardır.

YANİ ONLAR SIRTLARINI PEYGAMBERE PEYGAMBER’DE ONLARA DAYAMIŞTIR ARALARINDA SARSILMAZ BİR GÜVEN DOSTLUK KARDEŞLİK OLMUŞTUR

KUR’AN BU DURUMU ŞÖYLE AÇIKLAR ;

SEVGİ ve MERHAMET yumağı haline gelenler (ve tavasav bi’r-rahme). Bu tabir bir de asr suresinde HAKK ve SABR eklenerek kullanılır: HAK ve ADALET için omuz omuza verenler (ve tavasav bi’l-hakk), dertleri ve acıları paylaşanlar (ve tavasav bi’s-sabr) ..

Bütün bunlarda ortak olan arka çıkmak, omuz vermek, elbirlik olmak yani desteklemek, yanında yer almaktır

AYET’İ CELİLEDE CENAB’I HAKK’IN DA BİZDEN İSTEDİĞİ BUDUR. Çünkü kendisi de melekleriyle birlikte peygamberine öyle yapmaktadır. Yoksa ALLAH melekleriyle birlikte oturmuş da bizim yaptığımız gibi SALAVAT çekiyor DEĞİLDİR ..

PEKİ PEYGAMBER ÖLELİ ONDÖRT ASIR OLDUĞUNA GÖRE ONA SALAT ETMEK BUGÜN NE ANLAMA GELİYOR ? …

MABETLERİ ITRİ’NİN SALAT’I MÜNCİYESİ İLE ÇINLATMAKMI ? ..
Ki o mabetlerin arka sokaklarında KIZLAR DİRİ DİRİ GÖMÜLÜR, İNSANLAR BİRBİRİNİ ALDATIR, YALAN, DOLAN, HAKSIZLIK, HIRSIZLIK, YOLSUZLUK, YOKSUZLUK, AÇLIK, ZİNA, FUHUŞ ayyuka çıkar ! ..

EZAN’I MUHAMMEDİ’nin susmaması ve böylece MUHAMMED isminin semalarda inlemesi mi ? ..
Ki o semaların altında insanlar da zulümden inler …

BU DURUMDA MUHAMMED’E SALAT ETMEK YANİ DESTEK VERMEK NE DEMEKTİR ? ..

ŞU DEMEKTİR ;

YALANI DOLANI HAKSIZLIĞI HIRSIZLIĞI YOLSUZLUĞU YOKSULLUĞU AÇLIĞI BASKIYI ZORBALIĞI
velhasıl bütün bir zulmü ortadan kaldırmak için meydana atılmak, gerçek ve adalet HAKK uğruna savaşmak, vuruşmak ..

Bu uğurda gelen belalara GÖĞÜS GERMEK, DİRENMEK, DERTLERİ ve ACILARI paylaşmak SABR ..

SEVGİ VE MERHAMET RAHMET YUMAĞI HALİNE GELMEK Bunları yapanlara arka çıkmak, onlara ARKADAŞ ve YOLDAŞ olmak, ELELE VERMEK , omuz omuza MÜCADELE ETMEK ..

ALLAH, melekleriyle tıpkı peygambere yaptığı SALAT gibi, bunları yapanlara da SALAT edeceğini destekleyeceğini, yardım edeceğini ve yanlarında olacağını söylüyor.

HAKKI, SABRI ve RAHMETİ tavsiyeleşmek de, bunu yapanlara ALLAH’ın melekleriyle birlikte SALAT etmesi de bu olmak icap eder ..

Aksi halde, biliniz ki, KİM BANA ŞU KADAR SALAVAT GETİRİRSE BU KADAR GÜNAHLARI AFFOLUNUR
türünden HADİSLERİN ASLI YOKTUR, UYDURMADIR.

Günahları affettirmenin YOLU yaptığı kötülükten dünyadayken dönüş yapmak TÖVBE, HELALLİK DİLEMEK ve ONU BİR DAHA YAPMAMAKTIR. Bunu yapmadıkça insanlara haksızlık yapanlara ve yeryüzünde zorbalık yapanlara (Şura; 42) İSTERSELER YÜZ BİN SALAVAT ÇEKSİNLER AF YOLU KAPALIDIR.

DİKKAT EDİN Sadece MÜSLÜMANLARA DEĞİL İNSANLARA zulmedenlere ve sadece ORTADOĞU’da değil YERYÜZÜNDE ZORBALIK YAPANLARA ..

Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve YERYÜZÜNDE haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır

(ŞURA SURESİ 42. AYET)

ALİ ŞERİATİ’ni ilk okuduğumuz yıllarda peygamber ve sahabe isimlerinden KUR’AN’IN USLUBUNA PARALEL MUHAMMED MUSA İBRAHİM ALİ ÖMER EBUBEKİR ZEYD vs. diyerek konuşmasını çok yadırgar ve öğrenci evlerinde MAHALLEDEN ARKADAŞI GİBİ KONUŞUYOR BU ADAM MÜSLÜMANMI ?tartışması yapardık.

ONUN SADE YAŞAYAN ÇAĞA DÖNÜK DİNAMİK DİLİ BİZİM ZİHİNLERİMİZİ SARMIŞ AĞDALI TAPINAK ve VAİZ DİLİNE ÇOK YABANCI GELİRDİ ..

Sonradan anladık ki asıl onun yaptığı doğru. KUR’AN’ın bu hususta vermek istediği mesajı bütün riskleri göze alarak asıl o sürdürüyor …

Dini kitaplara bakın başta peygamber isimleri olmak üzere MÜBAREK şahısların ismi,
hazretleri HZ ..
sallallahu aleyhi ve’ssellem S.A.V ..
radıyallahu anha R.A ..
kaddasallahu ve sirruhu K.S .. ifadelerinden geçilmez.

BUNLARI OKUYAN BİRİSİ KENDİSİNİ ULAŞAMAYACAĞI BİR BAŞKA DÜNYAYA kutsi ruhlar, evliyalar alemine girmiş gibi hisseder ve sürekli acaba günah mı işliyorum endişesi taşır.

Bir an evvel buradan çıkarak hayata, yaşama dönmek ister.
Dönünce de OH BE HAYAT VARMIŞ duygusu taşır.

ÇÜNKÜ BU DİL HAYATIN DİLİ DEĞİLDİR. Anlaşılmaz ifadelerle örülü, kendine özgü Arapça dini terimler yığınından ibaret bir tapınak dilidir. O mesleği bilenlerce açıklanıp yorumlanması gerekir.

Biliyorum, böyle söylememize MESLEK ERBABI çok kızıyor. HazırladığımIZ meale RUHANİLİK KAYBOLMUŞ KUR’AN SANKİ SOKAĞA SESLENİYOR GİBİ OLMUŞ diyorlar. TAM İSABET Notre Dema’nın Kamburu filmini seyrederken papazın PEDER İNCİLİ TERCÜME EDECEĞİZ HERKES ANLAYACAK teklifine öfkeyle HAYIR OLMAZ O ZAMAN BEN NE OLACAĞIM DEMESİ GİBİ

Bunların peygamberin bize arkadaş olmasıyla ne alakası var demeyin. BİLİNKİ İŞ BURADAN BAŞLAYACAK

ÖNCE DİN DİLİ YAŞAMIN DİLİ OLARAK YENİDEN İFAADE EDİLECEK Yaşamın dilinden ayrı bir din dili olmadığı gösterilecek. Bize yakın ve sıcak gelen, yaşayan, canlı bir dil ..

ÇÜNKÜ İLK DOĞDUĞUNDA ÖYLEYDİ ..

PEYGAMBER BİZE ÇOK UZAKLARDA ÖRNEK ALINAMAYAN HİÇ BİR ZAMAN BİZE ARKADAŞ OLAMAYACAK BİR RÜYALAR RUHANİLER MUCİZELER ALEMİ FİGÜRÜ OLMAKTAN ÇIKARTILACAK
Yanınızda yürüyen, evinize misafir olan, borç isteyen, düşmanı şehrin dışında mı karşılasak diye soran, bak bu iyi fikir hiç öyle düşünmemiştim diyen, nasıl gidiyor evlilik diye hal hatır soran, hoş geldin gözüm gel buyur otur diye yer gösteren ARKADAŞ bir peygamber olacak ..

EVET ARKADAŞ ..

BANA ARKADAŞINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM DEMİŞİZ DEĞİLMİ ? ..

NEDEN ? ..

ÇÜNKÜ ARKADAŞ OLURSA ÖRNEK ALABİLİRSİNİZ . Aksi halde DİNİ LİDER veya RUHANİ REHBER örnek alınmaz. Sırlı rüyaların beyazlar içindeki ruhani dedesi gibi size buhurlar içinden nazarla bakar ve kaybolur.

ONA SALAVAT GETİRİLİR TESBİH ÇEKİLİR. Yanınızda yürüyen, yaşayan bir örnek olamaz. BUDA BİZİM GİBİ ÇARŞIDA YÜRÜYOR YEMEK YİYOR SU İÇİYOR BU NASIL PEYGAMBER ? dersiniz.

Onu hayatın içinde görürseniz salavât çektiğim bu muydu diye itiraz edersiniz. GİT BANA BUHURLAR İÇİNDE TEKRAR GÖRÜN dersiniz. ALİ, AHMET, HASAN, GÖKHAN diye anılırsa basbayağı bizden birisi olacağı için kabullenemezsiniz.

Bu nedenle şu an çıksa evinize veya işyerinize gelse BEN MUHAMMED SELAMUN ALEYKÜM (SELAM) dese küstaha bak diye üzerine yürürsünüz ..

Bu nedenle Ali Şeriati MUHAMMED KİMDİR diye kitap yazınca, DİN BEKCİSİ kesilip yazarı hizaya sokma havasında ve gayet takva numunesi edasıyla O SENİN MAHALLE ARKADAŞINMI diye zılgıt çekersiniz.

Bu nedenle SALAVAT ÇEKMEK artık peygamberi bize arkadaş kılmıyor.
BİZDEN UZAKLAŞTIRIYOR. ÖYLE BİR SAYGI ANLAYIŞIKİ İSMİNİ ANAMIYORSUNUZ.
YANINIZDA YÖRENİZDE GÖREMİYORSUNUZ.

İnsan arkadaşının ismini kırk türlü salavât seremonisi ile anar mı ? ..
Bir çırpıda ve direk ismini söyleyemiyorsanız arada resmiyet var demektir ve o sizin arkadaşınız olamaz. Arkadaşınız olamazsa örnek de olamaz ! ..

Kaldı ki ALLAH’ın RESULÜ dışında bir isimle anılacaksa ona en yakışan ve tamamen gerçeğin ta kendisi olan ifade MUHAMMED-ÜL EMİN (Dürüst Muhammed) olabilir.

BUNDAN DAHA BÜYÜK BİR ÜNVAN NE OLABİLİR ? ..
Zaten o önce bu olduğu için ALLAH’ın RESULÜ OLMUŞTUR ;

Sana olan nimeti sayesinde Rabbin ile konuşuyorsun, cinlerle değil. Bu sana lütuf ve ikram dışında hak ettiğin bir karşılıktır. ÇÜNKÜ SENİN MUAZZAM BİR AHLAKIN VAR hiç kuşkusuz ! ..

(KALEM SURESİ 2-4. AYETLERİ)

BİZE SORARSANIZ ALİ ŞETİATİ’NİN TARZI DAHA DOĞRU. Hem uslup olarak KUR’AN kullanımına uygun, hem de GAYET SADE BİR DİL Hayattan kopuk, AĞIR VE AĞDALI BİR TAPINAK DİLİ OLUŞTURMUYOR.

Peygamberleri ulaşılmaz, yaşanan hayatta karşılığı olmayan, kendileriyle ARKADAŞ olunamayacak, uzaklarda piri fani varlıklar olarak resmetmiyor. Kendi hayatımıza, içimize, yanı başımıza getiriyor. Biz bu dili daha çok seviyoruz.

Ne yani peygambere ARKADAŞIMIZ gözüyle mi bakacağız derseniz, EVET O SİZİN ARKADAŞINIZ deriz. Çünkü hem KUR’AN, hem de KENDİSİ ÖYLE DİYOR ..

KUR’AN ONUN İÇİN ARKADAŞ KELİMESİNİ BİZZAT KENDİSİ KULLANIR ;

”Arkadaşınızı cin çarpmış değildir” (34/46)

”Arkadaşınız yoldan çıkmış ve sapıtmış değildir” (53/2)

”Arkadaşınız bir mecnun değildir ”(81/22)

”Arkadaşı ona ‘üzülme Allah bizimle beraberdir’ dediği zaman.. ” (9/40)

Onun ÖĞRENCİLERİ TEBASI MÜRİDLERİ HAYRANLARI FAN KULÜBÜ vs.değil sahabeleri yani ARKADAŞLARI vardı. VEDA HUTBESİN’de de onlara böyle hitabetti ASHABIM (ARKADAŞLARIM)

NE ASİL VE KLAS BİR HİTAP

NE DEMEK ARKADAŞ ? ..

Arkanda duran, sırtını güvenle yasladığın demek ..

NE DEMEK SAHABE ? ..

Sohbet ettiğin, konuştuğun, dertleştiğin, hemhal olabildiğin demek ..

Hep en iyi arkadaşın ne olduğunu annelerimiz öğretir diye düşünmüşüzdür.
Öyle ya eve gelince ilk KARNIN AÇMİ ? diye sorarlar.
Bunu ancak senli benli olabildiğin GERÇEK BİR ARKADAŞ SORAR DEĞİLMİ ? ..

BÖYLE BİR ARKADAŞINIZ OLMASINI İSTERMİSİNİZ ? ..

İŞTE PEYGAMBERİN SAHABELERİYLE ARKADAŞLIĞI BÖYLEYDİ

Hangi fil dişi kulesine çekilmiş lider halkla dertleşir ? ..

Hangi şeyh muridlerini arkadaşı olarak görür ? ..

Hangi yıldız hayranlarının arasına karışır ? ..

Hangi din adamı kendini AVAMLA aynı kefeye koyar ? ..

Hangi efendi meclisindekilere su dağıtır ? ..

BUNLARI ANCAK ETRAFINDAKİLERE ARKADAŞ GÖZÜYLE BAKANLAR YAPABİLİR ! ..

PEYGAMBERİMİZ KESİNLİKLE BÖYLE BİRİSİ İDİ. Yanındakileri, kendisiyle beraber olanları ARKADAŞI olarak görüyordu onun için onlara sahabe ARKADAŞ DERTTAŞ YOLDAŞ denildi.

Karşısında titreyen bir adama KURU HURMA YİYEN BİR KADININ OĞLUYUM NE TİTRİYORSUN BE ADAM dedi ..

Yemen’den gelen MUAZ BİN CEBEL yanına gelince SECDE EDİP ETEKLERİNE KAPANDI.

Yakasından tutup KALDIRDI VE SORDU

NE YAPIYORSUN BU YAPTIĞIN NEDİR ? ..

Muaz EY ALLAH’ın RESULÜ, Yemen’de Yahudi ve Hristıyan alimlerinden gördüm.
Birbirlerini böyle selamlıyorlar, PEYGAMBERLERİN SELAMLANMASI BÖYLEYMİŞ dedi.

Şöyle cevap verdi:

DİK DUR ve ALLAH’ın SELAMI SEVGİSİ ve MERHAMETİ (RAHMETİ) seninle olsun (DE) BİZİM SELAMLAMAMIZ BUDUR ONLAR PEYGAMBERLERİNE İFTİRA ATMIŞ DEDİ ! …

Kimseyi ÖNÜNDE EĞDİRMEDİ Kimseye ELİNİ ÖPTÜRTMEDİ. Kendisi içeri girince KİMSEYİ AYAĞA KALDIRMADI. Sürekli BENDE SİZİN GİBİ BİR İNSANIM derdi. Peşinden gelenleri değil yanında olanları hep ARKADAŞLARI olarak gördü.

Nitekim KUR’AN da öyle demiyor mu ; MUHAMMED VE ONUNLA BERABER OLANLAR (meahu) ..”

Bu çok farklı bir ilişkidir. PATRON-İŞÇİ ŞEYH-MÜRİD HOCA-TALEBE EFENDİ-KÖLE ilişkisine alışık olanlar bunu anlayamaz. VE DE GAYET RAHATSIZ OLURLAR

Dünyada GERÇEK ANLAMDA arkadaş gibisi var mıdır ? ..

Karşısında dik durulmasını isteyen, GÜLENLE GÜLEN, AĞLAYANLA AĞLAYAN, ARKADAŞLARININ ÜZERİNDE TİTREYEN, MAZLUMLAR İÇİN MEYDANA ATILAN, BELALARIN İÇERİSİNE DALAN ÖKSÜZ BİR VİCDANA DESTEK VERMEK Onunla ALLAH’ın günlerini yaşamak, DESTANLAR YAZMAK, TARİH YAPMAK, davasını KENDİ DAVAN , yolunu KENDİ YOLUN BİLMEK, ona ARKADAŞ OLMAK, ekmeğini aşını onunla paylaşmak ve YENİ BİR DÜNYA İÇİN onunla omuz omuza savaşmak, çarpışmak, vuruşmak

ONUN ZAMANINDA YAŞASAYDIK BİZİM İÇİN EN BÜYÜK BAHTİYARLIK HERHALDE BU OLURDU

Siz siz olun PEYGAMBERİ ARKADAŞINIZ OLARAK GÖRÜN. BİZ ÖYLE GÖRÜYORUZ. İsmini arkadaşınızı anar gibi anın. KORKMAYIN KIZMAYACAKTIR ..

VE PEYGAMBERE ARKADAŞ OLMAK İSTİYORSANIZ ÇEVRENİZDE ONUN YAPTIĞI GİBİ ARKADAŞLIK DESTANLARI YAZIN İŞTE O ZAMAN YAŞAYAN SAHABE OLURSUNUZ

Bir KIVILCIM düşer önce BÜYÜR YAVAŞ yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş
DOLDURMAZ BOŞLUĞUNU ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu EN SICAK DUYGUDUR arkadaş

REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.
REKLAM GELİRLERİMİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE BURS OLARAK İNFAK EDİLMEKTEDİR.